Oylar tek adama değil demokrasiye

Son yıllarda olağanüstü çalkantılı bir siyasi dönem geçiren Türkiye’de erken seçim için geri sayım başladı. Ülkenin kaderini belirleyecek olan bu seçimler, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenlilerin de gündeminde. Çünkü, basit bir cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçiminin ötesinde, “Türkiye’de nasıl bir siyasi rejim oluşacağı” sorusuna yanıt aranan bu seçimlerden çıkacak sonuçta, Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenlilerin de bir biçimde payı bulunacak. Bu yüzden tek adamın değil, barış ve demokrasinin hakim olduğu bir Türkiye’nin oluşması için, Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenlilere de önemli bir sorumluluk düşüyor.

2014 yılından itibaren bulundukları ülkelerde üç kez sandık başına giden Türkiyeli göçmenler, 24 Haziran’da dördüncü ve belki de en önemli seçimlerini yapacaklar.

Sadece Almanya’da yaklaşık 1,4 milyona yakın seçmenin bulunduğu ve bu seçimlerin yüzde birkaç oyla kazanılmasının beklendiği düşünülürse, bu durum, Almanya ve Avrupa’daki seçmenleri epey önemli hale getirmiş görünüyor.

NEYİN SEÇİMİ?

AKP hükümetinin apar topar ilan ettiği bu baskın seçimin, ülke tarihinin en önemli seçimi olacağı konusunda hemen herkes hemfikir. Zira sandıktan şu ya da bu aday, şu ya da bu parti değil, ülkenin siyasi rejiminin karakteri çıkacak.

Çünkü bu seçimlerde gündeme gelen soru, Türkiye’nin nasıl yönetileceği olacak: Ülke tek bir kişinin ağzından çıkacak sözlerle mi yönetilecek; yoksa, yargı ve yasamanın göstermelik olmadığı, vesayet altına alınmadığı, demokrasi ve özgürlüklerin askıya alınmadığı bir siyasi ortam mı sağlanacak?

Çünkü Ortadoğu’da savaş ve çatışmanın had safhada olduğu bir ortamda yapılan bu seçimler, ülkede savaştan mı yoksa barıştan yana mı bir politikanın hakim olacağını etkileyecek.

Bu seçimler iki yıldır süren ve sürekli gerginlik, mağduriyet ve keyfiyet yaratan olağanüstü hal yönetiminin devam edip etmeyeceğini belli edecek…

TEK ADAMIN DEĞİL, DEMOKRASİ VE BARIŞIN HAKİM OLDUĞU BİR TÜRKİYE

Bu nedenle 24 Haziran seçimleri, “Erdoğan’ı sevip ona sempati duyanlarla”, “onu sevmeyenler” arasında bir yarış değil, Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve toplumsal bakımdan daha büyük bir kaosa mı sürükleneceği yoksa normalleşmeye doğru bir kapı mı aralanacağının netleşeceği bir seçim olacaktır.

Bu nedenle, 24 Haziran seçimlerinin gündeme getirdiği bu sorular, Türkiye’deki seçmenler için olduğu gibi Avrupa’da yaşamakta olanlar açısından da, yıllardır alışılagelen, klişeleşmiş siyasi reflekslerle yanıtlanamayacak derecede önem taşıyor.

AKP VE ERDOĞAN’IN YURT DIŞINDAKİ ETKİSİ NASIL KIRıLABİLİR?

Türkiye içinde ve çevresinde çok ciddi siyasi altüstler, çatışma ve kaos ortamı yaşanırken bu önemli bir yol ayrımında oy kullanacaklar açısından doğru yolu doğru yolu bulmak elbette kolay değildir.

