DİDF: Her türlü milliyetçiliğe geçit vermeyeceğiz

Almanya Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) yaptığı açılmada Mesut Özil’in milli takımdan istifasından sonra başlayan tartışmaların entegrasyon sürecine zarar verdiğine işaret etti. DİDF Yönetim Kurulu tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi: 2009’dan beri Alman milli takımının formasını giyen Mesut Özil’in 22 Temmuz günü milli takımı bırakmaya karar verdiğini açıklamasından sonra Alman ve Türk basını ve siyasetçileri başta olmak üzere, uluslararası çapta uyum ve entegrasyon bağlamında başlayan tartışma devam ediyor. Tartışmada tarafların verdiği mesajlara baktığımızda, Alman ve Türk milliyetçilerinin birlikte yaşama zarar vermek için canla başla çalıştığı görülüyor.

Özil tartışması” ekseninde yaşanan tartışmaları ve bunların anlamını şu şekilde sıralamamız mümkün:

1- Tartışmaların merkezinde olan Özil’in İlkay Gündoğan ile birlikte Londra’da hem de seçimler öncesinde Erdoğan ile bir araya gelmesinin doğru bir hareket olmadığı, tartışmaların bu aşamaya gelmesi nedeniyle de bir kez daha görülmüştür. Alman milli takımının oyuncusu olarak, özellikle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği bir ülkenin lideriyle hiç bir şey olmamış gibi görüşmesi kabul edilecek bir durum değildir. Ancak bu sadece Özil ve Gündoğan için geçerli bir genel tanımlama değildir, olmamalıdır. Eğer Erdoğan ile bir araya gelmek temel hak ve özgürlüklerin inkarı, otoriter rejime destek anlamına geliyorsa o zaman bu durum Alman siyasetçileri ve tekel yöneticileri için de geçerli olmalıdır. Dolayısıyla sadece iki sporcu değil bütün kesimler Erdoğan’ın yönettiği otoriter Türkiye ile bağlarını kesmelidir. Bunu yapmayanların sadece Özil’i hedefe koyup eleştirmesi tam anlamıyla samimiyetsizliktir. Dahası bu tartışma başlamadan önce Alman hükümetinin Türkiye için Alman şirketlerine verdiği “Hermesbügschaft” sınırlandırmasını kaldırması, sığınmacı anlaşmasını övmesi de bu samimiyetsizliği yeterince ortaya koyuyor. Bu nedenle hükümet ve Alman tekellerinin Erdoğan ile kurduğu ilişkilerinin yanında Özil’in aynı karede görünmesi masum bir davranış olarak kalıyor.

2- Almanya’nın dünya kupasından elenmesinin faturasının Özil ve diğer göçmen futbolculara çıkarmak ırkçılığın sadece bilinen ırkçı partilerle sınırlı olmadığını gösteriyor. Özellikle Alman Futbol Federasyonu Başkanının yaptığı açıklamalar kesinlikle kabul edilemez. Irkçıların ekmeğine yağ sürüyor. Bu aynı zamanda ırkçı görüşler karşısında açık bir tutum alma yerine teslim olma anlamına geliyor. Daha önce benzer bir tartışmanın Boateng üzerinde yürütüldüğü göz önünde bulundurulduğunda milliyetçiliğin spor üzerinde de etkili olmaya başladığı görülüyor. Bu nedenle Özil üzerinden Alman gerici-milliyetçi çevrelerin yürütmüş olduğu tartışma derhal son bulmalı, kökenden ve inançtan bağımsız yeteneğin asıl ölçüt olacağı bir anlayışta ısrar edilmelidir. Bu sadece spor değil hayatın her alanında vazgeçilmez bir ilke haline gelmelidir.

3- Özil’in istifasında ifade ettiği “Başarılı olduğumuzda Alman, başarısız olduğumuzda göçmeniz” tanımlaması ne yazık ki halen günümüz Almanyasının bir gerçeğidir. Her alanda var olan görünen ve görünmeyen ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele konusunda hükümetlerin ciddi planı bulunmuyor. Bu ayrımcılık iş, ev, meslek yeri ararken her göçmenin karşısına çıkan bir durumdur. Siyasilerin bu gerçek yokmuş gibi davranmaları yerine her türden ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele için yasal düzenlemeleri hayata geçirmesi gerekiyor. Özil, bu tespiti yaparak aslında hiç bir şeyi söylememiş oluyor. Buna karşı mücadelenin yolu milli takımı bu şekilde bırakmak olmamalıydı. Kaldı ki Özil’in bu konuda mücadele çabasının da olmadığı biliniyor.

