AB’nin ‘Gerileme Raporu’

YÜCEL ÖZDEMİR

Avrupa Birliği (AB) tarafından Türkiye için açıklanan “İlerleme Raporu”na aslında “Gerileme Raporu” adı verilseydi daha iyi olurdu. Çünkü AB müktesebatına göre, aday üye ülkeleri için yılda bir açıklanan bu raporların asıl amacı, söz konusu ülkenin tam üyelik için kat ettiği ve etmesi gereken ilerlemeleri sıralamak.
Raporun Türkiye ile ilgili kısımında sadece göç ve sığınmacılar konusunda ilerlemenin olduğu, diğer alanlarda ise gerilemelerin olduğu vurgulanıyor. Sözü edilen “ilerleme” de elbette sığınmacıların durumundan değil, Türkiye’nin para karşılığında Avrupa’ya gelmelerini engelleme görevini yerine getirmesinden kaynaklanıyor.
AB’ye aday üyelik ve tam üyelik için başvuran bütün ülkeler için hazırlanan raporlarda, genellikle, belirlenen kriterlere uyum konusunda olumlu yönde ilerlemeden söz ediliyordu. Zira, bu aynı zamanda AB’ye üye olmak isteyen ülkelerin verilen “ev ödevlerini” yerine getirmek için gayret gösterdiği şeklinde değerlendiriliyordu.
Bu konuda en istikrarsız raporların Türkiye için hazırlandığı söylenebilir. Bir dönem ilerleme adına olumlu adımlardan söz edilirken, uzunca bir süredir gerilemeden bahsediliyor. Daha doğrusu katedilen ilerlemeden geriye gidiş söz konusu.
Gelinen aşamada bu gerileme AB Komisyonu tarafından hazırlanan son raporda “AB’den büyük adımlarla uzaklaşma” olarak tanımlanıyor. Bu gidişle uzaklaşma yönündeki adımlar büyüyecek ve araya epey mesafe girecek.
Bu nedenle Türkiye, kendisinden çok sonra adaylık başvurusunda bulunan birçok Balkan ülkesinin AB’ye üyeliğini de seyredecek. Daha önce de Doğu Avrupa ülkelerinin üyeliğini seyretmişti.
Süddeutsche Zeitung’da önceki gün yer alan habere göre, AB Komisyonu aynı gün Sırbistan, Karadağ, Arnavutluk, Makedonya için de ilerleme raporları açıkladı. Hepsi için de tam üyelik tavsiyesinde bulundu. Üyelik tarihi olarak şimdiden 2025 görünüyor. Aday üyelik için sırada bekleyen Bosna-Hersek ve Kosova’ya henüz yeşil ışık yakılmış değil.
Rapor, bir şekilde Türkiye’de yaşananlara ayna tutuluyor. Basın, düşünce özgürlüğü, yargı bağımsızlığı, Kürt sorunu gibi pek çok alanda, özellikle de 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sonrasında önemli gerilemelerin olduğuna işaret ediliyor.
Temel hak ve özgürlüklerin ihlali konusundaki eleştirilerin azı var çoğu yok. Hatta pek çok noktada temkin elden bırakılmamış. Çünkü, sonunda müzakerelerin durdurulması ya da dondurulması önerilmiyor. “Eleştirel diyalog” yoluyla “partnerlik” devam ettirilmek isteniyor.
En dikkat çekici olan ve raporda “travmatik bir dönem” olarak tanımlanan OHAL konusunda fazla eleştiri yönetilirken, sığınmacı anlaşmasının gereklerinin yerine getirilmesi konusunda ise o kadar övgüler sıralanmış. Yani yergiyle övgü bir arada tutularak, denge kurulmuş.
Brüksel’de açık olarak “herhangi bir gecikme olmaksızın olağanüstü hali kaldırmalıdır” çağrısının yapıldığı gün Ankara’da Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından uzatılması yönünde tavsiye kararı alındı.
Bu durumda AB’den beklenen, uzatma kararını sert bir şekilde protesto etmesiydi. Sadece bu bile, Ankara’nın AB’yi dinleme niyetinde olmadığını, AB’nin en sert uyarılarının dahi dikkate almadığını net olarak gösteriyor.
Zaten son yıllarda AKP’nin, AB bakanının ve Erdoğan’ın yaptığı genellikle eleştiri içerikli raporları “yok hükmünde” saymak olmuştu. İçeriye yönelik mesaj veren bu siyaset karşısında AB’nin tutumu ise her zamanki gibi sessiz kalmak şeklindeydi. Nihayetinde Erdoğan ve partisi için, ilerleme raporlarının “yok hükmünde” sayılmasının getirdiği ek bir külfet bulunmuyor. Tersine içeride milliyetçi duyguları pompalamaya vesile oluyor.
dinleyecek, sonuçlar çıkaracak durumda değil. Çünkü, onun için koşullar her geçen gün biraz daha ağırlaşıyor. Bu nedenle, AB’den siyaseten yapılacak en sert uyarıların bile bir anlamı kalmamıştır.
Bundan sonra yapılması gereken sonuç alıcı adımların atılmasıdır. Bunların başında elbette AB’ye uyum adına verilen mali yardımların kesilmesi, müzakerelerin durdurulması ya da dondurulması geliyor. AP’de Sol-Yeşiller gurubunun zaman zaman dile getirdiği bu yaptırım talepleri AB Konseyi’nin gündeminde değil.
Hiç şüphe yok ki, Türkiye’nin AB yolculuğu daha uzun sürecek ve muhtemelen hiçbir zaman hedefe ulaşmayacak.
Bunun bir yanı AB’nin kendi iç sorunlarla bir yanı da Türkiye’deki gidişatla bağlantılı.
Türkiye’nin iç ve dış politikasında yaşanan gelişmeler ve çelişkiler bu yolculuğun seyrini belirlemeye devam edecek.