Önce Deniz’i görmek istiyoruz

YÜCEL ÖZDEMİR

Almanya’da basın ve siyasetçilerin gündeminde iki gündür bir kez daha Die Welt gazetesinin Türkiye Temsilcisi Deniz Yücel var. Bunun birinci nedeni Deniz’in tam 367 gündür Silivri Cezaevinde tutuklu olması.

Bir yıldır hakkında iddianame dahi hazırlanmayan Deniz Yücel’in serbest bırakılması için başkent Berlin’de ve memleketi Flörsheim’de araba konvoyu oluşturuldu, uyarı nöbeti tutuldu. Bir kez daha Türkiye hükümetinin Deniz’i Almanya’ya karşı rehin aldığı hatırlatıldı ve derhal serbest bırakılması talep edildi.

İkinci nedeni ise dün Berlin’de Başbakan Angela Merkel ile bir araya gelen Başbakan Binali Yıldırım’ın Alman birinci televizyon kanalı ARD’de Pınar Atalay’ın sorularına verdiği yanıtta, açıkça, “Kısa sürede serbest bırakılacağını umuyorum. Bu konuda kısa sürede gelişmelerin olacağı kanaatindeyim” demesi…

Atalay’ın “Neden kısa bir süre içinde bunun olacağını söylüyorsunuz?” sorusuna Yıldırım’ın yanıtı oldukça geneldi: “Kısa sürede mahkemeye çıkacak ve her duruşma serbest bırakılması için bir şanstır.”

Ortada somut bir mahkeme tarihi, iddianame olmamasına rağmen bir kez daha Deniz’in kısa süre içinde serbest bırakılacağına dair umutlar yayıldı. Hal böyle olunca genel kanı, Türkiye’nin Deniz konusunda yumuşama sürecine girdiği yönünde. Ancak bunun diplomatik manevra olma ihtimali çok daha yüksek. Nihayetinde Almanya’ya gelen Yıldırım’ın pazarlık masasına, “Deniz Yücel konusunda hiçbir şekilde geri adım atmayacağız” diyerek oturması durumunda bir ilerlemenin olmayacağı açık. Dolayısıyla beklenti yaratarak, istediklerini elde etme politikası yapılıyor. Çavuşoğlu-Gabriel görüşmesi öncesinde de Deniz Yücel konusunda benzer açıklamalar yapılmıştı, ama aradan geçen bir aydan fazla bir sürede davada bir hızlanma olmadı.

ARD’deki röportajda Yıldırım, Deniz Yücel konusundaki pek çok soruya “Mahkemeler karar verir”, “Yargı bağımsızdır” gibi bildik yanıtlar verirken sonra Almanya ile gerilim konusunda “Geçmişi unutup, geleceğe bakmak istiyoruz” diyerek noktayı koydu.

Demek ki, Türkiye yöneticileri Almanya’ya yönelik “Nazi geçmişi” hakaretlerini unutma niyetinde. Almanya açısından “Geçmişi unutmanın” kriterlerinden birinin Deniz Yücel’in serbest bırakılması olduğu çoktan biliniyor. Bu nedenle, Merkel ve koalisyon ortağı partiler istese de “Geçmişi unutmak” pek olanaklı görünmüyor. Bunu yaptıkları takdirde içeride sürekli eleştirilerin hedefinde olacaklarının farkındalar.

Merkel’in hiçbir şey olmamış gibi Yıldırım ile bir araya gelmesi Sol Parti ve Yeşiller tarafından eleştirildi. Deniz Yücel olayının yanı sıra Afrin’e yönelik askeri harekat konusunda da pek çok eleştiri bulunuyor. Ama öyle görünüyor ki, Türkiye bölgede içinde girdiği gerilim ve ekonomik sorunlar nedeniyle Almanya ile ilişkileri hızlı bir şekilde “normalleştirmek” istiyor.

Bu normalleşme asıl olarak her iki ülkenin dışişleri bakanlarının 6 Ocak’ta Goslar’da bir araya gelmesiyle başlamıştı. Yıldırım-Merkel görüşmesi bu süreci bir üst basamağa çıkarma anlamına geliyor. Normalleşmede zirvenin ise Erdoğan-Merkel ya da Erdoğan-Steinmeier görüşmesi olacağı açık. Henüz böyle bir görüşme planlanmış değil. Ancak muhtemeldir ki, diplomasinin arka odalarında bunun zemini de yoklanıyor. 26 Mart’ta Varna’da yapılacak AB-Türkiye zirvesinde Erdoğan-Merkel görüşmesi ihtimal dahilinde.

Öyle görünüyor ki, her iki ülkenin yöneticileri dönemsel ve bölgesel çıkarlar nedeniyle ilişkileri hızlı bir şekilde normalleştirme eğilimindeler.

Peki ya Deniz?

Deniz konusunda son sözü Erdoğan’ın söyleyeceğini dünya alem biliyor. Çünkü ilk sözü de o söylemişti: “Ben bu makamda oturdukça Almanya’ya iade edilmeyecek.”

Kameralar karşısında yüksek perdeden ifade edilen, Deniz’in “ajanlık” ve “bölücülükle” suçlandığı bu davada, Erdoğan müdahil olmaktan vazgeçmediği sürece bir ilerlemenin sağlanması pek mümkün görünmüyor. Bu nedenle bugünden fazla iyimserliğe kapılmadan önce Deniz’in dışarı çıkmasını beklemek gerekiyor. Zira, Deniz’in tutuklanmasına karar veren asıl güç daha sessizliğini koruyor.

Bu kadar ağır ithamdan sonra Deniz’in serbest bırakılması öncelikle Erdoğan’ın siyasi yenilgisi olacaktır.

Alman hükümetinin, Deniz Yücel serbest bırakılmadan Türkiye ile ilişkileri normalleştirme çabası içerisine girmesi, üst düzeyde ağırlamalar yapması, askeri ve ticari ilişkileri aksamadan sürdürmesi, otoriter rejime yönelik eleştirilerdeki tutarsızlığı bir kez daha ortaya koyuyor. Asıl olarak karşılıklı çıkarlar üzerinden yükselen iki ülkeler arasındaki ilişkilerde insan hakları, demokrasi ve basın özgürlüğü gibi temel değerler çoğu zaman bir ayrıntı olarak kalıyor.

Bu nedenle, Deniz serbest bırakılıp Almanya’ya gelmeyene kadar her alanda mücadelenin aksatılmadan sürmesi gerekiyor. Yani önce Deniz’i görmek gerekiyor.