İki milliyetçiliğin arasında Mesut Özil

Mithat Fabian SÖZMEN

Mesut Özil, belki de Almanya milli takımının 2018 Dünya Kupası’ndaki kaderini belirleyen hikayeye son noktayı koydu. Dikkatlice ve akıllıca yazıldığı belli olan bir metinle “ırkçılık ve saygısızlığa uğradığı hissini taşıdığı müddetçe” Almanya milli takımında forma giymeyeceğini açıkladı. Bu karar, Almanya futbolu ve toplumu için ciddi tartışmalara gebe, güçlü bir karar.

Mesut Özil, saha içerisindeki performansının ötesinde Almanya için simge bir figürdü. Göçmen ailelerin çocuklarının Alman toplumuna entegrasyonunun bir örneği, ‘multi-kulti’ politikalarının bir zaferiydi. Ancak özellikle mülteci göçünün hızlandığı son yıllarda bunların(entegrasyon, multi-kulti, ön yargıların aşılması vs.) söylemden ibaret olduğu ortaya çıktı. Mesut Özil’in de belirttiği gibi “Kazandıklarında Alman kaybettiklerinde göçmen” oldukları iki yüzlü bir anlayışın hakimiyeti baskın geldi.

Mesut Özil de işine geldiğinde Almanya’ya “Nazi artığı” demekten çekinmeyen, Almanya vatandaşı bir gazeteciyi sırf pazarlık unsuru olarak aylarca cezaevinde tutabilen Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la fotoğraf vererek bu çevrelere kusursuz bir malzeme sundu. Maalesef Özil’in veda mektubunda bu tutumuna ilişkin ciddi bir tavır görmek güç.* Özil, Erdoğan’la buluşmasının politikayla hiçbir ilgisi olmadığını iddia ediyor.

2010’DA ‘MESUT RAUS’ DİYEN TÜRKLER…

İki milliyetçilik arasında sıkışan Mesut Özil için bu slalomlar aslında yeni değil. 8 Ekim 2010’da Berlin Olimpiyat Stadı’nda oynanan Almanya-Türkiye maçında top ayağına ne zaman gelse Türkiye’yi destekleyen tribünler tarafından ıslıklanıyordu.

Maç öncesindeyse egemen Türkiye medyası, Almanya doğumlu olup Türkiye formasını seçen Nuri Şahin, Hamit Altıntop, Halil Altıntop gibi isimlere “Vatansever, sadık evlatlar”; Mesut Özil’e ise “Parayı, şöhreti seçen hain evlat” muamelesi yapıyordu.

Aradan geçen yıllarda roller değişti. “İhanete uğradığını” hisseden taraf bu kez Almanya’nın milliyetçileri. Mesut Özil, Erdoğan’la fotoğrafının sağcı propagandaya meze edilmesinden şikayet ediyor. Zaten bugüne kadar onun adını ağzına alma ihtiyacını genellikle sağcılar hissetti. İşin üzücü yanı Mesut Özil çoğu zaman bu tartışmalarda sadece bir araçtı.

İKİ SAĞCI İKTİDAR İÇİN KAZAN/KAZAN

Almanya ile Türkiye’nin sağcı, milliyetçi iktidarları uzun süredir iç politikada her iki taraf için de kazançlı olan bir danışıklı dövüşün içinde. Özellikle seçim zamanları kuvvetlenen bu danışıklı dövüşün ötesinde ise vazgeçilmez ticari iş ortağı olma hali var. Türkiye’yi yönetenler, 7 Haziran 2015 seçimi sonrası yeniden başladığı için çok mutlu oldukları savaş atmosferiyle 1 Kasım 2015 seçimini zorluyordu. Seçimin hemen öncesinde gelen Angela Merkel ziyareti, Alman devletinin mevcut iktidara onayı gibiydi. Bu süreçte Türkiye’nin kendi topraklarında yürüttüğü savaşta ve sonrasında Suriye’nin kuzeyinde giriştiği hamlelerde Alman tanklarının varlığı, her türlü “sağcı propaganda”nın ötesinde iki ülke arasındaki ilişkinin gerçek mahiyetini gösteriyordu.

Mesut Özil, tüm bu denklemlerin altında düşman kardeş olan, her seçim döneminde kazan/kazan anlayışı çerçevesinde birbirine savaş açan iki milliyetçiliğin en göz önündeki mağduru oldu. Almanya’nın bugüne kadar çok kötü idare ettiği bu krizle nasıl başa çıkacağı ülkedeki göçmen toplumun geleceği için kritik olmakla birlikte Erdoğan ve iktidarı için bu tartışmayı kaybetmenin bir yolu yok. Bir başka deyişle ‚Adam kazandı‘.

*Günümüzde özellikle ABD’de sporcuların çok güçlü siyasi duruşlar sergilediğini görüyoruz. 1960 ve 70’leri anımsatan bu atmosferde, kendi devlet başkanıyla (Donald Trump) karşı karşıya gelmekten çekinmeyen sporcular varken Mesut Özil’den de siyaseten güçlü bir tavır beklemek herkesin hakkıdır. Mesut Özil ise bu konuda sınıfta kalmıştır.