Çalışma Yaşamı

İşçi ve sendika temsilcileri Stuttgart ve Duisburg’da buluştu

23. Februar 2010

sendika_bulusmasi

Ortak mücadeleye doğru atılan adımlar

Stuttgart ve Duisburg’ta 200’e yakın Türkiyeli işçi ve sendika temsilcisi toplandı. Yerli ve göçmen emekçilerin birliğini güçlendirmek,  Türkiye kökenli emekçilerin ülkedeki işçi hareketine daha aktif katılımına katkı sunmak amacıyla düzenlenen toplantılarda hem içinden geçilen durum hakkında tartışmalar  yapılıp deney alışverişinde bulunuldu hem de birçok kararlar alındı.

6 ve 7 Şubat günlerinde Stuttgart ve Duisburg’da 200’e yakın Türkiye kökenli işçi ve sendika temsilcisi bir araya geldi. 2009’un sonunda çağrısı yapılan ve çalışmalarına başlanan toplantılar, işçilerin kriz döneminde artan sorunlarından hareketle yerli ve göçmen emekçilerin birliğini güçlendirmeyi; Türkiyeli işçilerin fabrikalarda ve ülke genelinde gelişen muhalefet hareketi içinde daha aktif yer almasına katkı sunmayı amaçlıyor.
Çağrıcılar arasında emekli sendikacı Ümit Köseoğlu, IG Metall Genel Merkezi’nde politik sekreter olarak görev yapan Nafiz Özbek, DİDF Genel Başkanı Hüseyin Avgan, Geislingen’den WMF İşyeri İşçi Temsilcisi Hüseyin Öncü, Düsseldorf Klüh İşyeri İşçi Temsilciliği Başkanı Haydar Toktaş, Hamburg Jungheinrich İşyeri Temsilciliği Başkanı Sedat Bodur, Ver.di Merkezi Göçmenler Komisyonu İkinci Başkanı Erdoğan Kaya ve daha onlarca sendikacı ve temsilci bulunuyor.

ORTAK MÜCADELEYİ DERİNLEŞTİRMELİYİZ!
Toplantıların ilki Baden Württemberg, Bavyera ve Hessen eyaletinden temsilcilerine katıldığı Stuttgart’ta yapıldı. Stuttgart toplantısına ağırlığı metal olmak üzere değişik işkollarından 50’den fazla fabrikadan 110 işyeri işçi ve sendika temsilcisi katıldı.
Toplantının açılışı IG Metall Esslingen Şube Başkanı Sieghard Bender tarafından yapıldı. Bölgede sürdürülen bütün işyeri mücadelelerine katılan ve mücadeleci temsilcilerin yakından tanıdığı Bender, konuşmasında (kutuya bkz.) kapitalizmin krizine ve buna karşı mücadelenin nasıl örgütlenebileceğine değindi.
Türkiye kökenli göçmen emekçileri sendikalar ve yaşamın bütün alanlarına daha fazla katılmaya çağıran Bender, “bugün burada bir araya gelerek ortak mücadelenin sorunlarını kendi açınızdan tartışmanız ve bunu daha sonra geniş çevrelerle paylaşma fikrinizi doğru ve yerinde buluyorum” diyerek toplantının başarılı geçmesi dilekleriyle sözlerine son verdi.
Girişimciler adına yapılan konuşmalarda da toplantının neden yapıldığına ve hedeflerine dikkat çekildi. “Yerli ve göçmen işçiler olarak özellikle bugün içinden geçtiğimiz dönem yapay kutuplaşmalara karşı, birlik ve dayanışmayı daha fazla öne çıkarmak ve birlikte hareket etmek zorunda olduğumuzu biliyoruz” diyen Hüseyin Avgan “burada bir araya gelişimiz tam da bu konuda, yani birlikte yaşam ve birlikte mücadele üzerine üstümüzü düşeni yapmak içindir” dedi. Konuşmalardan sonra tartışma bölümüne geçildi.

