Mülteciler: Bavyera darbesinin kurbanları

George DIEZ
Spiegel Online

Federal İçişleri Bakanı Seehofer (CSU), Başbakan Merkel’e (CDU) yönelik tavrıyla binlerce kişinin ölüme gönderileceği bir politikanın sözcülüğünü yapıyor. Bu amaçla Rüdiger Safranski gibi İslamofobik entelektüellerin “öngörülerini” kullanıyor.
Her politik darbe, içinde yaşanılan döneme özgü biçimlere sahiptir. 1920’de yapılan Kapp-Lütwitz Darbesi I. Dünya Savaşı’nın militan  gazilerinin cumhuriyeti devirmek için Berlin’e yürümesiyle başladı. Şimdiki Seehofer-Söder darbesi ise CSU’nun Bavyera eyalet seçimlerinde oy oranını arttırmak isteyen militan seçim kampanyası destekçileri tarafından gerçekleştiriliyor. Yapılmak istenen ne?
CSU’nun mülteci politikasıyla ilgili yapmak istedikleri, demokratik oyunun kurallarına ve politik süreçlere karşı çıkan, herhangi bir planı olmaksızın, ne pahasına olursa olsun kırıp döken Trump vb. diktatörleri hatırlatıyor.
Farklardan biri, 1920’lerde “Bizi arkamızdan vuran hainler” söz konusu iken şimdi mültecilere sınırları açarak Alman halkının sorunlarla boğuşur hale gelmesine neden olan politikalardan söz edilmesi.
Diğer ve en önemli fark ise Kapp-Lütwitz darbesinde öldürülen binin üzerindeki insanın, kahraman ilan edilerek özel mezarlara gömülmüş olmaları. Seehofer-Söder darbesinin kurbanları ise Avrupa’ya sığınmak için yola çıkan ve Akdeniz’de boğulup balıklara yem olan mülteciler olacak.
Ortak yanlardan biri, darbelerin kuluçka dönemi: Kapp-Lütwitz darbesi hazırlığı, I. Dünya Savaşı ardından başladı ve 1.5 yıl sürdü. Seehofer-Söder darbesi hazırlığı ise üç yıl önce, Merkel’in 2015 yazında mültecilere Almanya’nın kapılarını açmasıyla başladı.
Darbelerin teorik temellerinde yazar, düşünür entelektüellerin yardımı da iki darbenin ortak özelliği: Şimdikinde 1997 yılından beri ne hikmetse sadece erkeklere verilen Alman Ulusal Ödülü’nün bu yılki sahibi Entelektüel Rüdiger Safranski’nin İslamofobik düşünceleri dayanak yapılıyor.
(…) Safranski, Sloterdijk, Baberowski, Tellkamp, Neo Rauch gibi entelektüeller, kendi çevrelerinin merkezinden yaydıkları bu görüşlerle CSU’nun bugün hayata geçirdiği/Almanya genelinde de geçirmek istediği, sert, dışlayıcı, dar politikanın sorumluları arasında yerlerini alıyorlar.
Böylesi bir  darbe özleminin hiçbir dayanağı yok. Safranski ve diğerleri savaş sonrası Almanya’nın kazanımlarını, yeni kimliğini reddediyorlar. Onlar için Almanya, mülteci ve göçmenlerin uyumuna uygun bir ülke değil. (…)
Safranski, CSU’nun, mülteci politikasıyla ilgili taleplerini bir söyleşisinde ortaya koyuyor ve diğer Avrupa ülkelerinden dayanışma bekliyor. Macaristan ve Balkan ülkelerinin bir zamanlar İslam egemenliği altında olduklarından başlarına neler gelebileceğini bildiklerini ve mülteci almayarak rasyonel davrandıklarını söylüyor. Kendine yönelik suçlamalara bağlı olarak İslamofobi’nin bol bol kullanılan boş bir laf olduğunu da iddia ediyor.
Safranski, entegrasyonun başarısızlığı üzerine tartışma sürdürmekle kalmıyor, insanları bencilliğe teşvik ediyor, dünya çapındaki adaletsizliği, zenginle yoksul arasındaki uçurumu doğal gösterip Avrupalılara zenginliklerini korumak istiyorlarsa sınırlarını mültecilere kapatmaları öğüdünde bulunuyor.
Sözlerine  alaycı şekilde gülümseyerek devam ediyor; “Avrupa karşılaştığı yeni durumla başa çıkmasını bilecektir.”
Avrupa’ya erişmek isteyen mültecilere ateş açılmasından mı söz ediyor?

(Çeviren: Semra Çelik)