Pazar kavgası şiddetleniyor

“Ticaret savaşları çok kolay kazanılır” diyen ABD Başkanı Trump, tehditlerini hayata geçiriyor: Çelik ithalatına %25, alüminyum ithalatına ise %10 gümrük vergisi uygulayacağını açıkladı. ABD’nin tüm uluslararası ticaret sözleşmelerini gözden geçireceğini açıklayan Trump, ABD’yi dünyada hak ettiği yere getirmekte kararlı olduğunu söyledi. “Trump, dünyayı ticaret savaşına sokuyor” diye figan feryat eden AB ve Çin emperyalistleri, kendi koruma yasalarını “normal” olarak gösteriyorlar. Commerzbank iktisatçıları, ABD’nin “normal bir dönemde savaş ekonomisi uyguladığına” dikkat çekiyorlar.

SERDAR DERVENTLİ

ABD Başkanı Donald Trump’un Beyaz Saray için aday olduğu günden bu yana kadar geçen süre içinde hakkında söylenmedik bir şey kalmadı. “Politikadan anlamayan”, “ne yapacağı bilmeyen”, “dost ve düşmanı ayırt edemeyen”, “ekonomiden çok anlamayan” vb sözleri neredeyse her gün gazetelerden okumak, televizyonlarda izlemek mümkün.
Özellikle Alman televizyonlarında hiç alışılmadık bir tarz ve dozda çok rahat ABD karşıtı denebilecek haberler, belgeseller, araştırmalar sürekli yayınlanıyor. Ve hepsinin ortak yanı; tüm bu yaşananların, neredeyse akli dengesinden şüphe edilmesi gereken bir başkanın icraatları olduğu izlenimi uyandırmaları.
Söz konusu anti propaganda genelde ABD’nin iç politikasından hareketle yapılsa da asıl hedef ABD’nin dış politikası. Bu anti propagandayla önümüzdeki dönem uluslararası alanda ABD’ye yönelik değişik hamlelerin alt yapısı da hazırlanıyor. Almanya kamuoyu ortak bir düşmana (buna açıktan düşman denilmese de) hazırlanıyor. Nitekim önümüzdeki aylarda Almanya/AB – ABD ilişkileri -Almanya/AB geri adım atmazsa- iyice gerileceğe benziyor.

TRUMP NE İSTİYOR?
Bir süredir “ticaret savaşları” üzerine ‘twit atan’ Trump’un, “Ticaret savaşları düşünüldüğü gibi zor değil, iyi bir strateji ile çok kolay kazanılır” sözü bütün dünyada yankı buldu. Avrupalılar, “Trump’un politikaları ticaret savaşına yol açabilir” diye kaygılarını dile getirmeye çalışırken ABD başkanı, “savaşın çok kolay kazanılabileceğinden” dem vurması şaşırtıyor.
Trump, başkanlık koltuğuna aday olduğu günden bu yana özellikle dış ilişkiler konusunda düne kadar ABD’nin en sıkı fıkı olduğu müttefiklerini karşısına alıp açıktan tehdit ediyordu. “Benim için önce Amerika’nın çıkarlarıdır belirleyici olan” (“America First”) diyen Trump, koltuğa oturmasıyla birlikte o güne kadar “popülist tehditler” kategorisine dahil edilenleri hayata geçiriyor. Başkan olarak ilk birkaç gün içinde Paris İklim Konvansiyonu’ndan ABD’nin imzasını çektiği gibi TTİP (Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı) ve TPP’den (Trans Pasifik Ortaklık Anlaşması) geri çekildiklerini ilan etti. TTİP ve TPP’nin ABD’nin aleyhine olduğunu söyleyen Trump, “Bu sözleşmeleri imzalayan bütün ülkelerle ikili anlaşmalar imzalayacağız” dedi.
Çok uluslu sözleşmeleri tek taraflı fesheden ABD diğer yanda jeostratejik politikalarda da artık öncelikli olarak kendi ihtiyaçları doğrultusunda hareket edeceğini, Amerikan askerlerinin yaşamını başka ülkeler için tehlikeye atmayacağını ilan etti. Diğer yandan NATO üyesi bütün ülkelerin savunma harcamalarını GSMH’larının %2’sine çıkarmaları gerektiğini söyleyen Trump, “NATO, Amerika’nın çıkarlarına engel olmamalı. Ama bu haliyle engel oluyor” diyerek müttefiklerini hizaya getirmekte kararlı olduğunu da ortaya koydu.
Paris İklim Konvansiyonu’ndan ABD imzasını geri maden işçileriyle birlikte çeken Trump, çelik ithalatına %25 ve alüminyum ithalatına %10 gümrük vergisi uygulanacağını da çelik işçileriyle birlikte ilan etti. Bu sembolik gösterileri bir yana bırakırsak Tump’un en önemli açıklaması, “Bir ülkenin ağır sanayisi yoksa o ülke saldırıya açık bir ülke olur” oldu.
Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, “Bu adımı son derece esefle karşılıyoruz” açıklamasında bulundu. Juncker açıklamasında, “ABD endüstrisini korumak için yapılan bariz bir müdahale gibi görünen bu kararın hiçbir ulusal güvenlik gerekçesi de olmadığı izlenimi uyandırdı” dedi. Juncker, “Binlerce Avrupalının işini riske atan bu adaletsiz önlemlerle darbe alırken biz de boş boş oturmayacağız. Çıkarlarımızı savunmak için gereken ciddi tepkiyi vereceğiz” dedi.

