Gauck‘un söyledikleri: Kabul edilemez!

Patrick Bahners/Frankfurter Allgemeine Zeitung

Eski Cumhurbaşkanı Gauck, Bild gazetesine, 40 milyon nüshası bedava dağıtılan “Vatan” ekinde yayınlanmak üzere bir röportaj verdi. Röportajda, on yıllardır Almanya’da yaşayan insanların hala Almanca sohbet edememesinin kabul edilemez olduğunu söyledi. Uzun yıllardan beri Almanya’da yaşayan yaşlanmış yurttaşların Almanca konuşamamasının üzücü, hayal kırıklığı yaratıcı veya öfkelendirici olduğunu söylemedi, açıkça “kabul edilemez” dedi. Böylelikle de şimdilerde televizyon programlarının yarısında sündürüle sündürüle tartışılan toleransın sınırı” konusunda katkı sunmuş oldu.

Kabul edilemez olan bir davranışın sonlandırılması gerekir. Varsayalım on yıllar önce Türkiye’den göç etmiş, tek kelime Almanca konuşmasına ihtiyaç olmadan çalışabilmiş işçi ve Almanca bilmeyen eşi emeklilik yaşında Almanca kursuna gitmezlerse ne yapılacak? Vatandaşlıktan mı çıkarılacaklar? Vatandaşlığa geçmedilerse sınırdışı mı edilecekler? Zorla Goethe Enstitüsü’ne mi gönderilecekler? Eğer dersleri ekerlerse hangi yaptırımla karşılaşacaklar? Bunların hiçbiri işe yaramazsa kala kala aşağılama kalıyor. Sarrazin 3. kuşağın dil öğrenme tembelliğini skandal haline getirmişti, Gauck ise 1. kuşağı hedef aldı.

Yoksa yanlış mı anladık? Hedefi öğrenme isteğinin eksik olmasını eleştirmek değil de dilin öğretilmesindeki objektif engellerin kaldırılmasını sağlamak mıydı? Daha fazla kurs açılmasını, kadınların dil öğrenip bir meslek sahibi olmasının cazip hale getirilmesini mi istiyordu? Röportajındaki bağlantılar böyle bir çaba içinde olmadığını gösteriyor. Röportajı yapanların sunduğu çerçeveye göre Gauck, Müslüman göçmenlerin gelmesi sonrası değişen vatan duygusu üzerine görüş bildirmek zorunda. Yaşlı göçmenlerin Almanca konuşamamasının kabul edilemez olduğu cevabını verdiği soru; Çarşaflı kadınları, nefret vaazcılarını, diktatörlük rejimlerine sempati mitinglerini kazanım olarak görmeyen insanlara ne diyeceksiniz?“ şeklinde.

Gauck, 40 milyon defa dağıtılan cevabındaki “Almanca eksikliği” ile yıllardır burada yaşamalarına rağmen ülkeyi ve ülkenin değerlerini kabul etmeyen insanların aşağılanması mesajını veriyor. Buna ek olarak, “yabancı düşmanı sayılacağımız korkusuyla yanlış bir saygıya kapılmamalıyız” diyor. Televizyon programlarında binlerce defa tekrarlanan boş bir laf olan,“yanlış saygı” Almancanın ne kadar acılı bir dil olduğunu ortaya koyuyor.

Karar almak için iki şeye, tolerans ve kararlılığa, ihtiyaç var. Şimdi ise kararın toleransın yok edilmesi pahasına alınması gündemde. Gauck’un deyimiyle gerçek saygı gösterilmesi için “Biz”den olmayanlara baskı yapılması gerekiyor. Şimdilerde yaşları 60 ve üstünde olan Türkler neden sadece ihtiyaçlarını giderecek kadar Almanca öğrendiler ki? Çünkü onlara misafir işçi adı verilmişti, misafirdiler, bizden olmaları istenmiyordu. Yıllar boyu ihmal edildikten sonra şimdi şimdi uçlaştırılarak gerçek saygı gösterilmesi talebi yani iyi niyetli (saf) toleransın eleştirilmesi (Henryk M. Broder), toplumsal gerçekliğin değerler çatışmasına indirgenmesinden başka bir şey değil. İşte bu sahte idealizmin zafer yürüyüşü sadece televizyon programlarımızı değil ülkemizi de değiştirdi.

Çeviren: Semra Çelik