Ford ve göçmen işçiler

 

Mehmet Aras

Türkiyeli göçmen işçilere geçmeden göçmenlik veya işçi göçü konusunda bir not düşmekte yarar var. İşçi göçünün İkinci Dünya Savaşı’ndan önce de var olduğunu, hatta Almanların 19. yüzyılda Kuzey Amerika’ya göç ettiklerini hatırlayalım.  (Yeni Hayat Sayı 36)  Sonraları Amerikan sermayesinin Mareşal Planı kapsamında Avrupa’ya yatırımlarıyla bu deniz aşırı göçün tersine Avrupa içi göçe dönüştüğünü; Birinci Dünya Savaşı öncesinde on binlerce İtalyan, İspanyol ve Polonyalı göçmenin Avrupa işgücü pazarında kalıcı ya da geçici olarak dolaştığını; Almanya`da 1900’lü yılların başlarında toplam ülke işgücünün yüzde 4,1’ini oluşturan 800.000 Polonyalı ve İtalyan işçisinin çalıştığını“ (1/sf.46);  bunlara ek olarak da Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrası işgücü açığını kapatmak için dış ülkelerden önce, 1945 – 1961 yılları arasında  „Demokratik Alman Cumhuriyeti`nden sürülen veya kaçanlardan oluşan 3,5 milyon nitelikli çok iyi eğitilmiş işgücünü Alman ekonomisine kattığını ve bunların göçmen olarak gözükmediklerini“  ( 1/sf. 50) hatırlatarak konumuza dönebiliriz.
İkinci Dünya Savaşı’nda „Batı Avrupa’da 7-8 milyon, Doğu Avrupa`da 5-6 milyon, Sovyetler Birliği’nde 17 milyondan fazla insanın yaşamını yitirdiğini“ (1/sf. 49) düşünürsek;  İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın dış ülkelerden neden işgücüne ihtiyaç duyduğunu daha iyi anlarız. İşte Ford Fabrikası da giderek artırdığı motor ve araba üretiminde, hem de ucuza çalıştıracak işçiye ihtiyaç duymaktaydı.  İtalya (1955), İspanya-Yunanistan (1960), Türkiye (1961), Fas  (1963), Portekiz (1964), Tunus (1965) Yugoslavya’dan (1968) gelen göçmen işçi akımı, pek .ok fabrika ve işletme gibi Köln’deki Ford için de bu ihtiyacı karşılamak için olduka elverişli bir imkan sunmuş oldu…
TÜRKİYELİ GÖÇMEN İŞÇİLER VE SENDİKAL MÜCADELE
1961 yılından itibaren de Türkiyeli göçmen işçiler Ford Fabrikası’nda çalışmaya başlarlar. Bu işçilerin çoğu mesleksiz ve özellikle de kırsal bölgelerden gelmişlerdi. Amaçları ise biraz para biriktirip, ilk fırsatta memleketlerine geri dönmekti. Bu nedenle en ağır işlerde, en düşük ücret gruplarıyla çalışmaya bile itiraz etmediler.
1965 yılına gelindiğinde ise Ford’taki Türkiyeli işçi sayısı 6 bin 277 kişiye ulaşır. Ford bu tarihte işyerleriyle ilgili sorunların konuşulduğu işyeri toplantılarını Almanca-Türkçe-İtalyanca olmak üzere üç dilde ve üç ayrı salonlarda yapmaya başlar. Anadil konuşularak yapılan bu toplantılar ilk etapta hoş görünse de; çalışanların birbirlerini tanıması, ortak sorunların duyurulması, işçiler arsındaki dayanışma ve kaynaşmayı önleyen olumsuz bir rol oynar aynı zamanda.
Türkiyeli göçmen işçilerin sayısı 1972 yılında gelindiğinde 12 bin 368 kişiye ulaşmış ve Ford’daki en fazla göçmen işçi kitlesini oluşturmuşlardır.  Sendika, işçi temsilciliği adını ilk defa duyan göçmen işçiler yavaş yavaş sendikada örgütlenmeye ve sorunlarını tartışmaya başlar. Diğer uluslardan insanları tanımaları, sorunlarının çözümü için sendikal örgütlenmenin gerekliliği, sendikal bilinçlenmeyi de beraberinde getirir ve Ford tarihinde ilk defa bir Türkiyeli göçmen işçi 1972 yılında sendikadan bağımsız İşyeri İşçi Temsilciliği’ne seçilir.
