Kandil’den Menbic’e Kürt sorununda yeni arayışlar

YUSUF KARATAŞ

Bölgede (Ortadoğu) Suriye ve Irak üzerinden sürdürülen paylaşım/egemenlik mücadelesinde Kürtler-özellikle IŞİD’e karşı- kimsenin göz ardı edemediği bir güç haline gelmişlerdi. Ancak Kürtlerin bölgesel statükoyu tehdit edecek kadar güçlenmeleri, egemenlik mücadelesi içinde olan emperyalistlerin de -ABD ve Rusya- istediği bir durum değildi. Dolayısıyla bölgesel gericiliklerin Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki ‘bağımsızlık referandumu’na karşı hamlelerine ve Türkiye’nin Afrin operasyonuna sessiz kalarak Kürtlerin gücünün sınırlanmasına onay verdiler. Gelinen yerde bölgesel güç ve etkileri kısmen geriletilmiş olsa da Kürtler, egemenlik mücadelesinin başını çeken ABD ve Rusya’nın hâlâ göz ardı etmediği/edemediği bir güç olma konumunu sürdürüyorlar. Çünkü bugün her şeye rağmen Suriye’de Kürtler olmadan bir çözüme ulaşmak mümkün değil. Ve dahası, Kürtlerin kimlerle nasıl bir çözüme razı olacakları, devam eden egemenlik mücadelesinin seyri ve Suriye’nin geleceği bakımından büyük bir önem taşıyor.

Bugün Türkiye’deki Erdoğan iktidarının bir ucu Irak Kürdistan bölgesindeki Kandil’de ve öbür ucu Kuzey Suriye’de Fırat’ın batısında Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) denetlediği tek yer olan Menbic’teki arayışları, geleceği belirlenmek istenen coğrafyanın sınırlarını göstermesi bakımından önemli. Elbette bu arayışlardan Türkiye’nin söz konusu coğrafyanın geleceğinin şekillenmesinde asıl belirleyici güç olduğu ya da olacağı sonucu çıkarılamaz. Ancak bu durum, Türkiye’nin hamlelerinin ve yapılan pazarlıkların, emperyalist güçlerin Kürt sorununun çözümü konusunda sürdürdükleri arayışların bir parçası olduğu gerçeğini de değiştirmiyor.

Yeni arayışlara bağlı olarak önümüzdeki dönem Kürt sorununda olası gelişmeleri değerlendirebilmek için egemenlik mücadelesi içindeki güçlerin hangi hesapları yaptığına bakmak gerekiyor.

ABD’den başlayalım. ABD’nin Türkiye’nin Afrin operasyonuna sessiz kalması ve Menbic konusunda Türkiye ile pazarlığa açık bir politika izlemesi, sanılanın aksine Türkiye’ye rağmen değil, Türkiye’nin de bir parçası olacağı bir çözümü istediğini gösteriyor. ABD, Fırat’ın doğusunda Kürtlerle kurduğu işbirliğinin Türkiye tarafından tanınması karşılığında Menbic’te uzlaşmayı da Türkiye’nin PKK’ye karşı askeri operasyonlarını desteklemeyi de kabul ediyor. ABD’nin bu politikasının asıl hedefi, Fırat’ın doğusundaki askeri üslerini kalıcı hale getirmek, yani Suriye’nin geleceğinde bir pozisyon edinebilmek. Ancak ABD’nin Türkiye ve Suriye Kürtlerini böylesi bir çözümde uzlaştırması en azından bugün için mümkün görünmüyor. Çünkü ne Kürtler diğer bölgelerdeki varlıklarının askeri yollarla ezilmesi karşılığında böylesi bir çözüme razı geliyor ne de Türkiye’deki iktidar Kürtlerin herhangi bir statüye sahip olacağı bir çözümü kabul ediyor.

Rusya, baştan beri Kürtleri kendi himayesinde sınırlı bir özerkliğe razı etmek istiyor. Rusya’nın böylesi bir çözüm için çeşitli dönemlerde girişimler/görüşmeler yaptığı da biliniyor. Ancak ABD’nin Kürtlere ağır silahlar vermesi ve Kürtler ile işbirliğini yeni bir boyuta taşımasından sonra Rusya, özellikle Türkiye’nin Kürtlerin gücünü sınırlamaya yönelik hamlelerine olur verdi. Geçtiğimiz günlerde Suriye Devlet Başkanı Esad’ın Kürtleri (SDG’yi) müzakere masasına çağırması ve olmazsa askeri seçeneğin devreye gireceği tehdidinde bulunması da Rusya’nın çözüm planından bağımsız düşünülemez. ABD’nin Suriye’nin kuzeyindeki askeri varlığının ne olacağı, bu çözüm planının en kritik noktasını oluşturuyor. Çünkü Suriye ve Rusya, ABD’nin güçlerini geri çekmesini istiyor ama bir yandan Kürtler ABD’nin varlığını pazarlıklar konusunda bir koz olarak görüyor ve öte yandan da ABD’nin böylesi bir çözüme ne kadar razı olacağı önemli bir soru işareti olarak duruyor.

En son Irak Kürdistan bölgesindeki bağımsızlık referandumu sürecinde olduğu gibi, Kürtlere karşı Türkiye ile işbirliği yapan İran’ın, Kandil operasyonunu desteklememesi ve ayrıca bu operasyonu Irak’ın toprak bütünlüğüne karşı bir saldırı olarak nitelemesi de yukarıdaki gelişmelerden bağımsız düşünülemez. ABD ve bölgedeki işbirlikçilerinin -S. Arabistan ve İsrail- hedefindeki İran, bu koşullarda Kürtleri karşısına almak istemiyor. Ayrıca İran’ın Kandil operasyonu karşısında aldığı tutum, bugünkü koşullarda müttefiklerinin (Suriye rejimi ve Rusya) Kürtlerle müzakere yönünde attıkları adımları boşa çıkaracak bir girişimin içinde olmayacağı anlamına da geliyor.

Bu tabloya bakınca, Kürt sorununun bölgedeki diğer gelişmelerle iç içe geçtiğini ve çözümünün de bu gelişmelerden bağımsız ele alınamayacağı için giderek zorlaştığını söylemek gerekiyor. Ancak bütün seçenekler içinde gerçekleşme ihtimali en zayıf ve belki de imkânsız olanı, Türkiye’deki iktidarın Kürtlerin her türlü kazanımını kendisi için tehdit olarak gören savaşçı-müdahaleci politikasıdır. Ve Erdoğan iktidarı belki bu gerçeği görmediğinden değil ama kurmak istediği ‘tek adam rejimi’ için başka çıkar yol olmadığı için bu politikada ısrar ediyor.