Freitag: Vatana yeniden değer kazandırmak

Martina MESCHER
Freitag

Hristiyan Birlik Partileri (CDU ve CSU) ile sosyal demokrat SPD, büyük koalisyon sözleşmesi üzerine mutabakata vardı. Kaybedenler çoktan belliydi: İşsizler, mülteciler ve SPD Başkanı Martin Schulz!

Seçimin üç mağlup partisi koalisyon kurmak için bir araya gelirlerse cesaretli adımlar atacaklarını beklemek saflık olur. SPD ve Birlik partileri ileriye bakıp kendi doğrultularında cesur olmaktan görüşmeler başladığında vazgeçmişlerdi, koalisyon sözleşmesinde de aynı çizgilerini korudular. Çevre korunması, bakım hizmetlerindeki kriz ve yaşlılıkta yoksulluk konularında çözüme götürecek herhangi bir karar alınmadı. Koalisyon sözleşmesi süzgeçli bahçe sulama kovası prensibine göre hazırlandı, herkes için bir şeyler var. Silah ve otomobil tekelleri kârlarına kâr katmaya devam edecekler, birikmiş parası olan ailelere kendi evlerini inşa etme olanağı tanınacak, şimdiye kadar etkisiz kalan kira zamlarının frenlenmesi daha etkili hale getirilecek, orta gelirliler biraz daha az yük taşıyacaklar ama işsizler ve mültecilere verilecek bir şey yok…

Aslında SPD masaya otururken iki konuda taviz vermeyeceğini açıklamıştı; sağlık alanında oluşturulan sınıf farkına göre muayene ve iş piyasasındaki sözleşmesiz işçilerin çalışma süresinin uzatılmasına karşı mücadele edecekti. Sonuçta sözleşmesiz çalışma süresinin 2 yıldan 1.5 yıla indirilmesi konusunda anlaşmaya varıldı. Doktor ücretlerinin dengeli hale getirilerek iki sınıflı sağlık hizmetinden kurtulunması ise kurulacak bir komisyona havale edildi. SPD’nin büyük koalisyon GroKo görüşmelerinde parti çıkarlarını, özellikle de kaç ve hangi bakanlığı alacağını dikkate aldığı söylenebilir. Bunda da başarılı oldu. Aralarında kilit bakanlıklardan Maliye Bakanlığının da olduğu altı koltuk SPD’ye gitti. Bu sayede mart ayı başında yapılacak üye oylamasında sözleşmenin içeriğine değil alınan bakanlık sayısına bakılarak GroKo’ya evet denmesi sağlanabilir. Bu durum CDU’ya çok ağır gelmiş olabilir ama maliye bakanlığını, Hartz 4 yasalarını gönülden savunan, servetin dağılımında yoksulların dikkate alınmasını neredeyse safsata olarak gören bir sosyal demokratın, Olaf Scholz’un üstlenecek olması acıyı azaltıyor. SPD bu sayede başkanlık sorununu da çözdü. Şimdiki Başkan Schulz Dışişleri Bakanı, Andrea Nahles de parti başkanı olacak.

Seçimlerden CDU’nun zayıflayarak çıkması, azınlık hükümeti kurulması korkusu ve önümüzdeki dönem Bavyera’da yapılacak seçimlerde kardeş parti CSU’ya kıyak yapma arzusu Angela Merkel’i taviz vermeye, SPD’ye aralarında Dışişleri ve Maliye Bakanlıkları gibi iki kilit bakanlığın da olduğu altı bakanlığı teslim etmeye ikna etti. İçişleri Bakanlığı Bavyera partisi CSU’ya verildi ve kapsamına ‘vatan’ ve inşa da alınarak İçişleri ve Vatan Bakanlığı olarak isimlendirildi. Vatan Bakanlığı ismi, George Bush’u hatırlatarak, kanun ve düzen sözlerini duyunca kalbi hızlı atmaya başlayanları ve ırkçı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin ilham verdiği sınır dışı etme politikasının taraftarlarını sevindirdi. Böylece AfD sempatizanlarına ödün verilerek, CSU’nun AfD’ye kaptırdığı seçmenlerin geri alınması hedeflendi. CSU, kendi sağında hiçbir partiye izin vermeme ilkesini bu sayede koruyabilecek mi bilinmez.

İçişleri bakanlığının adı ve kapsamının değiştirilmesi, öncü kültür konusunda yeni tartışmalar yaşanacağı nedeniyle, sadece federal meclisteki sol muhalefet için endişe verici değil, parlamento dışı muhalefet için de ürkütücü. CSU, her zaman aşırı sola karşı mücadeleyi öne çıkaran bir parti oldu. Örneğin 2017’nin temmuz ayında G20’ye karşı Hamburg’da yapılan eylemleri bahane ederek antifaşistlerin yaşadığı Roten Flora’nın kapatılmasını talep etti. Aralık ayındaki parti kongresinde gençlik örgütü Junge Union, antifaşistlerin teröristlerle aynı kefeye konup mücadele edilmesini istedi. Çevre koruma eylemcilerine karşı sert tedbirler alınması da talepler arasındaydı. Bunlar şimdiye kadar Bavyera’dan gelen etkisiz gürültülerdi ama İçişleri, ve de Vatan Bakanlığının CSU’ya verilmesi sonrası sol protestonun kriminalleştirilmesi tehlikesinin daha da büyüyeceği açık.

(Çeviren: Semra Çelik)