Bu özellikle Avrupa’da birçok ekonomik, toplumsal sorunla iç içe yaşayan seçmenler açısından daha da geçerlidir. Çünkü dini, milli değerler suistimal edilerek yürütülen propagandalar burada daha fazla etkili olmaktadır. “Batı’nın Türkiye’yi kıskandığı”, “gelişmesini istemediği ve bölmeye çalıştığı” vb. üzerinden pompalanan kışkırtmalar ve yılardır Türkiye’nin kulağına çeken Batılı ülkelere karşı ‘efelenmeler’, yaşadıkları ülkelerdeki ırkçılık, ayrımcılık, dışlanmışlık, ekonomik sorunlar vb. nedeniyle buradaki seçmenlerde daha fazla heyecan yaratmakta ve daha kolay oya dönüşebilmektedir. AKP’nin Avrupa’daki seçmenlerden Türkiye ortalaması üzerinde (yaklaşık yüzde 60) bir oy çıkarıyor olması da neticede bunlarla ilgilidir. Bu gerçekliği görmeden ve bunları boşa çıkaracak bir çalışma yapmadan Türkiye kökenli işçi ve emekçileri aydınlatmak, onları kendi çıkarları, ihtiyaçları ve Türkiye’nin daha iyi bir geleceğe yol almasını sağlayacak siyasi tercihlerde bulunmasına katkı sağlamak da mümkün değildir.

KUTUPLAŞMAYLA ÇELİŞKİLERİN ÜZERİ ÖRTÜLÜYOR

Hıristiyan-Müslüman, Alevi-Sünni, Türk-Kürt vb. kutuplaşmalar ve bu ayrım üzerinden yaşanan gerginlik ve bölünmüşlükler, Türkiye’nin iyi yönetilemediği, halkın ve emekçilerin yaşamının iyiye değil kötüye gittiği, barış ve huzur yerine savaş ve gelecek korkusunun arttığı, adalet ve eşitsizliğin büyüdüğü gerçeğinin üzerini örtebilmektedir.

2017 Almanya seçimleri ve 16 Nisan referandumunda AKP’nin Avrupa ülkelerindeki hükümetlerle girdiği tartışmalar ve bunun buradaki seçmenler üzerinde yarattığı etki, bu açıdan dikkat çekicidir. Bu nedenle, soyut ve dışarıdan bir Erdoğan karşıtlığına değil, Erdoğan ve AKP’nin izlediği politikaların Türkiye ve Türkiye’deki halkın olduğu gibi, burada yaşayan Türkiye kökenli emekçilerin çıkar ve ihtiyaçlarına ters düştüğü, hayatını zorlaştırdığını; oy avcılığı için yapılan yapay kutuplaşma ve gerilimlerin halka nasıl zararının dokunduğunu somut olarak anlatmaya ihtiyaç vardır.

Kaldı ki, AKP’nin bir yandan Avrupa ile kavga ederken ve buradaki vatandaşları da bu gerilime ortak etmeye çalışırken, bir yandan da Erdoğan’ın damadı enerji Bakanı Bayraktar’ın Siemens’le milyarlık hızlı tren ve enerji anlaşmaları imzalayıp dostluk mesajları vermesi; Alman tanklarını üreten firmanın Türkiye’de fabrika açması için görüşmeler sürdürülmesi; ‘bir gecede ajan ilan edilen’ gazeteci Deniz Yücel’in Alman hükümetiyle yapılan pazarlıklar sonucu yine bir gecede serbest bırakılması vb. gibi birçok örnek mevcuttur.

Diğer taraftan, öncesi bir yana özellikle de 15 Temmuz olayından sonra, tamamen hukuksuzluğa, keyfiyete, yasaklara ve savaş politikasına dayanan OHAL yönetimi altında geçen iki yıl, eğer sandıktan tek adam rejimi çıkarsa Türkiye’yi nasıl bir yönetim tarzının ve kaosun beklediğini gösteren örneklerle doludur.

Sonuçta, Türkiye’yi giderek daha derin açmazlara sürükleyen; gerilim ve kutuplaşmayı burada yaşayan Türkiyelilerin hayatına da taşıyan AKP ve Erdoğan politikalarının iddia edildiği gibi “milli, yerli ve güçlü Türkiye” demek olmadığı anlatılabildiği ölçüde AKP’nin Almanya ve Avrupa ülkelerinden aldığı oy desteğini azaltmak mümkün olabilecektir. Diğer taraftan son referanduma katılım yüzde 50 düzeyinde kaydığı Avrupa’da, Türkiye’nin tek adam rejimiyle yönetilmesine karşı çıkanları sandık başına götürerek bu yönde oy vermelerini sağlamak, Türkiye’deki emek, demokrasi ve barış güçlerine verilecek en önemli katlı olacaktır. (YH)