Siegen’de ‚Kamu Düzeni ve İnsan Hakları Konferansı‘ yapıldı

HALİL SARIKOÇ

23 Mart Cuma günü Siegen Üniversitesi’nde KODA (Kocaeli Dayanışma Akademisi), Alexander Humboldt Vakfı, Siegen Üniversitesi British Akademi ortaklaşa “Kamu düzeni temel haklara ve insan haklarına saldırıyı meşrulaştırabilir mi?” başlıklı bir konferans düzenlediler. İki oturumlu olarak gerçekleştirilen bu konferansta İngiltere, Almanya ve Türkiye’den katılan konuşmacılar akademik özgürlükten Türkiye’deki OHAL’e kadar kamu düzeni meselesini, devletlerin bu konudaki politikalarını ve sonuçlarını konuştular.
Moderatorlüğünü barış imzacısı Doç. Dr. Aslı Telli Aydemir’in yaptığı ilk oturumunda Almanya Bayreuth Üniversitesi’den Prof. Dr. Alice Pinheiro Walla, İngiltere Keele Üniversitesi’nden Dr. Yossi Nehushtan ve Prof. Sorin Baiasu birer sunum gerçekleştirdiler. Prof. Dr. Alice Pinheiro Walla sunumunda akademik özgürlük ve ona karşı yapılan saldırılardan bahsetti. Akademik özgürlüğü devrimcilik olarak da tanımlayan Prof. Walla, Türkiye’deki meslektaşlarının Erdoğan rejimi ile akademik özgürlükten mahrum bırakıldığını ve baskılara maruz kaldığını vurguladı. Tarihten İran, Kanada, Almanya örneği veren Walla, baskıların son bulmasının gerektiğini ve akademik ve bilimsel özgürlüğün yaşatılmasının toplumlar içinin önemini dile getirdi.
İkinci konuşmacı Dr. Yossi Nehushta ise kamu düzeni ve özgürlük söylemlerinin ilişkisine dair genel bir çerçeve çizdi. Kişilerin özgürlüklerinin de buradaki şiddetsizlikten ve kamu yararına olan faaliyetten doğrudan etkilendiğini söyledi. Saldırgan her türlü söylemin bireylerin hassasiyetine müdahale olduğunu ve böylelikle kamu düzeninin bozulduğunu ifade etti. Son olarak söz alan Prof. Sorin Baiasu, tarihsel bir perspektif çizdi.

Konferansın ikinci oturumunda ise Türkiye’nin siyasal atmosferi, OHAL, Kürt Sorunu ve akademik baskılar konuşuldu. Oturum ilk sunumunu KODA adına Yard. Doç. Dr. Aslı Kayhan ve doktora öğrencisi Ömer Faruk Özdemir gerçekleşirdi. Sunumlarına tutuklanan akademisyenler Onur Hamzaoğlu ve Serdar Başçetin’in derhal serbest bırakılmasını ve akademi ve bilimin özgürlüğüne kavuşturulması talepleri ile başladılar. “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisinin imzalanmasından bu güne kadar gelen süreçte Türkiye’deki akademisyenlerin ve bilim çevrelerinin yaşadıklarını anlatarak, , barış istemenin suç olmadığını belirttiler.
KODA etrafında örgütlenen akademi ve bilim çevrelerinin devam eden bu süreçte yaptıkları ve yapacakları faaliyetleri detaylı bir şekilde sundular. Atılmalara karşı yasal mücadelenin yanı sıra birçok dayanışma faaliyeti düzenlediklerini belirterek, kalıcı alternatif bir akademi kurma hedeflerinden bahsettiler. Özgürlük mücadelesini her geçen gün ilerletilerek sürdürdüklerini ifade eden konuşmacılar, tüm akademi ile dayanışmanın da artırılması gerektiğini vurgulayarak sözlerine son verdiler.
İkinci konuşmacı ise HDP Mardin Milletvekili Prof. Dr. Mithat Sancar oldu. Sancar, Almanca olarak yaptığı konuşmasında demokrasi, insan hakları ve politik iktidarların tarihten bugüne bu konuda tutumlarına ve yaptıklarına değindi. Türkiye’deki modernleşme sürecine değinen Sancar, Osmanlı son dönemleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kuruluş dönemlerinde tepeden inme bir modernleşme olarak tanımladı. Almanya ve Türkiye’nin bu konuda benzediğini söyleyen Sancar genel bir tarihsel çerçeve çizdi. Bugün Türkiye’de askeri ve sivil bürokrasinin yaşattıklarını Nazi Almanya’sına benzetti. Tepeden inme modernleşme süreci ile gelen milliyetçiliğin halk katliamlarına yol açtığını, Nazi Almanya’sında bunun yaşandığı, Türklerin ise ilk olarak Ermeni Soykırımı ile başlayıp Kürtlerle devam eden ve tüm azınlıkları içine alan bir tarihin olduğunu izah etti. 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin zaferi ile bu devlet mantığına bir darbe vurulduğunu, AKP’nin parlamentoda çoğunluğu kaybettiğini, ardından ise Kürtlere ve muhalif tüm kesimlere baskının artığını, bugün gelinen noktada tutuklu siyasetçilerden, akademisyenlerden ve toplumun muhalif kesiminden herkesin bu baskıya maruz kaldığını söyledi. Sancar sözlerini söyle bitirdi: “Savaş politikası, OHAL, devlet baskısı hepsi Kürt politikası ve devletin kuruluş amacı ile doğru orantılıydı. Kürtlerin ayrı bir devlet kurma girişimine de her gün saldırılar devam ediyor, Afrin’de olduğu gibi. Ancak bu geçici bir süreçtir, Erdoğan ve tüm Kürt karşıtı kesim bu politikalarını ve uygulamalarını daha fazla sürdüremeyeceklerdir. Çünkü demokratik güçler Rojova ve tarihten aldığı dersler ve deneyimlerle bunu bertaraf edeceklerdir.”
Son konuşmacı ise CHP İzmir eski Milletvekili ve Avrupa İnsan Hakları eski Hakimi Dr. Rıza Mahmut Türmen oldu. Türmen konuşmasını OHAL’in topluma etkisi ve OHAL’in anayasal ve toplumsal meşruiyeti üzerine gerçekleştirdi. Modern ve totaliter devlet arasındaki farkı tanımlayarak başlayan Türmen, Hitler’in iktidara gelişinden sonra başlattığı OHAL ve çıkardığı özgürlükleri kısıtlayıcı yasaların bugün de bir benzerinin Türkiye’de yaşandığını belirtti. OHAL’in sınırlarının önemli olduğuna dikkat çekerek, sınırsız bir OHAL’in kapılarının diktatörlüğe açılacağını ifade etti. Türkiye’deki OHAL sürecini anlatan Türmen sözlerini şöyle sürdürdü: “2016’da Türkiye’de OHAL ilan edildi. 6 kere OHAL uzatıldı. Bu uzatmaların dayanaksız olması ile OHAL’in meşruiyeti ortadan kalmıştır. Aynı zamanda bunu anayasanın hangi şartlarda OHAL’e devam edileceğini açıklayan 120 ve 121. Maddeleri ile de çelişmektedir. OHAL’in kaldırılması için yeterli maddi koşul hazırdı. Ancak iktidar OHAL’de ısrarını sürdürmektedir. Çıkarılan KHK’lar ile birçok kişi haksız yere işinde ediliyor, baskı ve saldırıya maruz kalıyor. Gazeteciler tutuklanıyor. Ülke de OHAL koşulları insan haklarına zarar veriyor ve derhal kaldırılmalıdır.”