FARKLAR DEĞİL, ORTAK YÖNÜMÜZ ÖNEMLİ OLAN!
7 Şubat günü Duisburg’da yapılan toplantıya ise yine değişik işkollarından 40’dan fazla fabrikadan 80 işçi ve sendika temsilcisi katıldı.
Farklı fabrika ve işyerlerinden gelen işçi temsilcileri yaşadıkları tecrübeleri dile getirirken, krizin faturasının nasıl sırtlarına yıkılmak istendiği konusunda kendi işyerlerinden örnekler verdiler.
Duisburg DPD/ERGO’da çalışan Memduh Öztaş, uzun bir süredir verdikleri mücadeleden örneklerle yaptığı konuşmasında, “Bu süreç içinde Müslüman-Hıristiyan, Alevi-Sünni veya Kürt-Türk-Alman gibi ayrımların gerçekte ne kadar yersiz olduğu gördük. Önemli olanın farklılıklar değil ortak yönlerimiz, ortak çıkarlarımız olduğunu; bu başarıldığı ve birlik sağlandığı taktirde önümüzde duran birçok engeli kolayca aşabildiğimizi biz kendi mücadelemizde gördük” dedi.
Stuttgart’daki toplantıya katılan Plattenhart’tan bir işçi temsilcisi de aynı konuya farklı bir açıdan değindi. Fabrikalarında uzun süre devam eden ve başarıyla sonuçlanan mücadelenin tecrübelerini de aktaran işçi temsilci işyeri işçi temsilciliği seçimlerinde etnik ve dini kökene göre listeler oluşturmasını eleştirerek çunları söyledi: “Fabrikamızda başarılı bir mücadele verdik. Ve bunu işçi temsilciliği seçimlerinde de devam ettirmek için listemizi hazırladık Ancak listeyi hazırladıktan sonra önemli bir hata yaptığımızı fark ettik. Hazırlanan listedeki bütün adayların Türkiye kökenlilerden oluşuyordu. Oysa bizim için önemli olan fabrikadaki tüm işçilerin temsil edildiği ve birliğin sağlandığı bir listenin oluşturulmasıydı. Mücadeleyi ancak Alman arkadaşlarımızla birlikte başarıya götürebiliriz diyerek, listeyi değiştirdik ve mücadeleci Alman arkadaşlarımızla birlikte oluşturduk. Başka bazı fabrikalarda da ulusal ve dinsel temelde listelerin hazırlandığını duyuyoruz. Buna karşı kesinlikle mücadele etmeliyiz. Bu listeleri kuran arkadaşların niyetlerinden ve hareket noktalarından bağımsız olarak bunun işçilerin genel mücadelesine bölücü ve zayıflatıcı bir rol oynayacağı her ortamda dile getirmeliyiz”

DAYANIŞMA RUHU GELİŞTİRİLMELİ
Krizle bağlantılı olarak gündeme gelen genel saldırılar, işyerlerindeki hak gaspları ve TİS görüşmeleriyle birlikte yeni bir feragat döneminin başlayacağı üzerine her iki toplantıda çok sayıda temsilci görüşlerini dile getirdi. Bu durumu işçi ve emekçilerin lehine değiştirmek tabanın sürece aktif katılımını sağlamak için daha fazla çaba gösterilmesi gerektiği üzerine fikir birliği sağlandı. Bu kapsamda yapılan konuşmalarda dayanışma fikrinin yaygınlaşması üzerinde duruldu.
Hakları için günlerdir yiğitçe direnen TEKEL işçilerini selamlayan konuşmalarla birlikte katılımcılar aralarında bağış toplayarak bunları kısa sürede bir mesajla birlikte TEKEL işçilerine iletme kararı aldılar. Kararda TEKEL işçilerine Alman kamuoyundan destek sağlanması için girişimlerin sürdürülmesi de vardı.
Türkiyeli göçmenlere ve yerli kamuoyuna ve sendikacılara hitaben açıklama taslakları kaleme alınan toplantılarda, bu taslakların Hamburg ve Berlin toplantılarına sunulması ve ortak taslağın yayınlanması kararlaştırıldı.
“Krizi kimler yarattıysa bedelini de onlar ödesin. Ekmek parası için emeğinden başka bir şeyi olmayan işçiler değil! Patronlar ve menajerler ödesin” görüşünün hakim olduğu her iki toplantıda 6 Mart (Nürnberg) ve 20 Mart (Stuttgart ve Essen) günlerinde yapılacak protesto gösterilerine katılımı güçlü kılmak için çalışmaların yoğunlaştırılması da karar altına alındı.
Toplantıların devam etmesi ve katılımcılar arasında irtibatın sürmesi için her iki yerde komisyonlar seçildi. Stuttgart ve Duisburg’ta yapılan toplantıların Mayıs ayında yapılacak buluşmalarla devam etmesi kararlaştırılırken, aynı amaçlarla 27 Şubat’ta Hamburg, Nisan ayında da Berlin’de toplantılar yapılacağı belirtildi.

Mücadelenin örgütlenmesi gerekiyor

IG Metall Esslingen Şube Başkanı Sieghard Bender’in Stuttgart toplantısında yaptığı açılış konuşmasını özetleyerek okuyucularımızın ilgisine sunuyoruz.

