Yeni ‘Büyük Koalisyon’un entegrasyon geleceği

Sol Parti Federal Meclis Grubu Göç ve Entegrasyon Politikası Sözcüsü Gökay Akbulut, yeniden göreve başlayan CDU/CSU-SPD ‘büyük koalisyon’ hükümetinin önümüzdeki dört yıl boşunca izleyeceği göç politikasını gazetemize yazdı.

GÖKAY AKBULUT

CDU/CSU ve SPD arasındaki koalisyon sözleşmesine baktığımızda göçmenler ve sığınmacıların entegrasyonuna dair sorumlu, insani entegrasyon ve uluslararası dayanışmaya uygun bir politikasının olmadığını görüyoruz.

İnsan ve yurttaşlık haklarına saygı gerçekleştirilmesi prensibi çiğnenerek koalisyon sözleşmesinde yaptırımlar ve yaptırım tehditleriyle entegrasyonun sağlanması esas alınıyor. Bu, Almanya’da oturum hakkı alınmasının büyük engellerle biçimlendirilmesi ve topumda gittikçe artan günlük ırkçılığın yanında göçmenlerin başarılı bir entegrasyonu baltalayacak çok sayıda kısıtlamayla karşı karşıya olmasında kendini göstermektedir.

Yarım ağızla iltica hakkının Anayasal hak olarak dokunulmaz olacağının kabulünden sonra, (Tabii ki bu hakkın pratikte nasıl altının oyulduğundan söz edilmeden) koalisyonun merkezi planı ve hedefinin bir daha 2015’teki gibi bir sığınmacı göçünün gerçekleşmesinin engellenmesi olduğu belirtiliyor.

Kısacası, yaptırımsız bir göç imkansız hale getiriliyor. Bu hedefe uygun olarak da adı açık olarak konmasa da her yıl en fazla 200 bin mülteci alınmasını esas alan CSU’nun “üst sınır” talebi kabul edilmiş oluyor. Üçüncü bölümde aileler ve çocukların mülteci politikasının merkezini oluşturduğu yazılsa da, 1 Ağustos 2018’den sonra her ay en fazla 1000 ailenin birleşmesine izin verileceği, bu amaçla mültecilerin kaçış nedenlerinin ortadan kaldırılması için çaba harcanacağı belirtiliyor. “Güvenli ülkeler” listesine Cezayir, Fas, Tunus ve diğerleri de alınıyor. Türkiye ve Libya gibi diktatörlüklerle yönetilen ülkelerle ortak çalışılıyor, iltica başvurularının AB’nin dış sınırlarında gerçekleştirilmesi ve bunu sağlamak için Frontex’in gerçek bir Avrupa sınır polisi haline getirilmesi esas alınıyor.

HOŞ GELDİN KÜLTÜRÜ YOK

Koalisyon sözleşmesinde mültecilerin kaçış nedenleriyle mücadele edilmesinden söz edilirken Almanya’nın kaçışların nedeni olan savaşlara katılımı ve kaçıp da ülkeye sığınanların toplumdan yalıtılması paradoks olarak yan yana duruyor.

Sözüm ona gönüllü geri döndürülmeler ve sınırdışı etmelerin “kararlı” şekilde sürdürülmesi, mültecilerin politik çevreler ve devlet daireleri tarafından hiç de hoş geldin kültürüyle karşılanmadığını, İçişleri Bakanı olan Horst Seehofer’in ana planının sınırdışı etmeler olduğunu gösteriyor.

YARARLILIK PRENSİBİNE DAYALI GÖÇ

Demokratik bir göç toplumunda gerekli olan göç yasası yararlılık prensibine indirgeniyor, vasıflı göçmenlerin ülkeye göçe teşvik ettirilmesi, bu türden göçmenlerin kabullenilmesi esas alınıyor. Büyük koalisyonun mülteci politikasınında da “talep ve teşvik” prensibine dayanacağı açıklaması Hartz 4 Yasası’nda olduğu gibi mağdurların değil, sermaye ve egemenlerin ihtiyaçlarının temel olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

HERKESE EŞİT POLİTİK VE SOSYAL HAKLAR

İltica hakkının altının oyulması ve ilticacılara yönelik yaptırımların çağın gerektirdiği bir mülteci-göç politikası olmadığı açıktır. Ancak eşit sosyal ve politik hakların garantisi, mültecilere getirilen dolaşım hakkı yasağı gibi antidemokratik, ayrımcı uygulamaların kaldırılması ile başarılı bir uyum politikası hayata geçirilebilir. Almanya’da aşırı sağın güçlenmesini engellemek eğitim, istihdam ve konut politikasındaki acil sorunlara yönelik toplumsal bir hareketle mümkündür. Ancak bu şekilde, ülkedeki yoksul, mağdur durumdaki insanların birbirine düşürülmesine yol açan bataklık kurutulabilir. Ama koalisyon sözleşmesinde bu yönde ne bir istek ne de çaba görülmektedir.


NELER TALEP EDİYORUZ?

– Koalisyon sözleşmesinde göç yaptırımlarla birlikte telaffuz edilmekte, bu nedenle de mülteci ve göçmenlerin uyumu arka plana itilmektedir.

– Mülteci ve göç politikasının esası sınırlandırma ve mültecileri ülkeye sokmamaya dayalıdır.

– Bu konuda yerel yönetimlere, belediye ve eyaletlere ayrılan bütçe entegrasyon konseptinin olmadığını göstermektedir. Başarılı bir entegrasyonun yamalı bohça hesabı keyfiyete bağlı tek tek önlemlerle gerçekleşmeyeceği açıktır.

– Sol Parti olarak aşağıdaki noktalar dikkate alındığında başarılı entegrasyon mümkün olduğu düşüncesindeyiz:

1-Alman Anayasası’nın 1. maddesi ve bu konudaki uluslararası sözleşmeler sınırlandırma getirilmeden hayata geçirilmelidir

2-Uyum için ayrılan bütçe arttırılmalı ve burada yaşayan ve çalışan tüm insanların ortak bir geleceğe sahip olması hedef alınmalıdır.

3- Kaçış nedenleriyle mücadele sadece birkaç noktaya indirgenmemeli, uluslararası tüm ilişkiler kapsamında ele alınmalı, Batı’nın, özellikle de Avrupa’nın savaşlardaki rolü ve ekonomik fonksiyonuyla mültecilerin gelmesini yol açan faktörler arasında olduğu gözden kaçırılmayarak harekete geçilmelidir.

4- Son olarak da göçmen ve mültecilerin yük ve tehlike değil kazanım ve şans olduğu temelinde bir göç politikası izlenmelidir.