G7 Krizi: Pazar kavgası kızışıyor

Yücel ÖZDEMİR

Hafta sonunda Kanada’da yapılan G7 Zirvesi’nin sonuç bildirisinin ABD Başkanı Donald Trump tarafından son anda imzalanmamasının arkasında asıl olarak emperyalist devletler arasındaki pazar kavgası yatıyor. Diğer emperyalist devletlerin ABD iç pazarında etkili olmasından rahatsız olan Trump ve temsil ettiği sermaye kesimleri, kapitalist serbest piyasa ve rekabet anlayışını bir yana bırakarak “korumacılık” adına diğer ülkelerin tekellerine ABD pazarında sınırlandırmalar getirmeyi hedefliyor. Çelik ve alüminyum için belirlenen yüzde 10-25 gümrük vergisinde sonra sırada otomobil vergisi var. Trump, başarısızlıkla sonuçlanan G7 Zirvesi’nden sonra attığı tweette açık olarak “ABD pazarını dolduran arabalara gümrük vergisi getirilmesini gözden geçireceğiz” dedi. Bu mesajın hedefi ise dünya ihracat şampiyonu ve otomobil sektöründe ABD pazarında etkili olan Almanya. Trump, seçilmeden önce de ABD sokaklarında çok sayıda Alman malı otomobili görmekten rahatsız olduğununu açık olarak dile getirmişti.

ÖFKE TWEETİ Mİ?

Trump ve ekibi, G7 Zirvesi’nin sonuç bildirgesini imzalamamaya Kanada Başbakanı Justin Trudeau’nun basın toplantısında söylediklerini gerekçe olarak gösterdi. Trudeau toplantıda, Trump’ın çelik ve alüminyuma getirdiği gümrüğe karşılık, “Amerikalı çiftçilere, işçilere ve firmalara yüksek gümrük vergileri uygulayacağını” ifade etmişti. Yazılanlara bakılırsa buna sinirlenen Trump, Singapur’a gitmek üzere bindiği uçakta sonuç bildirisine imza koymayacaklarını tiviter üzerinden duyurdu. Gerekçe her ne kadar Kanada başbakanının sözleri gösterilse de, arka planında sonuç bildirisinde “korumacılığa karşı ortak mücadele” çağrısının yer alması asıl neden olarak gösteriliyor. Zira zirve boyunca diğer ülkelerin liderleri Trump’ı bu konuda ikna etmek için yoğun bir çaba harcadı ve liberal pazar ekonomisi kurallarına uymasını istedi. Bir tek İtalya’nın yeni popülist başbakanı Giuseppe Conte, Trump’a destek verince resmi görüşmeler sırasında “korumacılıkla mücadele” metinde yer almaya devam etti.

G7’DEN G6’YA GEÇİŞ Mİ?

Dünya basınının, zirveden sonra en çok merak ettiği, liderler arasında yapılan bunca tartışmaların ardından üzerinde anlaşmaya varılan sonuç bildirisinin bundan sonra geçerli olup olmayacağı oldu.

Trump’ın kararıyla sonuç bildirisinden imzasını çeken ABD’nin dışında diğer ülkeler kararlara bağlı kalacaklarını ifade ettiler. Bu durum Alman basını tarafından G7’nin fiilen G6’ya dönüşmesi olarak değerlendirildi. Rusya’nın katılımıyla G8’ye dönüşen, Ukrayna’daki pazar kavgasından sonra Rusya’nın çıkarılmasıyla sonuçlanan sürecin gelecekte G6 şeklinde devam edip etmeyeceği henüz belli değil.

Bugünden belli olan, Batılı emperyalist devletler arasında çıkar ve pazar kavgasının önceki döneme göre çok daha sertleştiği.