Sevgili arkadaşlar bir kısmımız çeşitli toplantılardan, eylemlerden tanışıyoruz, özellikle Plattenhardlı arkadaşlarla birlikte işyerlerini koruma amaçlı yürüterek kazandığımız mücadele; sabahın beşinde grev kırıcıları işletmeye sokmama kararlığımız hala hafızalarımızda…
Krizler nasıl yaşanıyor; Bizler 1929’dan buyana yaşanan en büyük krizden geçiyoruz. Kapitalizm ekonomik sistem olarak insanlık tarihine, aşırı üretimden dolayı kriz yaşayan ilk sistemdir. Eskiden doğa felaketleri v.b. kaynaklı açlıklar, salgın hastalıklardan kaynaklı ölümler gibi krizler yaşandı. 200 yıldır hakim olan kapitalizmde ise kriz aşırı üretimden kaynaklanıyor. Aşırı fabrika, aşırı makine ve aşırı üretim var ama çalışan açısından elde çok şey yok.
Diğer yanda hala milyarlarca insan açlık ve yoksulluk içinde.
Bir tarafından üretim yığılıyor, diğer taraftan yoksulluk. Kriz oluyor çünkü bir taraftan üretiliyor diğer taraftan alabileni yok.
Kapitalist bir krizde kapasiteler imha edilir, fabrikalar kapanır, bazıları iflas eder, bazıları yutulur, birleşir ve satılır. Sonuçta insanlar işsiz kalır; güçlü, sağlıklı üretimde başarılı insanlar… Üretime devam edebilecek, dünyanın bir çok yerinde ihtiyaç olan trenler, kamyonlar, otobüsler üretebilecek insanlar….
Bu sefer farklı özellikleri içinde barındıran bir krizle de karşı karşıyız. Son 20- 25 yıl içinde şimdi adı neo liberalizm olan yapı, zaferini ilan etmişti. Neo liberalizm bir din gibiydi. Her şey özgür olmalıydı. Ne kadar az yasa olursa, ne kadar az kural, ne kadar az Toplu İş Sözleşmesi olursa o kadar özgür bir kapitalizm o kadar iyi olacaktı. Pazar sanki bir tanrıymış gibi her şeyi otomatik olarak tamir edecek, çözecekti.
Bir çok belediye su gibi bir çok temel ihtiyaçları özelleştirdi. Bu 20-25 sene sürdü, bir çok insanda bunu destekledi. Bu sözde özgürlük karşısında sendikalar güçsüzleştirildi. Tüm güney Avrupa’da bugün sendikaların hiçbir söz hakkı yok, bu dönem Almanya’daki sendikalar da güçsüzleşti, artık ücret talebi ve benzeri anlaşmalarda hep daha az alınıyor.
Politikacılarda neo liberal ihtiyaca cevap veren politikalar yürürlüğe soktu, burada sosyal demokratlarda, Almanya’da Schröder, İngiltere’de Tony Blair gibi icraatlarıyla işbaşındaydı…
Basit bir kaç örnek verilecek olunursa; Hartz VI, kiralık işçilik, 1 Euro işler, süreli çalışma anlaşmaları gibi saldırılar aralıksız yürürlüğe sokuldu, politikacılar buna karşı hiç bir şey yapmadılar, bu böyle devamda ediyor. Yaz ayında tekrar patlak verecek gibi duruyor, kriz atlatılmadı henüz…
Geçtiğimiz yıl Almanya’da ekonomi yüzde 5 daraldı. Almanya’da ekonominin yüzde –5 daralması demek, Baden Württemberg de yüzde – 20 gerileme demektir. Benim geldiğim Esslingen de ise bu yüzde -30 demektir. Neden ?, Mecklenburg -Vorpommern de gerileme fazla yaşanamaz, orada fazla işyeri, endüstri yoktur. Dondurma satıcısı yaz ayında belki biraz az satar. Yani bizde endüstrinin yoğun olduğu yerlerde inişler daha hızlı olur, bunu yaşadık birlikte…. İki büyük endüstri alanı vardır Baden Württemberg de bunlardan bir otomobil endüstrisi ve yan/sanayi üreticileri ki bu tüm çalışanların yüzde 40’nı oluşturuyor, birde Makine endüstrisi ve yan/sanayi üreticileri bulunuyor bu sanayi daha da büyük, tabi fazla tanınmazlar çünkü işletmelerin küçük olmasından kaynaklı…
İş aletleri ve makine üretimi alanında siparişlerde yüzde 70 gerileme yaşandı. bu alanda çalışanlar kısa çalışma dönemi ayda ancak 2-3 gün çalışabildiler. Otomobil endüstrisinde siparişler yüzde 30 geriledi (küçük vasıtalarda), Kamyon ve otobüs üretiminde yüzde -60.
Bizim sorunun üstesinden gelecek taleplerimiz ve formüllerimiz yok mu? Tabi ki var! İşten atma yerine çalışma saatleri mutlaka düşürülmeli, 60 yaş ve üstü çalışanların erken ve para kaybı yaşamadan emekliliğe ayrılabilmeli.
Bölgelerde bulunan işletmelerde verilen mücadele örneklerini sayarak, konseptler geliştirerek işten atmalara, ücret gasplarına v.s. karşı işletmeden başlayarak bölgeye yayılan bir mücadele örgütlenmesi gerekiyor.