Baskı rejimlerinde sanat ve sanatılar: Oyalama ve propaganda

Semra Çelik

Her baskı dönemi sanatını ve sanatçısını üretir. Egemen sınıfın ve sözcülerinin çıkarlarını sanki halkın çıkarlarıymış gibi gösteren, kitleleri maniple eden eserler yerden mantar biter gibi çoğalırken muhalif sanatçılar ve eserleri cezalandırılır, gözlerden kaybedilir.

Sanatçıların kimi gemisini yürütmek, kimi zaten her devrin adamı/uşağı olduğu, kimisi ise korkudan yandaşlaşırlar. Türkiye’den güncel haberler bunun örnekleriyle dolu. Aralarında –bir zamanlar-epey de popülerlerin de olduğu sanatçılar en özgür dönemde yaşadığımızı ilan etmekten Afrin’e destek gezisine kadar her türlü desteği veriyorlar.

YANDAŞ VE DÜŞMAN SANATÇILAR

Çoğu alanda olduğu gibi bu konuda da Almanya’da Hitler dönemiyle bağlantı kurmak olası. Bu nedenle İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’da sanat ve sanatçılara bir göz atalım isterseniz: Heinz Rührmann gibi ‘topu ayağında tutabilmek için’ Musevi olan eşinden ayrılan, Marika Rökk gibi halkın gözünü savaş ve günlük yaşamdan uzaklaştıracak eğlence filmleri çeviren, Zarah Leander gibi Alman olmamasına rağmen vamp kadının sembolü yapılan sanatçıların yanında bol bol propaganda filmi çeviren rejisörler ve Nazi ordusunun kahramanlık tabloları, romanları ile dolu bu dönem. Tabi ki ‘soysuzlaşmış sanat’ adıyla yasaklanan, bazıları yakılan tablolar, kitaplar, mağdur edilen, toplama kamplarına atılan, öldürülen sanatçılar da var…

İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla kahraman askerler, düşmana diz çöktürülen çatışma tabloları Nazi sanatında öne çıktı. Kitapçıların vitrinleri de savaşı öven, Alman ırkının üstünlüğünü ispat eden ‘eserlerle’ doldu. Savaş uzadıkça halkı savaşın ve günlük yaşamın acılarından uzaklaştıracak sinema filmleri, tiyatro oyunları ve şarkılara ihtiyaç duyuldu. Ama yine de halkın ‘Führer’e bağlılığını kanıtlamak için gitmek zorunda olduğu kahramanlık, Yahudi düşmanlığı, Ari ırkını öne çıkarak propaganda filmleri eksik olmadı.

SAVAŞIN CANLANDIRILMASI

Savaşı gösteren tablolarda ölen Alman askerleri yoktu. Onlar hep kahramandı. Fedakardılar, anavatan için ölüme hazırdılar. Tüm zorluklara rağmen ırkın üstünlüğünü kanıtlıyorlar, düşmana diz çöktürüyorlar ve ellerindeki sancağı düşman topraklarına dikiyorlardı. Mitolojideki kahramanlar gibiydiler. Vatan için doğmuşlardı ve gerekirse vatan için öleceklerdi, korkusuz, ulvi bir görevi yaptıkları bilinciyle…

Bu resimlerin yapılması için özel atölyeler kurulmuştu ama esin kaynakları ordudaki propaganda birlikleriydi. Bu resimlerin yaygınlaştırılması kitaplar, gazeteler ve çıkarılan dergilerle oldu. Heinrich Hoffmann tarafından çıkarılan Halk için Sanat (Kunst dem Volke) dergisinin abone sayısı oldukça yükseldi. Tablolar gezici ve kalıcı sergilerle müzelerde de yerlerini aldı. Bazı sanatçılar, ‚kahraman askerler’i canlandırmakla kalmadılar. Ailelerine, çocuklarına da el attılar. Babaları, oğulları anavatan için savaşan ailelerin, duvardaki asker resmi ve Nazi bayrağı altındaki resimleri kadar duygulara seslenen bir şey olabilir miydi ki?

