Silah satışı endişe verici boyutta

Alman Barış Topluluğu / Savaş Karşıtları Birliği (DFG/VK) Genel Sözcüsü Jürgen Grässlin, yıllardın Alman devletinin yurtdışına silah göndermesine karşı kampanyalar düzenliyor, inisiyatifler geliştiriyor. Yürütmüş olduğu bu mücadele nedeniyle aralarında başta Aachen Barış Ödülü olmak üzere pek çok ödül aldı. Hükümetin silah satış raporlarını mercek altına alıyor. Grässlin ile yeni hükümetin silah satış planlarını, Türkiye’ye silah satışı ve Afrin operasyonunu konuştuk.

YÜCEL ÖZDEMİR / SEMRA ÇELİK

Sayın Grässlin, yıllardın silahlanmaya karşı mücadele yürüten birisi olarak yeni federal hükümetin koalisyon anlaşmasında silah ihracı bölümünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

7 Şubat 2018’de CDU/CSU ve SPD arasındaki yeni koalisyon sözleşmesini açıklandı. İnsan hakları örgütlerinin, kiliselerin ve sendikaların olduğu 140’dan fazla örgütün biraraya gelmesiyle başlatılan ‘Silah Ticaretini Durdurun Kampanyası’ olarak sözleşmeyi silah ticaretiyle ilgili durumu endişe verici buluyoruz. Bu sözleşmeyi analiz ettiğimizde, verilerin yanlış olduğunu tespit ettik. Örneğin üçüncü ülkelere silah ihracatının sınırlandırılmasına devam edileceğinden söz ediliyor. Bu gerçekliğe aykırı, CDU/CSU ve SPD’den oluşan büyük koalisyon, kendinden önceki CDU/CSU, FDP koalisyonuna göre üçüncü ülkelere silah satışını yüzde 40 arttırdı. Şimdiki oran ise yüzde 60 oranında. Bu, Almanya’nın silah ihracatının yüzde 60’ının Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Nijerya, Mısır gibi ülkelere gittiğini gösteriyor. Aslında Alman hukuku bu tür ülkelere sadece aşırı olağanüstü durumlarda silah satılabileceğini söylüyor, normal durumda değil. Dolayısıyla yani hukuk çiğnenmiş oluyor.

Kurulacak hükümet açısından Avrupa Birliği çok önemli bir rol oynuyor. Belirlenen hedeflere bakıldığımızda bunlar AB’nin daha da militaristleştirilmesi anlamına mı geliyor?

Ne yazık ki AB’nin değişik düzeylerde militaristleştirilmesi anlamına geliyor. Almanya’nın silah satışı bu sayede daha da artacak. Alman ordusuna ayrılan bütçe aşırı şekilde artacak. Bu, AB ve Almanya’nın askeri dış müdahalelerinin yoğunlaşacağı anlamına geliyor. Bu, silahsızlanma değil silahlanma politikasıdır.

Afrin’e yönelik ‘Zeytin Dalı’ operasyonuyla ilgili tartışmalara rağmen Türkiye’ye silah satışı devam edecek mi?

Kesinlikle evet. Federal Hükümet, sadece Yemen’e yönelik saldırılara karışan ülkelere silah satılmayacağını açıkladı. Bu, Türkiye ve Irak gibi savaş sürdüren diğer ülkelere silah satılmayacağını içermiyor. Koalisyon sözleşmesinde böyle bir karar alınmadığı, CDU, ekonomi bakanlığını üstleneceği için, büyük koalisyonun kurulması durumunda sadece silah satışına devam edilmeyecek, daha da fazla silah satılacak. Bu Alman anayasasına aykırı bir durum. Anayasa, barışı sağlamak görevinden söz eder, savaş sürdüren ülkelere silah satışı diye birşeyi söz konusu etmez, silah satışlarını kontrol eden yasalar, savaş bölgelerine silah satışını yasaklar. Ama devam edeceği görülen büyük koalisyon, önceki dört yıllık döneminde bu konudaki yasaları çiğneyerek, Cezayir, Mısır, Katar, Suudi Arabistan gibi ülkelere silah satarak insan hakları ihlallerine yardımcı oldu. Yemen’deki savaşa katılan Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne silah satarak Yemen’deki katliamlara katkı sundu.