(Bu konuda bir not düşmek gerekir: Dış ülkelerden işgücü antlaşması yapıldığı dönemde Alman sendikaları „iş piyasasında bölünmeyi engellemek için göçmen işçiler ve Alman işçiler arasında çalışma ve sosyal yasalarda eşitliğin sağlanması“ talebini kabul ettirmişlerdir. Bu nedenle de toplumsal yaşamda kimi haklar konusunda dışlanan göçmenler işyeri-çalışma yaşamında yerli işçilerle aynı haklara sahip olabilmişlerdir.Türkiyeli göçmen işçilerin halen seçme ve seçilme hakkının olmadığı Almanya’da bu hak sendikaların kutlanması gereken bir kazanımıdır.)
FORD’DA UNUTULMAYAN  ‘WILDE STREİK’ / ‘YASA DIŞI GREV’
1973 yılı, petrol kriziyle birlikte hayat pahalılığının giderek arttığı bir yıldır. Pek çok işletmede çalışanlar ücretlerine zam talebiyle uyarı grevlerine çıkmakta, Almanya’da bir grev dalgası esmektedir. Aynı yıl Ford tarihinde “Türk grevi“, „yasa dışı  grev“ (‘Wilde Streik’)  hatta kimi burjuva basın organlarında yer aldığı biçimiyle „Türken terrör bei Ford“ gibi isimlerle anılan grev patlak verir.
Grevi tetikleyen olay, 4 haftalık izin dönüşünde zamanında işbaşı yapamayan 500’e yakın Türkiyeli işçinin işine son verilmesi olarak kamuoyuna yansısa da, esas neden ağır iş koşulları ve düşük ücretlerdir. Çünkü işçilerin talepleri;
Ücretlere1 DM zam; çıkışı verilen işçilerin tekrar işe alınması; izin sürelerinin 6 haftaya çıkarılması; ve en önemlisi de göçmen işçilerin yoğun olarak çalıştığı akan bantların yavaşlatılması gibi taleplerdir.
Sendika ve işçi temsilciliği bu grevi desteklemezler. Hatta grevin bitirilmesi için de işverenle işbirliği yapmaktan kaçınmazlar. Grev polisin müdahalesi ve saldırılarıyla son bulur. Bu dönemde işçi temsilciliği başkanı Ernst Lück aynı zamanda SPD’nin Köln Belediye Meclisi üyesidir. Bu greve sahip çıkamayan sendika ve işçi temsilcileri ne acıdır ki, sonraki dönemlerde grevin kazanımlarının üzerinden saltanat sürmüşlerdir.
Gerek bu 73 Grevi’ni,  gerekse bu grev sonrası Ford’daki İşyeri Temsilciliği seçimlerini bu yazıya sığdırmak mümkün değil. Belki başka bir yazıyla ayrıntılar yazılabilir. Sadece önemli bir noktanın altını çizmek gerekiyor. 1975 tarihli muhalefet gazetelerine baktığımızda şu bilgileri görürüz: 1973’deki petrol krizine rağmen, 1975 yılında Ford „günde 820 adet araba üretmektedir“.  1969 yılında 234 milyon DM olan karını 1973 yılında 255 milyon DM’a çıkarmıştır. Fakat zarar etmemesine rağmen Ford „1973 Ocak ayından 1974 Ocak ayına kadar olan bir yılda toplam 8 bin 632 kişiyi işten çıkarmış ve 500 bin işgünü kısa çalışma uygulamıştır.“ 35 yıl öncesi yaşanan bu durum günümüzde yaşananlarla pek benzemektedir!
Ford patronları ve sendika bürokratları 73 Grevi’nden kendi adlarına iyi dersler çıkarmış olacaklar ki, 1975 yılında yapılan kavgalı İşyeri Temsilciliği seçimlerinde göçmen işçileri 13’ün üzerinde ayrı listede yarıştırarak bu sayede sadece 3 Türkiyeli göçmen işçinin temsilci olmasını sağlamışlardır. Zaten bu kişilerden biri de, grevler esnasında işveren yanlısı tutumuyla bilinen bir kişidir ve daha sonra 1978’de de Denetleme Kurulu’na (Aufsichtsrat) seçilerek ödüllendirilmiştir.

