İtalya Macron’un planlarını engelledi

Jean-Jacques MEVEL
Le Figaro

EMMANUEL Macron çok erken mi, yoksa çok geç mi iş başına geldi? Kaçırılan fırsatlara bakılırsa Avrupa genç Cumhurbaşkanına karşı çok acımasız. Pazar günü, 6 aydır beklenen Almanya hükümetinin kurulması haberinin doğuracağı fırsat birkaç saat içinde İtalya’dan gelen kötü haberle altüst oldu.
5 Yıldız popülist hareketi ve Liga (Kuzey Ligi) aşırıcılarının şaşırtıcı seçim başarısı, aynı anda alçak gönüllü olunması gerektiği konusunda bir derstir de. İhtiyar Silvio Berlusconi’nin yenilgisinden daha çok, dört yıl önce tüm AB tarafından büyük coşku ile karşılanan genç reformatör Matteo Renzi’nin seçim fiyaskosu tamamen bir uyarıdır: Başlangıçta anketler ne derse desin, sandıklar başta gecikmeli hareket eden yöneticilere karşı çok acımasız. Seçmenlerin sabırsızlığı ve hükümetlere dayatılan süre, başkanların hareket manevrasını büyük oranda daraltıyor. Altı aydır Cumhurbaşkanı Macron iç politikada, İtalyan hükümet şefinin tersine, büyük bir enerjiyle hareket ediyor. Fakat Avrupa konusunda, yani Marine Le Pen’e karşı mücadele yürüttüğü temel alanda ilerleme pazar gününden bu yana çok daha yavaş ve zor gibi görünüyor. İtalya’da çakan şimşekler, Avrupa’yı ve avroyu değiştirme girişimlerini, ona yakın olanlarla Almanya’ya karşı zorunlu olan bir müttefikten mahrum etti. Kaba düz çizgilerle düşünen partilerin başarısı, hiç durmadan dalgalarla gelen göçmen ve mültecilere karşı mantıklı bir politika arayışında olan Berlin, Paris, Roma ittifakını çatlattı. Son olarak ise, Renzi’nin Demokrat Partisinin büyük yenilgisi, aritmetik olarak Cumhurbaşkanı Macron’un orta yolcu politikasına karşı da bir darbe aslında (…).
Önümüzdeki haftalar ya da aylar, İtalyan “sistem karşıtı” partilerinin ortak bir program etrafında anlaşıp anlaşamayacaklarını, ego savaşını aşıp aşamayacaklarını ve dışlanmandan yönetip yönetemeyeceklerini gösterecektir. Daha önce bunun olabildiği görüldü: Aşırı sağ Viyana’da iktidara geldi, fakat Muhafazakar Sebastian Kurz’un yönettiği bir koalisyonun sırtında bir yük olarak duruyor. Bunun İtalyan versiyonunda direksiyona Matteo Salvini, yani avronun kaçınılmaz olarak yenilgiye uğrayacak bir “hata” olduğunu düşünen aşırı sağcı  geçecektir.
Fakat Elize Sarayı’nı daha fazla tedirgin eden bir başka konu var: İtalya’nın raydan çıkmasını, Emmanuel Macron’un hırslı Avrupa inşasını dondurmak için iyi bir fırsat olduğunu düşünen, Kuzey ülkelerinin güçlü olarak yeniden sahneye çıkmaları.
Hollanda Başbakanı Mark Rutte, Alman SPD’nin iç oylaması ve İtalya’nın seçimlerinden önce aceleye getirilmiş her entegrasyona vurgu yaparak atağa geçmişti. (Geçen hafta) Cuma günü Berlin’de şunları belirtti : “Temellere tekrar geri dönme zamanı geldi. Çözüm ne yardım kasasını merkezîleştirme, ne de Avrupa para makinesini tüm hızıyla çalıştırmaktır. Çözüm doğru reformları hayata geçirme” ve her ülke içerisinde “Sağlıklı bir bütçe politikası izlemektir”. Pazar gününden bu yana bu dalga büyümeye devam etti. Hollanda’nın yanı sıra 7 ülke planlanan daha (AB konusunda) cesur planları başka zamana bırakmak gerektiğini belirtti (Finlandiya, İrlanda, Danimarka, İsveç ve 3 Baltık ülkesi). Finlandiya Maliye Bakanı Petteri Orpo, Reuters haber ajansına “Bir Avrupa Maliye bakanlığı gibi hoş reformlar tartışılıyor, fakat bunlar gerçek sorunları çözmüyorlar” diye demeç verdi.
Macron rüzgarı daha kırılmış değil. Fakat 2017 mayıs ayından bu yana ilk defa AB’nin “ortodoks” başkentleri kafayı kaldırmaya başladılar. Paris’in istediği Avro Bölgesi’nin özgün bir bütçesinin belirlenmesinin gerektirdiği harcamaların artırılmasına da sessiz kalmayacaklar.

MERKEL’E UYARI
İtalya’nın uyarısından sonra Avrupa konusunda hiçbir şeyi aceleye getirmeme eğilimi güçlendi. Fakat bunun yanı sıra, Fransız projelerinin büyük destekçisi olan Avrupa Komisyonuyla da hesaplaşma gerçekleşiyor : Jean-Claude Juncker ve ekibi Renzi, ardından Gentiloni hükümetlerine karşı mali olarak aşırı iyimser olmakla eleştiriliyor. Bu siyasi destek “örofob” ların (Avrupa karşıtlarının) pazar günü kazanmasını engelleyemedi.
Son olarak ise, oluşturduğu büyük koalisyonla ipleri ele geçirmeye hazırlanan Angela Merkel’e karşı da bir uyarıdır aslında : Geleneksel kuzey müttefikleri ona Elize Sarayı’nın çağrılarına sürüklenmeyin diye hatırlatıyorlar. Mark Rutte, bir yıl önce seçimleri kazanan Hollandalı aşırı sağcı, bu konuda en keskin konuşan kişi : “Avrupa, Fransa-Almanya demek değildir, sadece Merkel’in ve Macron’un davası değil, geleceği üzerine anlaşması geren 27 ülkenin ortak sorumluluğudur.” Pazar günü göçmenlik sorununda da masa devrildi, yani Bot’ta (İtalya) seçimlerde belirleyici etkenlerden birisi olan konuda. Geçen yıl Akdeniz’den kaçak olarak gelen 100 bin göçmenle, İtalya, Afrika’dan Avrupa’ya gelenlerin en fazla geldiği yerdir. Ne 5 Yıldız Hareketi, ne de Liga, Victor Orban’ın başvurduğu kaba metotları övüyor olmalarına rağmen, bu sorunu nasıl çözeceklerini, tek başlarına mı, yoksa AB’nin diğerleriyle birlikte çözecekleri meselesini açıklamadılar. Fakat Angela Merkel ve Emmanuel Macron’un, yaz öncesinde Avrupa’ya ortak bir mülteci politikası ve yükü paylaştırma kuralı belirleme niyetlerinin büyük oranda bir darbe aldığı belirtilebilir. “Mülteci ve göçmenlere hayır” eğilimi artık merkez Avrupa ülkelerini aşarak genişledi. (Bu eğilim) Avusturya’dan geçerek artık haritada Sicilya’dan Baltık’a kadar düz bir çizgi oluşturuyor.
(Çeviren : Deniz Uztopal)