Avrupa Birliği Komisyonu sosyal hak gasplarını parayla teşvik ediyor: Herkes için Troyka

Avrupa Birliği Komisyonu, kamuoyunun gözleri önünde ama ona farkettirmeden emeklilik yaşının yükseltilmesi, asgari ücretin aşağıya çekilmesi ve iş piyasasının esnekleştirilmesi içerikli “reformları” AB paralarıyla ödüllendirerek teşvik ediyor.

Euro krizinin yaşandığı dönemde AB üyesi ülkelere yapısal reformların hayata geçirilmesi baskısıyla ekonomik yardım yapılmıştı. Bu dönemdeki sosyal hak gasplarının oldukça başarılı olmasına bağlı olarak 2012/13 yıllarında üye ülkelerin yapısal reformlara sadece kriz dönemlerinde değil sürekli olarak zorlanması tartışılmaya başlandı. AB üyeleri, AB bütçesinden yardım alabilmek için bir nevi “herkes için Troyka” anlamına gelen reform planlarına tabi tutulacaktı. Bu konuda inisiyatif başta Almanya olmak üzere AB Komisyonu’nun elinde olacak, “Rekabete uygunluk birliği” veya “sözleşmeli mutabakatlar” adı altında hayata geçirilecekti.

AB Komisyonu başarısız oldu ama yılmadı

Sendikalar böylesi anti demokratik, toplumun zararına ve sadece banka ve tekellerin işine yarayacak yöntemlere karşı protesto örgütleyeceklerini açıklayıp bazı üye ülkeler de iç işlerine yönelik müdahale anlamına gelen uygulamaları yasakladıkları için bu yöndeki tartışmalar sona erdi.

Aradan belli bir süre geçtikten sonra AB Komisyonu bu konuyu tekrar ajandasına aldı. 6 Aralık 2017’deki Nikolaus Paketi adındaki ekonomik ve para birliğinin derinleştirilmesi amaçlı önerisinde rekabete uygunluk paktının ilk aşaması anlamına gelecek tavsiyelerde bulundu. “Avrupa’nın yapısı ve yatırım fonunun kurallarında yapılacak değişiklikler” başlığı altında üye ülkelerin yapısal reformlara zorlanması hedefleniyor. Avrupa Birliği Komisyonu, bu yılın ortasında Avrupa Parlamentosu’nda kararlaştırılmak üzere somut yasal değişiklikler öneriyor.

Komisyonun esas hedefi, üye ülke ekonomilerinin, krizler karşısında dayanıklı hale getirilmesi ve koordineli ekonomik yapıların oluşumunun teşvik edilmesi. Yapısal reformların yapılması, rekabete uygunluk paktında olduğu gibi, AB bütçesinden teşvik edilecek. Eğer bir AB üyesi ülke yapısal reformları hayata geçirmeye karar verirse AB Komisyonu ile arasındaki bir sözleşmeli mutabakata bağlı olarak reformların gerçekleşmesi için AB bütçesi tarafından desteklenecek.

Bu yapısal reformların kapsamında üretim ve iş piyasasının esnekleştirilmesi, vergi reformları, sermaye pazarlarının güçlendirilmesi, işverenler için çevre koşullarının iyileştirilmesi, kamu sektöründe ‚reformlar‘ ve ‚insani sermayeye‘ yatırım yer almakta. Komisyon bu planı kalıcı hale getirmek istese de, şimdi yapılmakta olan, pratiğe uygun olup olmadığının test edilmesi.

2018-2020 yılları arasında bazı üye ülkelerde yapısal reformların gönüllü olarak hayata geçirilmesi için, bu konuda mükellefiyete bağlı olarak AB bütçesinden desteklenmesi önerisinde bulunuyor. Üye ülkeler, maksimum 3 yıl sürecek reform gerçekleştirme paketleri hazırlayarak AB Komisyonu’na sunmak zorunda. Komisyon bu paketi denetleyip değişiklik önerilerinde bulunabilecek. Komisyonun istekleri yerine getirildikten sonra AB bütçesinden desteklenme hakkı kazanacak. Gelişmeler de Avrupa Sömestr’i kapsamında gözlenecek ve değerlendirilecek. Yapısal reform başarılı şekilde hayata geçirildikten sonra üye ülkelere vaadedilen para veriliecek.

Komisyon planlarına karşı çıkılmalıdır

Komisyonun planlarına değişik nedenlerle karşı çıkılması gerekiyor. Birincisi Euro Bölgesi’nde ekonomik politikanın eş güdümlü olması iyi bir şey. Ancak AB Komisyonu ile tek tek ülkeler arasındaki ikili anlaşmalarla bu eşgüdümün sağlanması mümkün olmayacaktır.

İkinci olarak ülkelerin ekonomik adımlarının sürekli AB Komisyonuna sorularak yerine getirilmesi talebi tasarruf politikalarının sertleştirilmesine neden olacak ve bu da ülkeleri kötü duruma düşürecektir. Şimdi bile AB Komisyonu tek tek ülkeleri iş piyasasını esnekleştirmeye, özelleştirmeye, ücretleri azaltmaya, branş sözleşmelerini yok edip işletme sözleşmelerini arttırmaya, asgari ücretleri aşağıya kaydırmaya zorluyor. Bu konuda Almanya’nın baskısı büyük. Angela Merkel 2013 yılında rekabete uygunluk paktı sayesinde üye ülkelerin ücret ve toplumsal politikalarına müdahale edilerek daha fazla rekabet şansının yakalanacağından söz etmişti.

Üçüncü olarak AB ülkeleri arasında emekçi dostu bir politika hayata geçirilmek isteniyor imajı verilse de, bunun çok zor, hatta imkansız olacağı açıktır. Sosyal hak gaspları ve zenginlere vergi indirimlerine karşı bir politikanın başarılı olabilmesi için herkes için asgari standartlar prensibinin kabul edilmesi zorunludur. Ortak asgari standartların sağlanması ancak herkes için bağlayıcı olan yasal düzenlemelerle mümkündür.

Dördüncü olarak ise demokrasinin işleyişi ile ilgili bir problem ortaya çıkmaktadır; komisyonun tasarılarına Avrupa Parlamentosu dahil edilmemekte, sözleşmeler direkt AB komisyonu ile tek tek ülkeler arasında imzalanmaktadır. Üzerinde mutabakata varılan reform paketlerinin içeriği üzerine kamuoyu önünde tartışmak, eleştiriler ışığında değişiklik yapmak ya da tümden reddetmek için zaman kalmamaktadır.

Yukarıdaki dört neden dahi AB Komisyonu’nun planlarına karşı direnişe geçmek için yeterlidir. Rekabete uygunluk paktı, AB üyesi ülkelerdeki karşı çıkışlar ve sendikaların protestoları sayesinde bir kez engellenmişti. Yeni girişimin de başarısızlıkla sonuçlanması mümkündür ve verilen mücadeleyle gerçekleşecektir.