Sığınmacı düşmanlığında yeni aşama

YÜCEL ÖZDEMİR

Sığınmacılara yardım örgütü SOS Mediterranee’ye ait “Aquarius” gemisinin 629 sığınmacıyı Libya açıklarındaki karasularda kurtardıktan sonra İtalya ve Malta limanlarına yanaştırılmaması üzerine başlayan tartışma, sertleşerek devam ediyor. Uluslararası sözleşmeler denizde zor durumda kalanlara limanların mutlaka açılmasını öngörürken, her iki ülke de yardım gemisini almaya yanaşmamıştı.
Bunun üzerine Akdeniz’in ortasında mahsur kalan Afrikalı sığınmacılara İspanya kapılarını açmıştı. Sicilya açıklarındaki gemi, dört günlük yolculuktan sonra yarın Valencia limanına varacak.
SOS Mediterranee, gemide 123’ü kimsesiz olmak üzere 134 çocuk ve genç ile 7 hamile kadın; 11 çocuk ve yaralılar bulunduğunu duyurmuştu. Veriler, gemide gerçekten insani yardıma muhtaç insanların olduğunu gösteriyor.
Göreve yeni başlayan İtalya’nın faşist İçişleri Bakanı Matteo Salvini (Liga Partisi Başkanı), limanları sığınmacı taşıyan gemiye açmadığı gibi, bu tutumu eleştiren ülke ve siyasetçilere de savaş açtı. İtalya hükümeti Fransa’nın yaptığı eleştirilere Roma büyükelçisini çağırıp tepkisini ortaya koymakla gösterdi. Ülke içinde de çok sayıda belediye başkanı, bakanın kararına karşı çıktı. “En iyi savunma saldırıdır” mantığıyla hareket ediyor popülist-sağcı hükümet.
Bugüne kadar örneğine az rastlanılan bu tutumun arkasında sığınmacı düşmanlığı üzerinden güç toplayan faşistlerin, şimdi söylediklerini hayata geçirmesi yatıyor. Dahası bu durum sadece İtalya’ya özgü değil.
1 Temmuz’da AB dönem başkanlığını devralacak Avusturya’da da sağ mufazakar-ırkçı koalisyon hükümeti (ÖVP-FPÖ), AB’den ayrı bir sığınmacı politikası hayata geçirmek için adımlar atmaya başladı. Önceki gün Berlin’e gelen Başbakan Sebastian Kurz, Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer’i de yanına alarak, AB’nin Avrupa sınırlarını etkili şekilde kapatmaması durumunda ayrı hareket edilmesi çağrısında bulundu. Bu temelde bir “Gönüllüler Koalisyonu”nun kurulmasını istedi. Koalisyon ülkelerinin, AB’nin kararlarını beklemeden sığınmacılarla mücadele konusunda ayrı hareket etmesi hedeflerin başında geliyor. Avusturya şimdiden kendi başında Avrupa dışında sığınmacı kampları kurmaya hazırlanıyor. AB’nin uzun süredir tartıştığı bu kampların kurulacağı ülkelerin başında Libya, Cezayir, Türkiye ve Fas geliyor.
“Gönüllüler Koalisyonu”nun asıl ülkelerinin Avusturya, İtalya ve Almanya olması öneriliyor. Seehofer de hazırladığı “Masterplan” ve Salvini ile yaptığı telefon görüşmesinde buna çoktan hazır olduğunun işaretini verdi. Planda, Almanya’ya gelen sığınmacıların sınır dışı edilmesi ve sınırlardan giriş yapanların hemen komşu ülkelere geri gönderilmesi de var. Ancak bunun AB içinde yeni bir bölünmeye yol açacağının farkında olan Başbakan Merkel, plana karşı çıkarak kamuoyuna açıklanmasını engelledi.
Merkel ile içişleri bakanı arasında sığınmacı politikası nedeniyle gerilimin artarak sürmesi bekleniyor. Bu gerilim sunucu olsa gerek, Seehofer önceki gün Uyum Zirvesi’ne katılma yerine Kurz ile buluşmayı tercih etti.
Özetle, Avusturya ve İtalya’nın başını çektiği sığınmacı düşmanlığı ve ilan ettikleri “Gönüllüler Koalisyonu”, George W. Bush’un Irak işgali için kurduğu “Gönüllüler Koalisyonu”nu hatırlatıyor. Saddam rejimini devirerek Irak’ın işgal edilmesini savunan ülkelerin katıldığı koalisyonun yarattığı enkazın faturası ağır oldu. Yüz binlerce insan katledildi, milyonlarcası göç etmek zorunda kaldı.
Benzer bir durum adı konulmasa da bugün en çok insanın göç etmek zorunda kaldığı Suriye ve Libya için geçerli. Bu ülkeler de aralarında Avrupa devletlerinin olduğu emperyalist güçler tarafından işgal edildiği için milyonlarca insan yerinden yurdundan edildi.
Şimdi ise ülkelerinde savaş, çatışma, açlık ve sefalet nedeniyle yaşayamaz halde gelen, bu nedenle Avrupa’ya doğru yola çıkan insanlara açıktan yeni bir savaş ilan ediliyor. Bütün tartışmalar, önlem arayışları, planlar sığınmacıların sağ olarak Avrupa’ya ulaşmasını engelleme üzerine kurulu. Bu insanlık dışı politikanın faturası sığınmacılara ağır oldu, olmaya da devam edecek. Avrupa’ya ulaşabilen çok az bir kesim ise her türlü ırkçı saldırının hedefi haline getiriliyor.
Bu politikanın Avrupa hakları arasında milliyetçiliği ve her türlü gericiliği güçlendirmek için etkili şekilde kullanıldığı şu dönemde; sığınmacılarla değil, sığınmaya yol açan nedenlerle mücadelenin asıl belirleyici olduğunu ısrarla anlatmaktan başka seçenek yok.
Avrupa devletlerinin silah sattığı, savaş çıkardığı, yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömürdüğü ülkeler ve bölgelerde insanların yaşamasını imkansız hale getirdiği koşullar devam ettikçe sığınma sorunu da sürecek. Irkçı-faşistlerin sınırları kapatma gibi insanlık düşmanı önlemleri ise sorunu çözmeyecek, sadece halklara faturayı ağırlaştıracak.