Avusturya’da cami kapatmalar

Avusturya hükümeti yedi caminin kapatılıp çok sayıda imamın sınırdışı edileceğini açıklması hem Avrupa hem de Türkiye’de yankı yarattı. Hem Türkiye hem de Avrupa’da inançların siyasete alet edilmesinin bir örneği olan gelişmeyle ilgili basınına yansıyan iki farklı yorumu ilginize sunuyoruz.

Gerçek bir tiyatro

Hasnain Kazim/Spiegel Online

Avusturya hükümetinin Perşembe akşamı saat 18.17’de gelen davetinde „Politik İslam’la mücadelede kararlar“ alındığı ve bunların ertesi gün saat sekizde Başbakan Sebastian Kurz, Başbakan Yardımcısı Heinz-Christian Strache, İçişleri Bakanı Herbert Kickl ve Başbakanlık Müsteşarı Gernot Blümel’in katılacağı bir basın toplantısıyla duyurulacağı yazıyordu.

Böylesine “ağır topları” bir arada görünce açıklanacak şeyler çok önemli olmalı diye düşündüm.

Sonuç: Hükümet dördü Viyana’da, ikisi Yukarı Avusturya’da, biri Kaernten’de yedi camiyi kapatma kararı almıştı. Ayrıca ATİB (Avusturya Türk İslam Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Birliği) camilerinde çalışan 40 imamın Türk hükümeti tarafından finanse edilip edilmedikleri araştırılacak, doğruysa, Avusturya hukukuna aykırı olduğu için sınırdışı edileceklerdi. Sınırdışı edileceklerin sayısı, imamların aileleri de katıldığında 150 kişi civarındaydı.

Kararların hedefi doğru: kapatılacak camilerden biri Viyana’da aşırı sağ faşist örgüt Bozkurtlar’a ait, diğer altı cami ise Selefist eğilimli olduğu tespit edilmiş olan Arap Kültür Cemaati tarafından yönetiliyor. Hükümetin, Türkiye’nin Avusturya’daki etkisini sınırlandırmak için, Türk din kurumu Diyanet ve Türkiye hükümetine bağlı ATİB’e müdahale etmesi anlaşılabilir bir şeydir.

Hükümet, bu kararını, 2015’te yürürlüğe giren, kısmen haklı (Neden tüm dinleri kapsayan bir yasa değil de sadece İslam Yasası?) kısmen haksız ( İslam Yasası Müslümanların inanç özgürlüğünü kısıtlıyor. Hiç de değil, tersine onlara yasal olarak dini mükellefiyetlerini yerine getirme hakkı tanıyor) nedenlerle epey eleştirilen İslam Yasası’na dayandırıyor. Yasa, ülke dışından finansmanı yasaklıyor ve toplum ve devlete yönelik olumlu bir temel duruş talep ediyor. Uyanık olmak ve politik İslam’ın etkisini yasaklamak demokratik ve aydınlanmasını gerçekleştirmiş her devletin çıkarına. Her ne kadar trajikomik şekilde popülistler popülistlere karşı harekete geçmiş olsa da bunun kapsamına düşmanlara karşı mücadele sürdürmek de giriyor.

Avusturya hükümetinin haberi açıklarken takındığı tiyatral tavır eleştirilebilir, zaten yabancı düşmanlığının kızıştırıldığı koşullarda alkış alma hırsıyla harekete geçtiği suçlaması yapılabilir, Türkiye’deki seçimlerden kısa süre önce alınan bu kararla Recep Tayyip Erdoğan’ın mağdur rolüne girmesinin sağlandığı, seçilme şansının artmasına hizmet edildiği de söylenebilir.

Buna rağmen, popülistler popülistlere karşı çıkıyorlar diye kararların enine boyuna düşünülmeden eleştirilmesinden kaçınmak gerekir. Erdoğan’ın sözcüsünün tiyatral şekilde açıkladığı gibi, Türk milliyetçi Müslümanlarına ve Selefilere karşı çıkmak Avusturya’daki İslam düşmanı, ırkçı ve ayrımcı dalganın sonucu değil, hükümetin İslam kurumlarına saldırarak kâr etmek istediğinden yola çıkmak da yanlış. Atılan, demokrasi ve özgürlük düşmanlığına karşı doğru bir adım.

Cami kapatmalar: Erdoğan’ın haçlı seferi

Markus Bernath/derStandard.at

Kurz ve Strache’nin cami kapatma ve imam sınırdışı etme kararı sonrası Türkiye Cumhurbaşkanı ağzını açıp gözünü yumarak Haçlı Seferi çığlıkları atmaya başladı. Ancak bu sefer Tayyip Erdoğan’ı ciddiye almak lazım. İslam gibi önemli bir konuda ve insanların bilmeden, araştırmadan doğru-yanlış diye karar verdiği günümüz koşullarında, Kurz ve Strache’nin yaptığı gibi kısa ve öz açıklamalarla işi bitirmek çok tehlikeli. Hükümetin İslam Yasası’na aykırı gerekçesi ile aldığı kararlar Türkiye, Avrupa ve hatta Endonezya’daki Müslümanlara nasıl yansıyacak? “Hristiyanlar camilerimizi kapatıyor, inanç özgürlüğümüzü kısıtlıyor!” Hem de kutsal Ramazan ayında…

Kendini İslamın savunucusu ilan etmiş olan Erdoğan, hiç de onun gibi Osmanlı döneminin geri gelmesini istemeyen ezici çoğunluktaki Müslümanlara Avusturya’daki cami kapamanın ne kadar tehlikeli olduğunu kendi diliyle anlatacak. Abartılı, seçmen oylarını hedefleyerek popülistçe ama temelde haklı olarak. Bu karar direkt Diyanet’i hedef aldığı halde imamların sınırdışı edilmesine dair bir şey söylememesi ise ilginç. Arap Kültür Derneği’nin kapatılacağı açıklanan 6 camisinden farklı olarak Diyanet, imamları eğitiyor, yurtdışına gönderiyor ve maaşlarını ödüyor. Diyanet imamları, 16 yıldır iktidarda olan muhafazakar Sünni hükümetin sözcüsü işlevini görüyorlar. Avusturya’daki İslam Yasası’nın hedefi de bunu yasaklamak. Erdoğan açısından bu, iktidarının sınırlandırılması anlamına geliyor. Sebastian Kurz, kendi ülkesinde Erdoğan hükümetini frenleyebilir, ancak Türkiye’de Hristiyanlara yönelik saldırgan atmosfere karşı hiç bir şey yapamaz. Yapmak da istemiyor zaten; seçmenleri Türkiye’de değil Avusturya’da çünkü.

Çeviren: Semra Çelik