MESELE SADECE GÜMRÜK VERGİSİ DEĞİL, TİCARETİN YENİDEN DÜZENLENMESİ
Çelik ve alüminyum ile başlayan gümrük vergisi artırımını diğer mamullere de yansıtacağını ilan eden Trump, “Otomobiller, kimya ürünleri neden bu gümrüğün dışında tutulsun ki” diye soruyor.
Başta Alman/Avrupalı çelik tekelleri olmak üzere otomobil ve kimya tekellerinin şefleri, “AB derhal WTO (Dünya Ticaret Örgütü) aracılığıyla duruma müdahale etmeli. Korumacı yasalar sadece bize değil ABD’ye de zarar verecek, bunu Trump’a birileri anlatmalı” diye feryat etmeye başladılar.
ABD’den özellikle otomobil tekellerine yanıt gecikmedi: “ABD, AB ve Çin’den gelen otomobillere %2,5 gümrük vergisi uyguluyor. ABD araçları için AB %10, Çin ise %25 gümrük vergisi alıyor. Sizce burada haksızlık yapan kim?”
Fakat ABD’nin sorunu sadece bir takım mamullere gümrük vergisi koymak değil, aynı zamanda ticaretin tüm kurallarını da kendi lehine yenilemek; örneğin bu tür müzakerelerde devlet sübvansiyonlarını gündeme getirmek istiyor. AB ve Çin’in başta otomobil sektörü olmak üzere, tarım, kimya ve diğer sektörlere verdiği gizli sübvansiyonlar vb ticareti etkileyen önlemlerinin de masaya yatırılması ABD tarafından amaçlanıyor.

“SAVAŞ EKONOMİSİ”
ABD, bir süre öncesine kadar uluslararası alanda rakiplerini çok ciddiye almama lüksüne sahipti. AB’nin gümrük birliğini ortak para birimiyle taçlandırması, Çin’in ‘dünyanın taşeron işlerini yapan bir ülke’ konumundan en gelişmiş teknolojiyi tüm alanlarda kullanan, dünyanın ikinci büyük ekonomisi ve en fazla ticaret yapan ülkesi pozisyonuna gelmesi durumu değiştirdi.
ABD ise bu süreç içinde dış ticarette en fazla (500 milyar dolar dolayında) açık veren, devlet borçları en yüksek (20,94 trilyon dolar) düzeye çıkan, bütçe açığı an fazla olan (800 milyar dolar) ülke konumunda gelmesi de uluslararası arenada pozisyonunu daha da kötüleştirdi.
Ayrıca Çin, 1,2 trilyon dolar değerinde, Japonya 1,06 trilyon dolar ABD devlet tahviline sahip. ABD’nin yurtdışı borçları 5,6 trilyon dolar düzeyinde. Tüm bunlar üst üste konulduğunda ABD’nin birçok alanda acil önlemler alması gerektiği ortaya çıkıyor.
Almanya’nın devlet sermayeli ikinci büyük bankası Commerzbank tarafından yapılan bir analizde, “dünya ekonomisinin genel olarak iyi gittiği, ABD gibi ülkelerin de çok gerilere düşmediği bir durumda çok özel önlemler alınmasına aslında gerek yok. Ama ABD’nin bugün uyguladığı politika savaş dönemlerinde uygulanan politikadır” deniliyor. Nitekim dünya ticareti açısından bütün risklere karşın ABD, ülke sanayisini korumak için gümrük vergilerini arttırıyor; yurtdışından da yatırımları artırmak için işletme vergilerini ve “ücret yan giderleri” olarak anılan sosyal sigorta kesintilerini düşürüyor, doların dünya genelindeki rolünü sermayeyi ABD’ye çekmek için kullanıyor.
Commerzbank iktisatçıları haklılar: ABD savaş ekonomisi uyguluyor. Elindeki tüm olanakları kullanarak ABD sermayesinin dünyadaki rekabet gücünü artırmaya çalışıyor. ABD’nin O faiz uygulamasından vazgeçmesi devlet tahvillerine ödenen faizleri artıracağı gibi (dolayısıyla mali sermayenin ABD’ye yönelmesi sağlanacak) bu yoldan doların Euro, Yen ve Renbini karşısında değer kaybetmesi de sağlanacak ki bu da ithalatı daha pahalı hale getirecek.
Bir bütün olarak bakıldığında yazının girişinde bahsedildiği gibi Trump hakkında “politikadan anlamayan”, “ne yapacağı bilinmeyen”, “dost ve düşmanı ayırt edemeyen”, “ekonomiden çok anlamayan” vb değerlendirmeler de bulunmak doğru değil. Daha doğrusu Alman burjuva basınında bu yönde yapılan propagandaların etkisinde kalmamak gerekiyor. Trump’ı, ‘kendini bilmez’ ve ‘adımları tek başına atan’ biri olarak değil, ABD sermayesi içinde güçlü bir kanadın temsilcisi olarak görmek gerekiyor. Friedrich Engels’in “Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm” isimli eserinde “Modern devlet, biçimi ne olursa olsun, özü itibariyle, kapitalist bir makinedir, kapitalistlerin devletidir, toplam ulusal sermayenin ideal kişileşmesidir” der. Trump da bu anlamda ABD sermayesinin en ideal temsilcisidir. Dolayısıyla yaşananlar da “kendini bilmez birinin saçmalıkları” değil pazar kavgasının en ileri düzeyidir.