 

FORD’TA İŞÇİ HAREKETİ TARİHİNDEN KESİTLER

1973 Grevi, aslında Ford tarihinde ikinci grevdir. İlk grev savaşın hemen ardından 1947 yılında yaşanmıştır.
Savaşın ve Hitler faşizminin toplum üzerinde yaptığı tahribatların sonucu olara, sendikal mücadele ve örgütlenme uzun bir zaman alır. IG Metall Sendikası’nın Ford fabrikasında örgütlülük düzeyi 1959 yılında henüz yüzde 5 düzeyindedir.
Ülke çapında haftalık çalışma saatlerinin düşürülmesine karşı mücadele eden IG Metall 1956 yılında 45 saat, 1957 yılında (Schleswig-Holstein Eyaleti’nde 16 hafta süren grevler sonucu 1959 yılından başlayarak geçerli olmak üzere) 44 saatlik iş haftasını kazanmıştır. Bugün uygulanan haftalık 35 saatlik çalışma hakkı ise uzun mücadeleler sonucu ancak 1995 yılında kazanılmıştır.
İşçi temsilciliği Ford’da en kapsamlı işyeri toplu sözleşmesini ise 1962 yılında yapmıştır. Gece vardiyası, yıpranma, bant ve benzeri zamların kazanıldığı toplu sözleşmenin ardından, 1963 yılında Ford, İşverenler Birliği’ne üye olmuştur.
Köln Ford’ta işyeri temsilciliğine giren ilkTürkiye kökenli ise 1972’de Mehmet Özbağcı omuş; onu 1975’te Salih Güldiken, Altan Macit, Çetin Örmenkaya olmak üzere 3 kişi izlemiştir. Fabrikanın denetleme kuruluna giren ilk kişi ise 1978’de yine Salih Güldiken olurken, bugün bu görevde Mustafa ÇÖzmez bulunmakta.

TECRÜBELERİMİZ SINIFIN TECRÜBESİDİR
Bir fabrikanın tarihi işçilerin kazanımlarının ve kaybettiklerinin tarihidir. Ford’da da olduğu gibi…
80 yıllık Köln Ford’ta yaşananlarsa özet olarak:
Tekelci sermayenin, Amerikan sermayesinin Avrupa’ya ve dünyaya nasıl yayıldığını, savaşları nasıl fırsat olarak kullandığını;
sermayenin dini, ulusu vatanı olmayıp gerektiğinde faşist yönetimlerle kar hırsının savaş dönemlerinde de nasıl sürdürüldüğünü,
ve bugün olduğu gibi, işsizliği yoksulluğu, krizleri nasıl kendi çıkarları doğrultusunda kullandığını; ücretleri aşağı çekerek, çalışma şartlarını ise zorlaştırarak işçilerin nasıl „suyu sıkılmış limon“ gibi posasının çıkarıldığını göstermekte…

BUGÜNE DÜŞEN…
Bugün uzun mücadeleler sonucu elde edilmiş haklar adım adım tırpanlanarak yok edilmeye çalışılıyor. Sendikal mücadelede giderek eksen kayması yaşanıyor. Çalışanların toplu sözleşmede aldığı zamları işyeri iç antlaşmalarıyla geri almaya çalışan,  „işverenin rekabet gücünü“ düşünerek, işçiden alıp işverene verecek kadar geriye giden sendikal anlayışlar giderek artıyor. Aynı firma içerisinde ve aynı işte ama farklı ücretle çalışmak zorunda bırakılan „kiralık işçilik“ gibi hayati bir soruna adeta seyirci kalınabiliyor. Ford’un ‘arka bahçesi’ olan Endüstri Parkı’nda ucuz işgücü olan taşeron işçilerin sayısı artıyor.
Unutmayalım ki; sendikanın en güçlü damarı İşyeri Sendika Temsilcileridir. Ve bu kurum sendikanın yönetimini de, bizler adına pazarlık yapacak toplu sözleşme kurulunu da seçmektedir. Toplu sözleşmelerin kapıda olduğu şu günlerde ‘tarihimizden’ dersler çıkarıp mücadeleyi ve sesimizi daha da yükseltmeliyiz. Görev yine biz işçilere düşmektedir!