Paris İklim Anlaşması’ndan çekilen, ABD ile AB arasında imzalanması planlanan Transatlantik Serbest Ticaret Anlaşmasını (TTIP) iptal eden, İran ile varılan nükleer anlaşmasını rafa kaldıran Trump’ın ABD’yi hızla yalnızlığa götürdüğü görülüyor. Bugüne kadar ABD’nin belirlediği politikaların arkasından sürüklenen diğer batılı emperyalist devletler, kendi çıkarları için ABD’nin her dediğine evet demeyen, itiraz eden bir noktaya gelmiş görünüyorlar. Almanya’da yayınlanan Süddeutsche Zeitung, bu durumu “Zirve, Avrupa ülkelerinin ABD’den çekinmediğiniz gösterdi” özetledi. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Trump’ın “Önce Amerika” politikasına “Birleşik Avrupa” ile yanıt verme çağrısında bulundu. Açıklamalar, günümüzde “Soğuk Savaşın” sadece batı ile Rusya arasında değil, aynı zamanda batının içinde de estiğini de ortaya koyuyor.

HER ÜLKENİN ÇIKARI KENDİNE

Bu durum batılı emperyalist devletler arasındaki ilişkilerin, yeni bir ortak düşman icat edilmeyene kadar, eskisi gibi uzlaşma içerisinde devam etmeyeceğini gösteriyor. Her ülke asıl olarak kendi çıkarlarına göre hareket ediyor. Trump da, “Önce Amerika” politikasıyla, ABD sermayesinin çıkarlarını ajandasının en başına yazdığı için, iç pazarda diğer ülkelerle rekabet edemediği alanlarda “korumacılığı” devreye koyarak avantaj elde etmenin adımlarını atıyor.

G7 tarihinde ilk olma özelliği taşıyan “sonuç metni krizi” aynı zamanda batılı emperyalist devletler arasında uzlaşma noktalarının hızla tükendiğini de gösteriyor. ABD’nin kendi pazarını diğer ülkelere gümrük verileriyle kapatmasının “hak”, diğerlerinin attığı benzer adımları ise “hakaret” olarak gördüğü günümüz dünyasında, rekabet ve çatışmanın hızlanarak devam edeceğini son zirve bir kez daha göstermiş oldu. Berlin’e dönen Almanya Başbakanı Angela Merkel’in “Taraflar arasında açık görüş farklılıkları var” demesi de durumu yeterince özetliyor.


G4’TEN G7’YE UZANAN TARİH

Dünyanın sanayileşmiş yedi ülkesinin katılımıyla yapılan bugünkü G7’nin temelleri ilk olarak 1973’te G4 Grubu olarak atıldı. Almanya, Fransa, ABD ve İngiltere’nin katılımıyla başlayan görüşmelere, aynı yıl içinde Japonya’nın katılımıyla G5’e, 1975’te Fransa’nın Rambouillet kentinde İtalya’nın katılımıyla G6’ya dönüştü. 1976’da ise Kanada’nın davet edilmesiyle G7 kurulmuş oldu. Batılı emperyalist devletlerin o dönem Sovyetler Birliği’nde karşı ortak politikalar geliştirmesi bakımından “koordinasyon grubu” olarak adlandırılan G7 uzun yıllar bu formatta devam etti. Sovyetler’in dağılmasından sonra kurulan Rusya ilk olarak 1998’de Almanya’nın Köln kentinde yapılan toplantıda gruba katıldı ve böylece G8’e dönüştü.

Grup, 2014’te Rusya’nın Ukrayna’ya bağlı Kırım’ı topraklarına katması üzerine bu ülkeyi üyelikten çıkardı ve yeniden G7’ye dönüştü. Yılda bir kez toplanan G7 Zirvesi’nde emperyalist devletler tarafından yeni savaş ve sömürü politikaları geliştiriliyor. Bu nedenle bu zirvelere karşı her yıl on binlece emekçinin katıldığı büyük gösteriler düzenlendi. En büyük gösteriler ABD, İtalya ve Almanya’da gerçekleşti. 2001’de İtayla’da yüzbinlerin katıldığı protesto gösterisi sırasında Carlo Giulliani adındaki genç polis tarafından katledilmişti.

Son yıllarda zirveler genellikle protestocuların ulaşmakta zorluk çektiği, kent merkezlerinden uzak yerlerde yapılıyor. Zirveler için her yıl milyonlarca dolar harcanıyor. G7 ülkelerinde dünya nüfusunun yüzde 10.5 yaşarken, dünyadaki zenginliğin yüzde 44 bu ülkelerde toplanmış durumda.