Almanya’daki Türkiyeliler neden Erdoğan’ı seçiyor?

YÜCEL ÖZDEMİR

Alman basını, siyasetçileri, sosyal bilimcileri hafta başından beri bu soruya yanıt arıyor.
Çünkü seçimlerin ortaya çıkardığı tablo öyle üzerinden es geçilecek gibi değil. Kesin olmayan sonuçlara göre Erdoğan, Almanya’da kullanılan 660 bin oyun yüzde 65’ini, AKP ise yüzde 52’sini aldı. Türkiye ortalamasının üzerinde olan bu oranlar doğal olarak durumun sorgulanmasının da beraberinde getiriyor. Üstelik, AKP taraftarlarının seçim gecesi Berlin, Hamburg, Bochum, Köln gibi pek çok kentte ellerinde Türk bayraklarıyla araba konvoyları oluşturarak sevinç gösterileri düzenlemeleri, Rabia ve bozkurt işareti yapmaları durumu tartışmalı hale getirdi.
Irkçı AfD’den Yeşiller’e kadar değişik partilere mensup siyasetçiler, Almanya’nın liberal demokrasisine aykırı tek adama dayalı otoriter rejimi savunanlara yer olmadığını belirtti, “Erdoğan’ı çok seviyorsanız gidin Türkiye’de yaşayın” da denildi. İnsanların “Almanya’da yaşayıp otoriter bir lideri ve sistemi savunmalarına” akıl erdirilemiyor. Özellikle de gençlerin…
Peki bütün bunlara rağmen sandık başında giden 660 bin seçmenin yüzde 65’i neden Erdoğan’a oy verdi? Yanıtları şu şekilde sıralamak mümkün.
Birincisi: Türkiye kökenliler arasında Erdoğan’a destek verenlerin oranının Türkiye ortalamasının üzerinde olması yeni bir durum değil. Yıllardır biliniyor. Çünkü, Almanya’ya çalışmak üzere gelen Türkiye kökenli göçmenler arasındaki “yaban elde” gelenek göreneklerden, dinden, ulusal kimlikten kopma korkusu, onları bu kimliklere daha fazla sarılmaya götürdü. İlk kuşak işçiler bu korkularını sonraki kuşaklara aktarmaya devam ettiler. Gelenlerin azımsanmayacak bir bölümünün bugün Erdoğan’ın en fazla oy aldığı kentlerden olması da “memleket”le bağların halen güçlü olduğunu ve sürekli yenilendiğini gösteriyor. Erdoğan ve onun politikasını hayata geçiren kurumların Almanya’da geniş kesimler arasında örgütlü olması da bu sürecin belirleyici faktörleri arasında yer alıyor.
İkincisi: Alman devletinin, partilerinin ve medyasının izlediği politika, kullandığı dil bu kesimleri daha fazla Erdoğan’a yaklaştırmaktadır. Son iki yıldır hükümet ve medyada yer alan açıklamalar ve eleştirilerin Erdoğan’a yaradığı oyların artmasıyla görülüyor. Ama en önemlisi ayrımcılığa uğrayan, eşit haklardan mahrum bırakılan Türkiye kökenliler arasında, Almanya yaşanmaz bir ülke haline geldiğinde Türkiye gidilecek ilk memleket olarak görülüyor. Bu nedenle Almanya ve diğer ülkelerin eleştiri oklarını yönettiği Erdoğan’a sahip çıkma, Türkiye’ye sahip çıkmayla özdeşleştiriliyor. Başka bir deyişle bu kesimler Almanya’da uğradıkları haksızlığın hesabının Merkel’e “kafa tutan” Erdoğan tarafından sorulacağına inanıyorlar.
Üçüncüsü: Bugün Erdoğan’a oy veren Türkiye kökenliler sınıfsal konumlarını ve çıkarlarını bir yana bırakarak dini ve milli değerleri baz olarak mührü oy pusulasına basıyorlar. Türkiye’deki ekonomik sorunlar kendilerini doğrudan etkilemediği için bunu çok fazla göz önünde bulundurma gereğini duymuyorlar. Ama aynı kesim Almanya’da sandık başına gidip oy kullandığında ise sınıfsal konumundan yola çıkarak sol partilere oy veriyor. Bunu kanıtlayan pek çok araştırma mevcut. Bu, milli ve dini değerler suistimal edilmediği takdirde emekçilerin doğal olarak ekonomik çıkarlarına, sınıfsal konumlarına göre oy kullanabileceğinin en somut örneği.
Ne var ki, bugün sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde burjuva partiler sosyal sorunların üstünü örtmek için inanç, mezhep, ulus ve ırk farklılıklarını kullanarak, aynı sınıfa mensup emekçiler arasındaki bölünmeyi derinleştirerek iktidarlarını ayakta tutuyorlar, siyasi güçlerine güç katıyorlar. Almanya ve Avusturya’daki ırkçı partiler, şimdiden Erdoğan’a oy verenlerin sınır dışı edilmesini, ibadet yerlerinin kapatılmasını dillendirmeye başladılar. Bu insanlık düşmanı akımların derdi Türkiye’deki demokrasi ve özgürlükler değil, Erdoğan karşıtlığı üzerinden siyasi güçlerini artırmaktır.
Özetle; Erdoğan’ın siyasi gücünü pekiştirmek için sandıkları yurt dışına taşıması, sonra da “Biz ve onlar” ayrımını derinleşmesi, önce Erdoğan taraftarları sonra da bütün Türkiye kökenliler için ciddi bir sorun haline gelmiş ve gelmeye de devam edecek.
Bu nedenle Türkiye kökenli göçmenlerin yapması gereken, yaşadıkları ülkelerde hayatın her alanında yerli emekçilerle birlikte hareket etmek. Türkiye’de ise dini ve milli temeldeki bölünmelere karşı tutum almaları gerekiyor. Bunu yapabildikleri takdirde gerici akımların hedefi olmaktan kurtulabilirler.
Erdoğan ve AKP’ye daha fazla destek, sorunlarını çözmediği gibi yeni sorunlar yaratıyor. 24 Haziran sonrasında Almanya’dan başlayarak Avrupa ülkelerinde yaşanan tartışmalar bunu net olarak gösteriyor.