ÖLÜM PAHASINA KARŞI ÇIKMAK

Diğer bazı sanatçılar ise ölüm pahasına Nazi kurbanlarının acısını canlandırdılar. Felix Nussbaum bunlardan biriydi. Nazilerin iktidara gelmesi sırasında İtalya’da öğrenim gören sonra da Belçika’da sürgünde yaşayan Nussbaum, Alman Ordusu’nun Batı’ya saldırısının başlamasıyla 10 Mayıs 1940’da Belçikalılar tarafından tutuklandı. Fransa’ya sürüldü ve Pireneler’deki St. Cyprien’de rehin tutuldu. Kaçtı, Belçika’ya döndü ama ihbar edilerek yakalandı. 31 Temmuz 1944’te Auschwitz’e getirildi ve gaz odasında katledildi. Nussbaum, St. Cyprien’de gördüklerini ‚Kampta‘ adlı tablosunda canlandırdı. Tablo, sadece Nussbaum’un yaşadıklarının değil korku, endişe, kuşku ve yapayalnızlık içinde olan sürgünlerin resmiydi.

SİNAMANIN ROLÜ

Alman halkının büyük bir kısmı günlük yaşamın ve savaşın acılarından birkaç saatliğine de olsa kaçmak için eğlenceli şarkı ve filmleri tercih etmekteydi. 1942 yılında gösterime giren ‚Die grosse Liebe/ Büyük Aşk‘ filmini 25 milyon kişi izledi. Baş oyuncu Zarah Leander vamp ilan edildi. Filmin şarkısı ‚Es wird einmal ein Wunder geschehen/ Bir gün mucize gerçekleşecek‘ dillerden düşmedi. 1941’de çevrilen ‚Frauen sind doch die besseren Diplomaten/ Kadınlar daha başarılı diplomatlardır‘ filmiyle Marika Rökk, oyalayıcı filmler arasında yer aldı. 1943’te Hans Albers Münchhausen filmiyle gişe rekoru kırdı. İlse Werner, Wunschkonzert‘ filmiyle kalpleri kazındı. Film, radyolardaki ‚İstek Konserleri’nden esinlenerek Naziler tarafından çekilmişti. İstek konserleri de devam etmekte, İlse Werner, Marika Rökk, Lili Marleen şarkısıyla ünlenen Lale Andersen, Evelyn Künneke halkın isteklerini yerine getirmekteydiler.

Televizyonlarda hala filmleri gösterilen Heinz Rührmann, Theo Lingen, Lil Dagover, Emil Janning, iddialı oyalama filmleriyle seyircilerle buluşturuldular.

PROPAGANDA FİLMLERİ

Bilinçli olarak çekilen iddialı oyalama filmleri arasında Der Postmeister/Postacı, Grosse Freiheit Nr. 7/ Büyük Özgürlük Nr. 7, Hababam Sınıf benzeri ‚Die Feuerzangenbowle‘ yer aldı. Ancak antisemit, savaş kışkırtıcı, ırkçı propaganda filmleri hiç eksik olmadı. 1940’da çevrilen Ghetto von Lodz/Lodz Gettosu ve Die ewige Jude/ Ebedi Yahudi‘ filmleri, Veit Harlan’ın çevirdiği sinema filmi Jud Süss, Yahudilere yönelik önyargıları pekiştirip kışkırtarak, toplama kamplarını, gaz odalarında, kurşuna dizilerek gerçekleştirilen ölümleri gerekli göstermeyi amaçladı. ‚Ich klage an/İtham ediyorum‘ filmiyle engellilere yönelik ötenazi meşru gösterildi. ‚Der grosse König/Büyük Kral filmiyle milliyetçilik, vatan için fedakarlık, şehitlik en değerli karakter özelliği olarak yükseltildi. 1945 yılı Ocak ayında çekilen Veit Harlan’ın Kolberg filmi ise 8,5 milyon İmparatorluk Markı’na mal olarak Nazi döneminin en pahalı filmi oldu. Naziler, yenilgiyi görmüşlerdi ve halka kanının son damlasına kadar savaşmayı empoze etmekteydiler.

Savaşın son aylarında Alman halkına sinema dışında sunulan başka bir sanat dalı yoktu zaten. 1 Eylül 1944’te ‚Totaler Krieg/Topyekün Savaş’ın başlamasıyla tiyatro ve varyeteler kapandı. Çoğu çoktan kapatılan müzeler arasında ise Berlin’deki Zeughaus ayrıcalıklı olarak 1944 yılı Eylül ayına kadar açık kaldı ve savaş ganimetlerini sergiledi.

Kaynak: Deutsches Historisches Museum, Berlin