Liberation: Büyük koalisyon Macron’a küçük destek

Jean QUATREMER
Liberation

Emmanuel Macron, cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasının merkezine Avrupa konusunu yerleştirerek ülkede var olan yirmi yıllık Avrupa korkaklığıyla koptu. Fakat, aceleye getirilmiş genişlemeler ve 10 yıldır süren krizlerden dolayı hassaslaşmış bir Avrupa entegrasyonunu Alman partneri olmadan tekrar canlandıramayacağını ta baştan çok iyi biliyordu. Oysa ki Alman Başbakan Angela Merkel, Avro Para Bölgesi’nin yaşayabilmesi için kriz esnasında zorunlu olan reformları gönülsüzce ve son anda kabul ederek sergilediği gibi, büyük bir Avrupalı olmaktan çok uzak. Fakat, salının çarşambaya bağlandığı gece beklenmedik CPU-CSU-SPD (GroKo) büyük koalisyonu sayesinde Macron Avrupa hayalinin hayat bulmasını artık umabilir. Ya da en azından buna ulaşabilmek için tüm kartları artık elinde bulunduruyor.

26 Eylül’de Sorbonne’da, Alman genel seçimlerinden 3 gün sonra, Avrupa üzerine bir konuşma yaparak Berlin’in ajandasını etkilemeye çalışması karşısında birçok yorumcu dalga geçmişti. Fakat tam da bu oldu. Ta o zaman bile CDU-CSU-FDP’li liberaller ve Yeşiller arasında görüşülen “Jamaika koalisyonu” tartışmalarında bile Avrupa konusu gündemin en üst sıralarında yer alıyordu. Merkel, ülkesinde büyük reformlar hayata geçiremediği sürece, siyasi “babası” Helmut Kohl misali, adını tarihe sadece AB ve Avro Para Bölgesi’ni güçlendirmeyi başarabildiği koşullarda yapabileceğini biliyordu.

Fakat, Avrupa konusunun gerçek anlamda merkezi bir konuya dönüşmesi ancak sosyal demokratların dansa girmesiyle başladı. 2017’den bu yana eski Avrupa Parlamentosu ve gönülden federalist Avrupa savunucusu olan Martin Schulz tarafından yönetilen SPD de, Eski Maliye Bakanı ve Avrupa da çok sempatik bir imajı olmayan Wolfgang Schäuble’ın temsil ettiği kemer sıkma politikalarını tamamen gömerek Avrupa tarihini etkileme konusunda kararlı. Bu konunun merkezi önemine vurgu yapmak için (İki partner arasında ocak ortasında imzalanan) GroKo (büyük koalisyon) ön anlaşmasının en başlarında gelen konu iç sorunlar değil, Avrupa konusudur. Böylesi bir denge oyunu bir ilktir. Böylelikle kurulacak koalisyon Fransa ile el ele çalışmaya hazır olduğunu baştan ilan etmiş oluyor. Macron’un çağrısı öyle yankı bulmuş ki, koalisyon AB içinde daha az “liberal” ve daha fazla iş birliği eğilimi gösterecek olan bütçe, vergi ve sosyal alanlardaki birçok öneriyi kabul ediyor.

Ve her şeyden de öte, yeni koalisyon Alman tabularından birisini, yani Avrupa bölgesinde mali dayanışmayı reddetme eğilimini tamamen terk edecek. Macron’un Avro Para Bölgesi’nde bir bütçe oluşturma önerisini, SPD diğer gönülsüz partnerlerine dayatabilmiş. Bunun karşılığında ise şu ana kadar krizde olan ülkelere borç para veren Avrupa istikrar mekanizması, IMF modeli misali, kamu borçlarının yeniden yapılandırabilmesine yönelik (Bunları kısmen ya da tamamen iptal etme olasılığıyla) Avrupa Para Fonu’na (FME) dönüştürülecek. Yani Berlin dayanışmayı kabul ediyor, fakat Almanya’nın avro para bölgesinin kasası olmamasını garanti altına alacak sağlam bir sopayı elinde bulundurma koşuluyla.

Buna rağmen, GroKo, FME’nin Avrupa hukukuna yazılmasını da kabul ediyor, bu ise Berlin’in veto hakkının sonu ve Avrupa Parlamentosunun denetim hakkının yolunu açıyor. Fakat, Macron’un bir Avrupa mali bakanlığı ya da avro para bölgesine has bir parlamento oluşturmaya yönelik önerilerinin hiçbiri CDU-CSU ve SPD arasındaki koalisyon anlaşmasında yer almıyor. Ancak bunların hiçbiri açıktan da reddedilmiyor. Böylesi bir kırmızı çizginin olmaması aslında anlaşmanın en ilginç yanlarından birisi. Böylelikle Fransa, kalıplaşmış bir hükümet anlaşması tarafından reddedilme riski olmadan önerilerinin hâlâ tartışılmasını umabilir. Fransa-Almanya motoru için geriye partnerlerini ikna etme kalıyor. Özellikle de merkez ve Doğu Avrupa’da demokratörlüklerin* gelişmesiyle bu hiç de kolay olmayacaktır

* Demokrasi ve diktatörlüğün bir arada olduğunu ifade eden kavram

(Çeviren: Deniz Uztopal)