Guten Morgen Frau Merkel!

YÜCEL ÖZDEMİR

Yani “Günaydın Bayan Merkel!”.
İki ay boyunca ülkesinde yapılan onca protesto gösterisine ve basın açıklamasına rağmen “üç maymun”u oynayarak Türkiye’nin Afrin’e yönelik “Zeytin Dalı Operasyonu” konusunda tek bir söz dahi söylemeyen Almanya Başbakanı Angela Merkel, Afrin ele geçirildikten, Demirci Kawa’nın heykeli yıkıldıktan sonra Federal Parlamento’da “Türkiye’nin yaptığı kabul edilemez” çıkışı yaptı.
Yani “Atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra” Sayın Merkel, ortada uluslararası hukukun ihlaline dair kuşkularının olduğunu fark edip, “Yapılanlar kabul edilemez” ve “Sert bir şekilde mahkum ediyoruz” diyerek tavrını ortaya koydu.
Peşinden, yeni Dışişleri Bakanı Heiko Maas sözü alarak, bir doz daha sert konuştu. Spiegel Online’de yer alan habere göre, Maas, operasyonu kınamakla kalmadı, Türkiye’yi Afrin’de kalıcı olma konusunda uyardı ve NATO’yu baskı yapması için göreve çağırdı.Kısa bir süre öncesinde kadar Adalet Bakanı olan Maas’ın konuşmasında birkaç kez “uluslararası hukuka aykırılıktan” ve “Kürt şehri Afrin”den söz etmesi dikkat çekici.
Peki Almanya’nın en üst düzeyden Türkiye’nin Afrin operasyona göstermiş olduğu bu tepkiler inandırıcı mı? Ya da Merkel samimi mi?
Ortada samimi olduğunu gösteren hiçbir kanıt yok. Çünkü Afrin operasyonu sürdüğü günlerde bile Türkiye’ye silah satışına devam eden, hiçbir eleşti ve uyarıda bulunmayan Merkel’in şimdi sert dozdan meseleye giriş yapmasının arkasında asıl olarak muhalefet partileri, basın, Kürtler ve Alman halkı tarafından gösterilen tepkileri yatıştırma olduğu anlaşılıyor. Daha bundan iki yıl önce Suriye’de radikal dinci terör örgütleriyle savaşan Kürtlere, hem de meclis kürsüsünden, övgüler dizen Merkel’in şimdi aynı Kürtlere karşı yapılan askeri harekata sessiz kalmaya devam etmesi elbette güvenirliğini daha da sarsacaktı. Kaldı ki, partisi içinde de bu kadar sessizliğin fazla olduğu çağrıları yapılmıştı. En son Meclis Grup Başkanı Volker Kauder, Almanya’nın Türkiye’nin Afrin harekatını NATO’ta taşıması gerektiğini söylemişti. Yine koalisyon ortağı SPD’den bazı milletvekilleri de hükümetin suskunluğunu eleştirmişti. Aynı Merkel, ülkesinde Kürtler tarafından Afrin için yapılan protesto gösterilerine alan açmamak için yoğun bir çaba da harcıyor. Geçen hafta bu köşede izlenen kriminalleştirme politikası nedeniyle Almanya’nın bir “Kürt sorunu” olduğunu anlatmaya çalışmıştık.
Merkel ve Maas’ın sarfettikleri ağır sözden sonra, bizleri yanıltıp samimi olduklarını kanıtlamaları için yapacakları çok şey var elbette. Bunların başında Afrin sokaklarında dolaşan Alman panzerlerinin kullanılmasının derhal yasaklanması, Ankara’ya silah satışını durdurması geliyor. Sonra da uluslararası hukuk çerçevesinde, Afrin’e yönelik saldırıyı NATO, AB, BM gibi kurumlara taşıması ve bir tutum alınmasını sağlaması gerekiyor.
Bunu yaptığı takdirde bundan sonra sadece Türkiye değil, başka ülkelerin de benzer girişimlerde bulunmasının önüne geçilebilir. Yapılmadığı takdirde ise güçlü olanın güçsüzü döverek elindekini aldığı, hak ve hukuktan uzak “kabadayılar düzeni”nin hüküm sürdüğü bir dünyaya kapının aralanmasına sessiz kalmış olacak. Gerçi emperyalizm kendisi bir “kabadayılar düzeni”. Ama bugüne kadar yaptıklarına bir şekilde uluslararası meşruluk kılıfı uyduruluyordu. Şimdi kılıf uydurmaya da gerek görülmüyor.
Tıpkı Rusya’nın Kırım’da yaptığı gibi…
Merkel’in “ağır açıklaması”na Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı tepki açıklamasında “Afrin’in en kısa zamanda gerçek sahiplerine teslim edileceği”ne vurgu yapılarak, dışarıdan gelen tepkiler yatıştırılmaya çalışılıyor ve bunun bir geçiş süreci olduğu ileri sürülüyor.
Bu durumda haklı olarak “Afrin’in gerçek sahipleri” derken kimin kastedildiği sorusu geliyor. Maas’in altını çizdiği gibi Afrin bir Kürt kenti. Bu nedenle gerçek sahibi de Kürtler. Dolayısıyla kentin teslim edilmesi gereken tek halk varsa o da yüzyıllardır Afrin’de yaşayan Kürtlerdir.
İşte bu nokta Afrin ile Kırım’ı birbirinden ayıran en önemli ayıraç. Kırım’ın nüfusunun üçte ikisi Rus olduğu için, Putin bir referandumla Kırım’ı Rusya’ya bağlamanın yasal zeminini oluşturdu. Ve Rusya’nın Kırım’ı bu şekilde topraklarına katması, bugün Almanya başta olmak üzere AB ülkeleriyle Rusya arasındaki en önemli çatışma noktalarının başında geliyor. İlişkilerin normalleştirilmesine şart olarak Kırım işgalinin bitirilmesi talep ediliyor.
Benzer şekilde Almanya ve AB’nin Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesine “Afrin kriteri” getirilmesi gerekiyor. Üstelik, Türkiye de Rusya ile yakın ilişkide olmasına rağmen Kırım’ın işgalini resmi olarak tanımamış, mahkum etmiştir.
Mahkum ettiği şeyin bir benzerinin kendisi tarafından yapılması bile durumun ne kadar çelişkili ve çetrefilli olduğunu yeterince ortaya koyuyor. Öyle görünüyor ki, önümüzdeki dönem bu açıdan çok şeye gebe…