Kadınlar ve aşırı sağcılık bir çelişki mi?

Zahide Yentür

Arkadaşıma Dokunma e.V., 8 ve 9 Haziran tarihleri arasında IG Bau eğitim merkezinde „Kadınlar ve sağ radikalizm, bir çelişki mi? başlıklı bir seminer düzenledi. Hafta sonu seminerine işyerlerinden işçi temsilcileri ve aktif sendika üyeleri katıldı.

Toplantının ilk sunumunu gazeteci ve sosyolog Andreas Kempner yaptı. Kempner sunumunda, AfD içindeki halkçı, neoliberal, köktendinci Hristiyan akımların, üzerinde birleştiği kadın-erkek eşitliğine karşı çıkmak, erkek haklarını savunan hareketi güçlendirmek, devletin aile politikalarında liberal yönelimi eleştirmek gibi ortak paydalar üzerinden sağcı radikalizmi toplumun en geniş kesimlerine yaydıklarını anlattı.

AfD’nin kampanyaları

İkinci sunumu yapan Tanja Gäbelein, Almanya’da gelişen yeni sağın, Nazi tanımından kaçmak için söylem olarak modern kavramları kullandığını, örneğin ırk yerine kültür kavramını tercih ettiğini söyledi. Sağ arenada retorik anlamda modernleşme, ırkçı ve kadın düşmanı politikaların üzerine örtmede çok işe yarıyor. AfD’nin, Almanya’nın büyük şehirlerinde düzenlediği „Yaşam için yürüyüş“ eylemlerinde sağcı ve muhafazar kimlikleri ilk başta deşifre olmuyor. Çünkü öne sürülen talep, çok masum ve bir o kadar da apolitik. Hareketin ırkçı karakteri, „bir halk ana rahminde ölür“ sloganı gelince deşifre oluyor.

2018 yılında ortaya çıkan AfD kökenli „kadınlarımızı koruyalım“ hareketi, kadınlara yönelik cinsel şiddetin Müslüman mülteci ve göçmenlerden geldiğini söylüyor ve Alman kadınların korunması gerektiği yönünde propaganda yapıyor. 2018 yılında işlenen 115 kadın cinayetinin failleri, Alman kökenliler. Bir ya da iki mülteci, kadın cinayetlerinin faili olursa, diğer cinayetler de Afd propagandasıyla onların üstüne atılıyor. AfD, Iraklı mültecinin öldürdüğü Susanna Rechte cinayetini bahane ederek, İslam, mülteci ve yabancı düşmanı içerikli gösteriler düzenledi.

Kadın ve işçi düşmanı politikalara karşı birlikte mücadele edilmeli

AfD’nin ırkçı, yabancı ve kadın düşmanı politikalarının iş yaşamı için neyi ifade ettiğinin tartışıldığı bölümde söz alan IG Metal üyesi Pia Bräunig, sendikada ve işyerinde zaman zaman kadın ve mülteci düşmanı söylemlere denk geldiğini, AfD’nin duygusal ve apolitik progandasında ırkçı ve gerici içeriğin her zaman fark edilmediğini söyledi. IG Metal bünyesinde 500 bin göçmen işçinin örgütlü olduğuna dikkat çeken Bräunig, sendika içerisinde demokratik, katılımcı, eşitlik anlayışıyla Alman ve göçmen işçilerin bir dayanışma ağı örmesinin çok önemli olduğunu ve ancak bu şekilde işçi ve kadın düşmanı politikaların püskürtüleceğini belirtti.

AfD’ye oy veren sendika üyelerinin olması gerçeği de, katılımcıların üzerinde kafa yordukları bir konu oldu. Sendikalı birisi nasıl AfD’ye oy verebiliyor? AfD’ye oy verenleri aydınlatmak için sendika içerisinde eğitim seminerleri yapmamız önemlidir. denildi.

Bu bölümde üzerinde birleşilen başka bir nokta, sendikaların sadece TİS’lerle değil, toplumsal yaşamın örgütlenmesi ve biçimlenmesine de aktif katılarak, toplumsal yaşama müdahale etmesi, ırkçı ve kadın düşmanı akımların önünü alması gerektiği oldu.

Ver.di’den Monika Zimmermann, AfD’nin hazırladığı zeminde ırkçılığın ve cinsiyetçiliğin prim yaptığına dikkat çekerek, kadın hareketini güçlendirme çağırısı yaptı. GEW Hessen Başkanı Birgit Koch da, eğitimden sağlığa, kadın haklarından mültecilere kadar sorunların ortak olduğunu söyledi ve sorunların çözümleri için birlikte mücadeleye vurgu yaptı.