Trump’ın İran kararı: AB ne yapacak?

YÜCEL ÖZDEMİR

ABD Başkanı Donald Trump beklendiği gibi 14 Temmuz 2015’te Viyana’da İran ile imzalanan nükleer silah anlaşmasını iptal etti. Trump’ın böyle bir karar alacağı çoktan belliydi. Bunun değişmesi için özellikle Almanya ve Fransa’nın yaptığı girişimlerin sonuçsuz kaldığı biliniyor.
Bu nedenle artık önemli olan bundan sonra anlaşmada imzası olan diğer ülkelerin nasıl bir tutum alacağı, ne yapacağı…
Anlaşmada ABD’nin yanı sıra Birleşmiş Milletlerin diğer daimi üyeleri Fransa, İngiltere, Rusya ve Çin’in yanı sıra Almanya ve İran’ın imzası var. ABD’nin çekilmesiyle anlaşma bütün taraflar için de geçersiz mi sayılacak? Trump, ekonomik ambargo konusunda anlaşma öncesi döneme dönülmesini istiyor. Anlaşmanın tarafı olan Avrupa ülkeleri Almanya, Fransa ve İngiltere ortak bir açıklamayla Trump’ın kararının kendilerini bağlamadığını ilan ettiler. Çin ve Rusya’nın da Trump’ı takmayacağı ortada.
Trump’ın iptale gerekçe olarak, nükleer silah üretiminin sürdürmesinin yanı sıra İran’ı Ortadoğu’daki “terör ve kaos”un sorumlusu olarak ilan etmesi, meselenin nükleer silah üretiminden çok Tahran’ın bölgede artan etkisini kırmaya yönelik olduğu anlaşılıyor. İsrail ve Suudi Arabistan da her defasında bunu dile getiriyor ve fırsat buldukça İran’a yakın güçlere yönelik askeri saldırılar düzenliyorlar. İran’a yönelik ambargonun yumuşatılmasıyla birlikte hızla bu ülkeyle ticari ilişkileri başlatan ve kısa zamanda ticaret hacmini iki katına çıkaran Avrupa ülkeleri iki gündür Trump’ın kararını eleştiren açıklamalar yapıyorlar ve anlaşmaya bağlı kalacaklarını ifade ediyorlar. İran’ın da anlaşmaya sadık kalması durumunda, AB ülkeleriyle ABD arasında gelecekte İran üzerinden ciddi politika farklılığının olacağı artık net olarak görülüyor.
Zira, Avrupa ülkeleri Trump’ın kendileriyle müzakere etmeden tek başına anlaşmayı sonlandırmasının, aynı zamanda İran gibi önemli bir konuda Avrupalı müttefiklerini yok saydığı anlamına geldiğini de yüksek sesle ifade ediyorlar.
Bu yok saymaya karşı AB ülkelerinin daha fazla sessiz kalması beklenmiyordu. Çünkü, dünya artık ABD’nin tek başına borusunu öttürdüğü bir dünya değil.
Süddeutsche Zeitung, bundan ABD ile Avrupa arasında 15 yıl önce Irak konusunda ortaya çıkan görüş farklılığından daha ağır sonuçlara yolacağını yazarken pek de haksız sayılmıyor. O dönem Almanya-Fransa ekseni ve Rusya, ABD ve İngiltere’nin Irak’ı işgal etmesine karşı açık tutum almıştı. Şimdi, İngiltere’nin de anlaşmanın iptal edilmesine karşı çıktığı dikkate alındığında ABD’nin yalnız kaldığı, istediği gibi kolay yaptırım kararları alamayacağı anlaşılıyor.
Dolayısıyla Avrupa ülkeleri gelecekte ABD’den farklı olarak İran ile “eleştirel diyalog” çerçevesinde hareket edecekler. Bu politikanın temelinde elbette molla rejimini çok sevdiklerinden değil, İran pazarını elde etme isteklerinden kaynaklanıyor. Uzun yıllar ambargonun uygulandığı 80 milyonluk İran, Avrupalı tekeller için yeni keşfedilmiş “boş pazar” durumunda. Üç yıl önce nükleer anlaşma imzalanır imzalanmaz başta Alman ve Fransız tekelleri olmak üzere bir çok ülkenin tekeli İran’a hücum etti. Gidip gelen delegasyonların hedefinde mal satma ve yatırım yapma bulunuyordu. Basına yer alan haberlere göre, Almanya ile İran arasındaki ticaret hacmi 2016’da bir önceki yıla oranla iki kat artarak 3 milyar avroya ulaştı. Bunun 2.4 milyarını Almanya’nın İran’a ihraç ettikleri oluşturuyor. Üç yıl önce AB adına görüşmelere katılan Dışişleri Temsilcisi Frederica Mogherini’nin, “AB’nin ekonomik çıkarlarını koruyacağına” yaptığı vurgu, Avrupa ülkelerinin yeni keşfedilmiş İran pazarını kolay bir şekilde terk etmeyeceğini de gösteriyor. Mogherini ayrıca İran ile nükleer anlaşmanın “çok taraflı” (multilateral) bir anlaşma olduğunu bu nedene tek taraflı iptal edilemeyeceğini söylerken, Avrupa’nın bu kez Trump’ın peşinden gitmeyeceğinin mesajını veriyordu. Muhatap devletler de büyük bir olasılıkla bunu daha yüksek sesle ifade edecekler.
Rusya ve Çin’in de benzer bir tutum alacakları bugünden görülüyor. Özellikle Çin, İran’da yaptığı yatırımlar ve yaptığı ihracatla diğer emperyalist devletlere göre bir adım önde. Alman tekellerinin çoğu, sahada Çin ile rekabet etmekten şikayetçi. Yeniden ambargonun gündeme gelmesi durumunda bunun bölgede bir kez daha bir gerilime yol açacağı ortada. Trump’ın amacının İran’a yönelik yüksek gerilimli bir politika izleyerek, koşullar olgunlaştığında İsrail ve Suudi Arabistan ile diğer müttefiklerinin desteğiyle bir askeri müdahale olduğu şimdiden yazılıp çiziliyor. Bu savaş politikasının İkinci Dünya Savaşı’nın bitişinin 73. yıl dönümü olan 8 Mayıs’ta yapılması da ayrıca anlamlı. İran’a yönelik bir askeri müdahalenin sonuçlarının Irak ve Suriye’den çok daha büyük bir savaşa yol açacağı ortada. Türkiye’nin, yanı başındaki ülkede olacaklardan etkilenmemesi ise mümkün görünmüyor. Bu nedenle şimdiden İran’a yönelik savaş politikalarına karşı çıkmak önemli.