Merkel bildiğiniz gibi…

Anna LEHMANN
TAZ

Başbakan Merkel, yeni çalışma dönemine öz eleştiri vererek başladı. Bölünmüş bir ülkeden söz etti, Hristiyan Birlik Partisi (CSU) milletvekillerini eleştirdi ama sonunda her zamanki Merkelvari dengesini buldu.

Angela Merkel, 2014 yılında, üçüncü başbakanlık dönemi konuşmasını yaptığında gazete yorumları, “sıkıcı”, “uyutucu” ve “performansı düşük” şeklinde olmuştu. Yeni bir Büyük Koalisyondan (GroKo) başka ne beklenebilirdi ki? Sonra ülkeye mülteciler geldi. 2015 yılında önce Suriye, sonra da başka ülkelerden mülteciler Almanya’ya sığındılar. İngiltere halkı, Avrupa Birliği’nden çıkma kararı aldı ve yapılan federal seçimlerden ırkçı AfD, üçüncü büyük parti olarak çıktı. Bunlar, Merkel’in 2014 konuşmasına girmeyen konulardı ama Almanya’yı epey değiştirdiler ve değiştirmeye hâlâ devam ediyorlar.
Angela Merkel, birkaç gün önce 4. başbakanlık dönemi konuşmasını yaparken bu konulara değinmeyi unutmadı. Evet, yukarıdaki üç olayın gerçekleşeceğini öngörememişti… Hiçbir yanını gizlemeye kalkışmadan bölünmüş bir ülkeyle karşı karşıya olunduğundan söz etti. Alışılmadık derecede öz eleştirel, hatalarının çoğunu kabullenen bir konuşma yaptı. Türkiye’nin Afrin’de yaptıklarını eleştirdi, Trump’ın gümrük cezalarına yaptırımlarla karşılık verilebileceği tehdidini savurdu ve konuşmasının doruk noktasında CSU İçişleri Bakanı Horst Seehofer ve aynı partinin Bavyera Eyaleti Meclis Grubu Başkanı Alexander Dobrindt’i açıkça eleştirdi: Hayır CSU’lu politikacıların söyledikleri doğru değildi, İslam Almanya’nın bir parçası haline çoktan gelmişti. Bu eleştiri cuk diye oturdu. Oturdu ama bir yeni dönem konuşması için yeterli olmadı. Merkel, gelecekle ilgili büyük planlarını sanki son başbakanlık dönemi konuşmasını yapıyormuşçasına açıkladı. Önümüzdeki dört yıl içerisinde toplum daha insani bir hale gelecekti, dijital döneme geçiş başarılı şekilde gerçekleşecek ve Avrupa Birliği yeni hareketlenme döneminde hızla ilerleyecekti. Bu insani, küreselleşmiş ve dijitalleşmiş güzel dünyaya nasıl erişileceğiyle ilgili bir stratejinin olmaması ise en büyük eksiklikti. Örneğin konuşmada Almanya’da servetin adil olmayan dağılımına veya komşu ülkelerde artmakta olan AB’ye yönelik kuşkulara karşı tek kelime yoktu. Bunun yerine Merkel, her zaman yaptığı gibi neler yapmak istediğinden, belli konularda kurulacak komisyonlardan bahsetti ve kendisinin görevini şimdiye kadar olduğu gibi çalışkan şekilde sürdüreceği sözünü verdi.

Avrupalılar açısından Merkel’in söyledikleri muğlak ve hayal kırıcı oldu. Onlara göre GroKo, belki de AB’yi kararlı şekilde savunan son Alman hükümetiydi ve bu nedenle Almanya’dan beklentileri hayli büyüktü. Almanlar açısından ise büyük bir hayal kırıklığı yaşanmadı. Merkel, olduğu gibi kalmıştı, ta 13 yıl önce ilk başbakanlık dönemine başladığı gibi. Verdiği mesaj da kısaca “Yeni bir şey söylememe gerek yok, beni tanıyorsunuz zaten” şeklindeydi. Ancak her görev döneminde beklenmeyen bazı şeylerin olması ve bunlara Merkel’in beklenmedik cevaplar vermesi yeni döneme dair heyecanı oldukça arttırmaktaydı. Bildiğimiz gibi Japonya’daki Fukushima Atom Santrali felaketinden sonra uzun vadede atom enerjisinden vazgeçme kararı alınmıştı.

Geçen dönemdeki mülteci krizi sonrası ise Merkel, geçici bir süre için de olsa, Almanya’yı sınırları mültecilere açık bir ülke haline getirmişti. Bekleyip göreceğiz.

(Çeviren: Semra Çelik)