4- Mesut Özil’in Alman milli takımında ilk oynayan Türkiye kökenli göçmen olması açısından Türkiye kökenlilerin yaşadıkları ülkeyle daha fazla bağ kurmaları, kendilerini de bu ülkenin parçası olarak görmeleri açısından önemliydi. Bu açıdan entegrasyon sürecine önemli katkıları oldu. Ödüller aldı. Ancak bu şekilde açtığı son tartışmayla entegrasyon sürecine yarardan çok zarar vermektedir.

5- Özil’in Alman milli takımını bırakması, hem de tartışmalı şekilde, sevinilecek bir durum değildir. Ancak Özil’in istifa açıklamasından sonra gelen tepkilere bakıldığında Türk ve Alman milliyetçileri, gericileri oldukça mesut görünüyor. En çok sevinenlerin AfD ve AKP-MHP’lilerin olması ise tesadüf değildir. Çünkü birisi Alman diğer Türk milliyetçiliğini bizlere dayatıyor. Herkesin eşit şekilde bu ülkede birlikte yaşamasına ise karşılar.

Özellikle Erdoğan’la aynı çizgide olanların çoğu oluşan bu durumu sevinçle karşılamaktadır. Özil’in bundan sonra Türk milli takımında oynama ihtimali olmadığına göre sevinmelerinin asıl nedeni, istifayla Türkiye kökenlilere verdiği içe kapanma, yaşadığı ülkenin halkına güvensizlik mesajıdır. Bu mesaj da “Türk ve Müslümansanız bu ülkede size yer yok”tan başka bir şey değildir. Alman milli takımında zirveye kadar çıkan bir futbolcunun yaptığı yanlış bir hareketten ötürü bütün Türkiye kökenlileri içe kapanmaya davet etmesi kesinlikle kabul edilemez.

Bu Erdoğan ve onun Almanya’daki uzantılarının yıllardır izlediği politikanın özünü oluşturuyor. Özil’in bu politikaya destek vermesi, birlikte yaşamı güçlendirme yerine zayıflatmaya çalışması anlaşılır bir durum değildir. Yıllardır birlikte yaşam konusunda sarf ettiğimiz mesafeyi Özil ve ona akıl verenlere feda edemeyiz. Özil’den siyasi kahraman çıkarmak da boş bir çabadır.

6- Alman halkı ve Türkiye kökenliler yarım yüzyıldır eksikliklere, yanlışlıklara, önyargılara rağmen birlikte yaşıyor ve bundan sonra da birlikte yaşamaya da devam edecek. Özil’in milli takımı bırakmasıyla entegrasyon sürecinin iflas ettiğini ilan etmek doğru değildir. Çünkü entegrasyon bir kişiye bağlı mekanik, basit bir süreç değildir. Bugün Almanya’nın bütün kentlerinde onbinlerce yerli ve göçmen genç aynı futbol takımlarında birlikte top oynuyor, birlikte seviniyor, birlikte üzülüyor. Yine aynı fabrikada, işyerinde, okulda, semtte yaşamı paylaşıyorlar.

Asıl sorun içinden geçtiğimiz dönemde esen milliyetçi rüzgara, şovenizme, faşizme karşı birlikte direnme ve taviz vermemektir. Özil tartışması ekseninde yaşananlara baktığımızda bu ülkede her türden milliyetçiliğe karşı çıkan önemli bir dinamiğin olduğu bir kez daha görüldü.

Almanya’da yaşayan Türkiye kökenliler olarak, bu ülkede her türden milliyetçiliğe, gericiliğe, ayrımcılığa karşı sesimizi yükseltiğimiz zaman birlikte yaşam güç kazanacaktır. Şikayetçi olup bırakmak, teslim olmak, çekip gitmek hiç bir zaman çözüm değildir.

Ayrımcılığın, ırkçılığın, sosyal adaletsizliğin yok edildiği, eşit hakların sağlandığı bir Almanya’da farklı inanç ve kökenden emekçilerin bir arada yaşam çok daha kolay olacaktır.”