Türkiye’nin Afrin’e yönelik saldırısının uluslararası hukuktaki yeri ne? Afrin başka bir ülkede. Kimileri olmaz diyor, kimileri ise olur. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki Afrin’e askeri müdahalesi devletler hukukuna aykırıdır. Uluslararası devletler hukuku tarafından korunamaz. Diğer taraftan Almanya’daki bundan önceki hükümetler, Gerhard Schröder’in başbakanlığından bu yana, Türkiye’ye Leopard tanklarının satışı sırasında savaşta kullanımıyla ilgili şart koymayı ihmal ettiler. 300 Leopard 1 1990’lı yıllarda satıldı. 2006 başından itibaren de 300’ün üzerinde Leopard 2 gönderildi. Bu satışlar sırasında Leopard’ların komşu ülkelere müdahalede kullanılamayacağı konusunda şart konulmadı. Yani sözleşme koşulları Türkiye’nin lehine ama bu Afrin’e yönelik savaşın devletler hukukuna aykırı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Ama Leopard’ların kullanımında belirleyici olarak en üstte ne ulusal çıkarlar ne de Almanya ile sözleşme koşulları duruyor. Esas olan devletler hukukuna aykırı olup olmadığı. Türkiye’nin Afrin’e yönelik müdahalesinin devletler arası hukuku çiğnemek anlamına geldiği çok açık.

SİLAHLAR TÜRK MALI MI?

Türk yetkilileri, Afrin’e yönelik saldırıları tamamen milli silahlarıyla yaptıklarını söylüyorlar. Gerçek olabilir mi?

Bir yandan tanımlama meselesi diğer yandan yanlış açıklama. Eğer Türk lisansıyla MKEK’da üretilen Heckler & Koch’un küçük silahlarıyla savaştıklarını söylerlerse tanımlama meselesi. Bu silahların Alman silahı da olduğunu söylenebilir, Türk silahı da… Türk hükümeti Ankara’da üretildiği için Türk yapımı olduğunu iddia edebilir. Ancak Leopard tanklarıyla ilgili bunu söylerlerse yanlış olur. Leopard tanklarının değişik tipleri Türkiye’ye verildi. 298 tank 2006-2009 yılları arasında gönderildi. Daha sonra 14 tank ve yedek parça, daha da sonra 15 tank ve yedek parça gönderildi. 2010-2011 arasında 41 typ A4 gönderildi. Hepsi Almanya’dan geldiler. Krauss-Maffei Wegmann ve Rhein Metall tarafından yapıldılar. Kesinlikle Alman tankları ve Afrin’de birçok Leopard tankı ile savaş sürdürülüyor. Bu nedenle Türk ordusunun milli silahlarla savaş sürdürüldüğü ifadesi doğru değil.

Rheinmetall Türkiye’de bir Türk firmasıyla birlikte silah fabrikası kurmak istiyor. Yeni kurulacak hükümetin Alman kamuoyunda da tepki olmasına rağmen buna izin vereceğini düşünüyor musunuz?

Sanırım bir orta yol bulacaklar. Bu benim öznel tahminim, yani sadece bir tahmin. Şu sıralar Almanya ve Türkiye’nin ortak silah fabrikası kurmalarına izin verecek bir çoğunluk bulunamayacağını düşünüyorum. Daha doğrusu umut ediyorum. Ancak, Afrin’deki devletler arası hukuka aykırı müdahale sona erip Türkiye Suriye’den çekildikten sonra Türk-Alman ortak yapımı fabrikaya izin verilebilir. Almanya tarihinde silah satışına karşı sürdürülen en büyük kampanya olan Silah ticaretini durdurun kampanyası olarak Alman hükümetine bu fabrikanın kurulmaması yönünde yoğun baskı yapıyoruz.

SAVAŞ KURBANLARININ SESİ OLACAĞIZ

Bu tepkilerin sonucu Alman hükümeti Leopard tanklarının modernizasyonu projesini durdurdu. Alman barış hareketi bu konuda başarılı oldu. Barış hareketi özellikle Türkiye’ye silah satışına karşı neler yapabilir?

8 Mayıs’ta Berlin’de en büyük Alman silah tekeli Rheinmetall AG’nin delege toplantısı var. Barış hareketi olarak bu toplantıya yoğun bir şekilde katılacağız. Rheinmetall Almanya’nın en büyük silah tekeli ve Türkiye’ye silah satışı ve yatırım konusuna büyük ilgi duyuyor. Barışçıl eylemlerle konferansın yapıldığı salonun önünde hissedarlara durumu anlatacağız. Ben de bir hisse senedi alarak Rheinmetall’in hissedarı oldum. Hepimiz bir hisse senedi aldık, hissedar olduk ve eleştirel hissedarlar grubunu oluşturduk. Hissedarlar toplantısında bir hisse senedi sahibi ile on bin hisse senedi sahibi eşit haklara sahip. Eleştirel sorular sorabilirsin. Yönetim ve denetleme kurullarının aklanmasına karşı çıkabilirsin. Alman hissedarlar hukukuna göre bizim soru sorma hakkımız var, tekel de sorularımıza cevap vermek zorunda. Krauss-Maffei Wegmann ve Rheinmetall tarafından yapılan Leopard tanklarının Afrin’de yol açtığı vahşeti anlattığımızda pek de hoş bir atmosfer olmayacak. Bu savaşın kurbanlarının sesi olacağız, suçluları da anonim olmaktan çıkarıp yüzlerini deşifre edeceğiz. Özellikle de Rheinmetall AG şefi Armin Papperger’i teşhir edeceğiz.