Yurt dışındaki Türkiyelilerin çıkarı ‘Tek adam’ rejiminde mi?

YÜCEL ÖZDEMİR

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kez daha yanıltmadı. Bu sefer de seçim kampanyasını yurt dışından başlattı. Pazar günü Saraybosna’da yapılan kapalı salon toplantısının asıl amacı Avrupa ülkelerinde yaşayan seçmenlere mesajlar vermekti.
Daha önce benzer toplantıları Almanya, Fransa ve Belçika’da yapmıştı. Ne var ki, Avrupa ülkelerine yönelik kullandığı dil, yaptığı hakaretler Erdoğan’ın bir AB ülkesinde taraftarlarıyla buluşmasını imkansız hale getirdi.
Hal böyle olunca son durak Bosna Hersek oldu.
AKP’nin Avrupa’daki uzantıları bu durumu sürekli “ayrımcılık” diye tanımlayarak, Türkiye kökenli göçmenler arasında yaşanılan ülkeler ve halklarına düşmanlığı körükleyerek, “Bizim Erdoğan’dan başka dostumuz yok!”, “Erdoğan’dan başka bize sahip çıkan yok!” fikrini işliyorlar.
Ayrıca muhalefet partilerinden politikacıların Almanya’ya gelip rahatça seçim kampanyası yürüttüklerini, ancak AKP’nin bundan mahrum bırakıldığını ifade ederek “mağdur” edebiyatı yapıyorlar. Örnek olarak da milletvekillikleri düşürülen, haklarında tutuklama kararı çıkarılan ve Avrupa’da yaşamak zorunda bırakılan HDP’li siyasetçilerin toplantılarını gösteriyorlar. Hani neredeyse ellerinden gelse vekillere getirilen siyaset yasağını Avrupa’da da sürdürecekler!
AB ülkeleriyle ilişkilerin bu denli gerilimli hale gelmesinde Erdoğan’ın sorumluluğu ve yanlışlarını ise görmezden geliyorlar. Birkaç yüz bin oy uğruna Avrupa ülkelerini toptan Nazilikle suçlamanın faturası, AB sınırları içinde toplantı yapamaz hale gelmek oldu. Bu politikanın ağır sonuçlara yol açtığını bildiği için, dikkat ederseniz artık yüksek perdeden “Eyyy Avrupa…” diye bağırmıyor.
Buna rağmen Avrupa başta olmak için yurt dışından daha fazla oy toplamak için çabasını sürdürüyor. Ama bu sefer verebileceği doğru dürüst bir vaadi bile yok. 14 madde halinde sıralanan “vaatler”in ilki “Yurt dışında yaşayan çocuklara ana dilimizi öğretmek için hafta sonu okullarını açacağız.”
Türkiye’de Kürtlere ve diğer ulusal azınlıklara ana dillerini yasaklarken, yurt dışında yaşayan Türklere ana dili öğretme kampanyası başlatılıyor.
Tam anlamıyla bir samimiyetsizlik örneği.
Yurt dışında yaşayıp da Türkçe ana dilini savunanların sırf bu samimiyetsizlikten dolayı AKP ve Erdoğan’a oy vermemesi gerekiyor.
Erdoğan’ın sıraladığı “müjdeler” de daha çok geçmişte yapılanlar hatırlatılıyor. Örneğin dövizle askerliğin 6 bin avrodan bin avroya düşürülmesi hatırlatılıyor. Halbuki, dövizle askerlik AKP tarafından daha önce tam 10 bin avroya çıkarılmıştı. Gelen tepkiler üzerine önce 6 bin, sonra bin avroya düşürüldü.
Aslında bin avro bile fazla. Doğru olan yurt dışında doğup büyüyen ve yaşayan bütün gençlerin askerlikten muaf tutulmasıdır.
Yurt dışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Türkiye’den kaynaklı maddi sorunlarının eskisi gibi ağır olmadığını kabul etmemiz gerekiyor. Bunların çoğunu da AKP yaptı. Ancak aynı AKP, tarihte görülmedik derecede ağır “siyasi sorunlara” yol açtı. “Tek adam” rejimi için atılan adımlar Türkiye’nin imajını dibe çekti ve en önemlisi izlenen politikalar nedeniyle Türkiye kökenlilerle yerli halklar arasında ön yargılar ve düşmanlıklar körüklendi.
Bundan en çok etkilenenler ise Erdoğan’a oy verenler. Bugün Almanya’da, Fransa’da, Hollanda’da, Belçika’da… hiç kimse rahat bir şekilde Erdoğan’a oy verdiğini ya da vereceğini söyleyemez hale geldi. Yerli halklar arasında Erdoğan’a oy verenlere normal gözle bakılmıyor.
Türkiye kökenliler arasında da kutuplaşma derinleşti.
Bu tabloyu en çok Erdoğan’a oy verenlerin sorgulaması gerekiyor. Kendilerini yaşadıkları ülkelerin halklarından koparan; okulda, işyerinde, semtte “istenmeyen kişi” ilan edilmesine neden olan politikanın kaynağında Avrupa haklarının “Nazi”liği değil, Erdoğan’ın “tek adam”lığı yatıyor.
Bu nedenle Erdoğan’ın 24 Haziran seçimlerde yurt dışından beklenenin üzerinde oy alması onların yaşamlarını kolaylaştırmayacak, tersinde zorlaştıracak.
Demokratik bir Türkiye ise gerçekten yurt dışında yaşayan Türkiye kökenli bütün göçmenlerin yaşamını kolaylaştıracak. İçe kapatan değil, farklı inançlardan ve uluslardan insanlarla bir arada yaşamaya teşvik eden politikalara ihtiyaç var.  “Tek adam” rejimin kurulması durumunda Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli emekçiler çok daha fazla kaybedecek. Durum bu kadar açık ve net.
Bu seçimlerde demokratik Türkiye’nin yolunun HPD’nin barajı geçmesi, cezaevindeki Cumhurbaşkanı Adayı Demirtaş’ın güçlü bir destek almasından geçtiğini Türkiyeli olmayanlar da artık fark etmiş durumda. Bu nedenle Avrupa’nın dört bir yanında HDP ve Demirtaş’a güçlü bir destek için zaman kaybetmeden herkesin yoğun bir çalışma sürdürmesi gerekiyor. Bugüne kadarki çalışmalar güçlü bir desteğin verileceğini bugünden gösteriyor.