AB-ABD çelişkileri derinleşiyor

YÜCEL ÖZDEMİR

Dünya bir kez daha çatışma, savaş ve gerilim sarmalından geçiyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ve Kudüs konusunda aldığı kararların, attığı adımların yeni çatışmalara yol açtığı en son Filistin’de 62 insanın katledilmesiyle görüldü. Bu nedenle Trump’ın attığı adımların önüne geçilmediği takdirde daha büyük çatışma ve savaşların olma olasılığı giderek güçleniyor. Bütün bunları elbette sadece Trump ile açıklamak doğru olmaz. ABD burjuvazisinin önemli bir bölümü dünya üzerinde keskinleşen paylaşım mücadelesinin ancak savaşla çözülebileceğine inandığı için bu siyaseti savunuyor. Trump ise bunun uygulayıcısı.
Suriye’deki savaşın düğümü çözülmeden İran’la imzalanan nükleer anlaşmanın tek taraflı rafa kaldırılmasının dengeleri önemli ölçüde sarsacağı anlaşılıyor. Anlaşmanın feshedildiği 8 Mayıs’tan bu yana yaşanan diplomasi trafiğine baktığımızda, ABD’ye karşı İran’daki çıkarlarını korumak için hareket eden diğer emperyalist devletlerin ortak tutum almasının koşulları giderek olgunlaşıyor.
Burada Rusya ve Çin’den farklı olarak Almanya-Fransa ekseninin başını çektiği AB’nin ne yapacağı önemli. Pek çok konuda ABD ile birlikte hareket eden AB ülkeleri bu kez sırtlarını dönebilecek mi?
Pazartesi günü Brüksel’de bir araya gelen AB dışişleri bakanları toplantısından sonra verilen mesajlara bakılırsa, Avrupa Trump’ın kararına rağmen İran’la ilişkilerini sürdürmeye kararlı. Yeter ki İran verdiği sözleri tutsun deniliyor. İran’a ABD’ye rağmen nükleer silah anlaşmasının korunması sözü verildi. Bunun sürüp sürmeyeceği ise İran’ın AB’den istediği güvencelere bağlı.
AB’nin Rusya ve Çin ile birlikte ABD’ye karşı İran’a kalkan olması durumunda, bunun emperyalist devletler arasında yeni bir saflaşmaya yol açacağı, en önemlisi de ABD ve Lideri Trump’ın uzun bir aradan sonra yalnızlaşacağı anlamına geliyor. Bu yalnızlaşmanın ABD’nin izlediği tek taraflı, şiddete dayalı yayılmacı politikaya denge mi yoksa daha fazla gerilim mi getireceği zamanla görülecek.
Ama diğer emperyalist devletlerin İran’daki çıkarlarını esas alarak kendi aralarında kuracakları muhtemel bir iş birliğinin, aynı zamanda ABD’nin dünya üzerinde tek başına söz söyleme ve karar alma sürecinin darbe vuracağını bugünden söylemek mümkün. Bu açıdan, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in bugün Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Putin ile yapacağı görüşme büyük bir önem taşıyor. Almanya ve Rusya’nın özellikle Ukrayna konusunda gerilimi bir yana bırakma kararı alması durumunda bunun etkilerinin İran’da hissedileceği bugünden görülüyor.
AB’den yapılan açıklamalara bakılırsa, böylesine bir uzlaşmanın olasılığı oldukça yüksek. Zira Trump’ın başında olduğu bir ABD’nin Avrupa’nın çıkarlarını sınırladığı artık yüksek sesle dile getiriliyor. Örneğin AB Konsey Başkanı Donald Tusk önceki gün açıkça “Trump gibi dostunuz olduktan sonra düşmana gerek yok” diyerek “önce Amerika” stratejisine karşı AB ülkelerinin kararlı bir duruş sergilemesi gerektiğini ifade etti.
Önceki gün Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da bir araya gelen 28 AB ülkesi, İran konusunda ABD’ye karşı birlikte hareket etme kararı aldı ve tıpkı Trump’ın Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmesine rağmen anlaşmanın korunmasına benzer bir durumun İran konusunda olması gerektiği konusunda birleşti.
Buna rağmen ABD’nin İran ile ticaret yapan Avrupa firmalarına ceza kesmesi durumunda ise transatlantik ilişkilerde gerilim katsayısının artacağı ve muhtemel ekonomik krizi tetikleyecek bir ‘ticaret savaşı’nın patlayabileceği tahmin ediliyor. Trump’ın Avrupa’dan ithal edilecek çelik ve alüminyuma yüksek gümrük vergisi getirmeyi planlaması da bunun bir parçası.
Ama, Alman basınında yer alan bazı yorumlarda, AB’nin İran’ın bölgedeki yayılmacılığını azaltmayı da yeni ilişkilere şart olarak eklemesi gerektiğine dikkat çekiliyor. Bu şarta İran’ın nasıl tepki vereceği ise belirsiz.
İran, Paris İklim Anlaşması, çelik ve alüminyuma getirilmek istenen gümrük verileri, Kudüs’ün tek taraflı İsrail’in başkenti ilan edilmesi gibi bir çok konuda ABD yönetiminin aldığı tek taraflı kararları eleştiren AB, bugüne kadar Trump’a geri adım attıramadı. En önemlisi de Trump’ın lafla söylediklerinden vazgeçmeyeceği artık anlaşılmıştır. Bu nedenle, Almanya ve Fransa başta olmak üzere AB ülkeleri, Trump’a karşı ellerini güçlendirmek için mümkün olduğu kadar kendi başına hareket etmeye çalışacaktır. Bu konuda ne kadar ileri gidip gitmeyeceğini zaman gösterecek. Ama Almanya, uzun zamandan beri ABD’den bağımsız bir politika belirlenmesini ve buna göre hareket edilmesini savunuyor. Ne var ki, bugüne kadar adım atılabilmiş değil. Öyle anlaşılıyor ki, Trump’ın müttefiklerini yok sayarak attığı her adım artık ABD’yi daha fazla yalnızlaştırmaya, diğer emperyalistleri ise zorunlu olarak yakınlaştırmaya götürüyor.
Bu durumun yaratacağı sonuçlardan birisi ABD’nin gelecekte kendi çıkarlarını savunmak için içeride ve dışarıda daha fazla saldırgan bir politika izlemesi olacağı ise açık. Çoğu Türkiye’nin etrafında cereyan edecek olan bu olaylara karşı şimdiden hazırlıklı olmak gerekiyor.