NE YAPMALI?

AKP ve Erdoğanın Almanya ve Avrupadaki Türkiye kökenlilerden bu seçimlerde de ciddi oranda oy toplaması, bu partiye oy verenleri sevindirirken, muhalefete oy vermiş olanlar arasındaysa üzüntü, şaşkınlık ve moralsizlik yarattı. Ve AKPye oy verenlere yönelik tepki ve kızgınlığa yol açtı. Ancak şurası açıktır ki, eğer Erdoğan ve AKPye neden hala ciddi oranda oy verildiği konusunda objektif ve soğukkanlı bir değerlendirme yapılmaz ve ona oy veren geniş emekçi yığınları suçlamaktan ibaret duygusal bir tepki gösterilirse, bu tutum gelecekte de Erdoğan ve AKPnin gerçek yüzünün anlaşılmasını zorlaştıracaktır. Kaldı ki, son seçim sonuçları da bir kez daha göstermektedir ki, geniş emekçi kesimlere sadece dışardan çağrı yaparak, doğru olan budur demek, onların kendi hayatları ve gelecekleri için doğru olan siyasi tercihlerde bulunmasını sağlamaya yetmemektedir. Diğer taraftan siyaset, sadece 4-5 yılda bir kurulan seçim sandıklarından ibaret değildir. Çünkü emekçilerin siyaset yapması, kendi talep, özlem ve ihtiyaçları için siyasete aktif müdahale etmesi hayatın her alanına ve anına yansıdığı ölçüde bir anlam ve etki kazanacaktır.

Avrupada yaşamakta olan emekçilerin son seçimlerde AKP ve Erdoğana bu oranda oy vermeleri elbette emekçilerin kendi gerçeği ile siyasi bilinçleri arasındaki farkın büyüklüğüne işaret etmektedir. Dini ve milli değerlerin hem Alman hem Türk gericiliği tarafından siyasete yoğun olarak malzeme edildiği bir dönemde bunun hatırı sayılır bir etki yarattığını göstermektedir. Bu nedenle, gerek seçim dönemlerinde ve daha da önemlisi her gün devam eden hayat içinde, emekçilerin bilincinde oluşan yanılsamalar, önyargılar konusunda sabırlı ve aydınlatıcı bir çalışma olmaksızın bu etkinin kırılması mümkün olmayacaktır. AKPye oy verenlere kızıp, küsmek hatta onları düşman gibi görmek ise dini ve milli değerleri suistimal edenleri sevindirecek, emekçileri onların kucağına daha fazla itecektir.

Emekçilerin siyasi bilinç ve tercihlerinin kendi sınıf çıkarlarıyla uyumlu hale gelmesi elbette kolay ve zahmetsiz bir süreç değildir. Birçok etkiyle, gerici propagandayla baş etmeyi gerektirmektedir. Erdoğan ve AKPnin izlediği politikaların, ortaya koyduğu uygulamaların Türkiyeye ve burada yaşayan emekçilere neden ve nasıl zarar verdiğinin geniş kesimler nezdinde anlaşılmasını sağlamak, öncelikle kutuplaştırma siyasetinin tuzağına düşmemekle mümkündür.

Eğer Avrupadaki emekçilerin Erdoğan ve AKP siyasetinin etkisinden uzaklaşmasını istiyorsak, öncelikle Erdoğan siyasetinin göründüğü gibi olmadığını, bir işçi olarak kendi hayatı ve çıkarlarına ters düştüğünü anlamasına yardımcı olacak sabırlı ve aydınlatıcı bir çalışmaya ihtiyaç bulunmaktadır.

Bu arada şuna dikkat çekmekte yarar var: Avrupada yaşayan Türkiyeli emekçilerin dinci ve milliyetçi politikaların etkisinden uzaklaşması salt Türkiyedeki politik gelişme ve tartışmalar üzerinden değil asıl olarak burada sürdürdükleri her günkü hayatları içinde karşılaştıkları konu, gündem ve sorunlar üzerinden mümkün olabilecektir. Çünkü inanç ve etnik köken siyaseti yaparak oy toplayan AKP gibi partilerin buradaki gücü ve etkisini kıracak olan temel etkenlerden birisi, Avrupada yaşamakta olan Türkiye kökenli emekçilerin bulundukları ülkedeki yerli emekçilerle kaynaşması, ortak dertleri ve gelecekleri beraber mücadele aynı sınıfın parçası olduklarını hissedebilmeleridir.