Eğitimdeki başarıyı toplumsal köken belirliyor

Almanya’daki okul tatilleri başlarken yayımlanan Ulusal Eğitim Raporu’na göre eğitim sistemi başarısız. Öğrencilerin başarısı önemli ölçüde toplumsal kökene bağlı. Aileleri lise mezunu olmayan çocukların dörtte birinden azı üniversiteye gidiyor. 2018 Eğitim Raporu başka alanlarda da kötü notlar dağıttı.

Geçen hafta yayımlanan Ulusal Eğitim Raporu, Almanya’da eğitimdeki olumlu ve olumsuz yanları ortaya koydu. Olumlu yanlar şunlar: Eğitim talebi giderek artıyor. Daha fazla çocuk anaokuluna gidiyor, daha fazla genç liseyi bitirerek üniversiteye devam ediyor, daha fazla yetişkin kendini geliştirme olanaklarından yararlanıyor. Ulusal Eğitim Raporu 2018 yılında 17,1 milyon kişinin eğitim sürecinde olduğunu gösteriyor. Eğitimli olmanın toplumsal katılım ve yaşam koşullarını iyileştirdiğine de dikkat çekiliyor. Eğitim düzeyi yükseldikçe iş bulma şansı, ücretler hatta hayattan duyulan memnuniyet artıyor. Eğitim düzeyi yüksek olanların hayatlarındaki olumsuz şeyleri düzeltme konusunda daha aktif oldukları, seçime katılım oranlarının bile yüksek olduğu gözleniyor.

OLUMSUZ YANLAR BELİRLEYİCİ

Almanya Uluslararası Pedagojik Araştırmalar Enstitüsü tarafından her iki yılda bir hazırlanan raporun olumsuz yanları ise hem çok hem de belirleyici. Almanya’da eğitim şansı oldukça eşitsiz durumda. Eğitim hala yaşanılan yer, ailelerin gelir ve eğitim durumuna bağlı. Göçmenlerle yerliler, kadınlarla erkekler, zenginlerle yoksullar arasındaki eşitsizlik giderek artıyor.

Eğitim ve Bilim sendikası (GEW) Başkanı Marlis Tepe, alınan tüm önlemlere rağmen Alman eğitim sisteminin ana sorununun çözülemediğini, eğitimdeki başarı ile toplumsal köken arasındaki bağın koparılamadığını söylüyor. Tepe, toplumsal ayrıma bağlı başarısızlığın giderek arttığına da dikkat çekiyor.

Yüksek vasıflı olma eğilimli devam ediyor, örneğin 2006 yılında 15 yaşın üstündeki halkın yüzde 23’ü yüksek okula gidebilecek durumdayken bu oran 2016’da yüzde 31’e çıktı. Aynı süre içinde sadece 8 yıllık okuldan diploma alanların oranı da yüzde 41’den yüzde 31’e indi. Üniversiteye başlayanların sayısı ise son beş yılda olduğu gibi yarım milyonun üzerindeydi.

DİPLOMA ALMADAN OKULDAN AYRILANLAR ARTTI

Raporda tehlikeli olarak belirtilen gelişim, okullarını diploma almadan terk edenlerin sayısındaki artış (yüzde 6) oldu. Uzmanlar bu artışın önemli ölçüde son dönemdeki mülteci göçüne bağlı olduğunu ifade ediyorlar.

Raporu hazırlayanlar, bu nedenle gençlerin kişisel ve mesleki gelişim şanslarının düştüğünü, bunu engellemek için adım atılmasının zorunlu olduğunu kaydediyorlar.

Toplumsal olarak zenginle yoksul arasında uçurumun derinleşmesine ve mülteci göçüne bağlı olarak öğrenciler arasında heterojenliğin artması eğitimdeki uçurumu da derinleştiriyor. Anaokullarının toplumsal gerçekliğe göre biçimlendirilmesi, sosyal bakımdan zayıf ve göç kökenli ailelerden gelen çocukların kabulünün öncelik taşıması sayesinde sorunun azaltılabileceği öngörülüyor. Bu yolda atılan adımlar var: Örneğin 2016 yılında ebeveynlerinin anadili Almanca olmayan 563.000 çocuk ana okulu eğitimi aldı. Bu sayı 2006’dan bu yana bu konuda yüzde 53’lük bir artış anlamına geliyor.

18 yaşındaki göç kökenli gençler arasında sadece Haupt ve Realschule diploması alanların oranı yüzde 25, göç kökenli olmayanlar ararsında ise bu oran sadece yüzde 5. Aileleri yüksek okul bitirmiş gençlerin yüzde 79’u üniversiteye gidiyor, Ailelerinin eğitim düzeyinin düşük olduğu gençlerin arasında üniversiteye devam edenlerin oranı ise yüzde 25’in altında.

BÖLGESEL FARKLILIKLAR VE ÖĞRETMEN AÇIĞI

Raporda eğitimi olumsuz etkileyen bölgesel farklılıklara da dikkat çekiliyor. Almanya’da eğitim eyaletlerin sorumluluğunda olduğundan her eyaletin eğitime ayırdığı bütçe, bu bütçe arasında toplumsal dezavantajlı ve göç kökenli öğrencilere ayrılan pay farklı. Öğrencilerin öğleden sonra da ev ödevi yardımı, sosyal faaliyet ve teşvik dersi gördüğü pedagojik destekli tam gün okulların sayısı da eyaletten eyalete değişiyor. Raporda bu konuda bütünlük sağlanması talebi de ileri sürüldü.

Yoksul bölgelerde okulların donanımının yetersiz, tamiratlarının yapılmamış olması da başarı şansını düşürüyor. Ayrıca öğretmen ve anaokulu eğitmeni açığı, öğretmenlerin yaşlarının oldukça yüksek olması ve öğretmen ve eğitmenlerinin eğitiminin göç gerçeği dikkate alınmadan yapılması da eleştiriliyor. (YH)