#metwo okullardaki ırkçılığı da gösteriyor

Almanya’da çoğu eyalette okullar açıldı. Okul sistemindeki ayrımcılık ve ırkçılık ise yine gündemde.

DİLAN BARAN

Dört hafta önce “#metwo” hashtagıyla, ırkçılık konusundaki deneylerin anlatıldığı bir twitter kampanyası başlatıldı. Öylesine başarılı oldu ki, sadece iki gün içinde 53 bin tweet atıldı. Kampanyayı başlatan Ali Can, kadınlara yönelik taciz ve tecavüzlerin konu edildiği uluslararası “#metoo” kampanyasından esinlenerek, göç kökenli insanların kendilerini fade edebilecekleri bir platform yaratmak istediğine dikkat çekiyor.

Burada two (iki) bu insanların şimdi yaşadıkları ve belki doğdukları belki de sadece ebeveynlerinin geldiği ülke ile bağları olduğunu vurgulamak için seçilen bir sembol. Bu yolla, yaşadıkları ırkçı, önyargılı, dışlayıcı deneylerini anlatma olanağına sahipler. Kimi için ırkçılık konusunun gündemde tutulması açısından tweeter kampanyası oldukça önemli, kimisi ise tweeter’in göç kökenli olsalar da ayrıcalıklı olanların kullandığı bir platform olduğunu, eğitimli bu kişilerin kampanya sayesinde ‘yaşlı beyaz adamlar’ın aklına hayaline gelemeyecek ırkçı deneylerini yansıttıkları eleştirisini getiriyorlar. Son eleşirinin haklı olma payı büyük, gerçekten de Almanya’da yerli-göçmen farkı olmaksızın, tweeter’i kullananların üçte ikisi ya lise ya da üniversite mezunu.

Okullarda daha sık rastlanıyor

Herşeye rağmen kampanyanın gösterdiği birşey var: Irkçılık varlığını sürdürüyor ve en sık da okullarda görülüyor!

Okul ve öğretmenlerin toplumsal koşulların eleme ve yeniden üretim faktörleri olduğu dikkate alındığında buna şaşmamak gerekir. Zengin ailelerin çocukları özel okullarda okuyup diploma alabilecekleri için iyi bir karne alma mücadelesinin dışında kalıyorlar. Emekçilerin çocukları ise daha iyi bir karneye sahip olabilmek için mücadele etmek zorundalar. Bu mücadele onlara ileride iş ve konut ararken karşılaştıkları rekabeti normal karşılamalarını, yenilgiyi de kolay kabul etmeyi öğretiyor. Bu elemede ırkçılık işe yarayan meşru bir faktör. İdeal ya da normal görülen bir ölçü var. İdeal ölçü neyin iyi neyin kötü, neyin normal neyin anormal olduğunu belirliyor. Almanya’da ideal ölçü, Alman, beyaz, itaatkar ve orta tabaka mensubu olmak olarak belirlenmiş durumda. Örneğin ilkokula başladığında bir çocuğun başarısını belirleyen iki dilli olmak değil artikeller’i doğru kullanıp kullanmamak. Ürkek bir çocuk normal görülürken hareketli bir çocuk hemen hasta (ADHS) olarak damgalanıyor. Ole, Kevin’den daha başarılı bulunurken, notları iyi olan Ayşegül’e semtinde hangi okul varsa o tavsiye ediliyor.

Balık ve maymun ağaca tırmanmaya zorlanırsa

Belirlenen ölçülerin, standartların, ne kadar ayrımcı olduğunu, şans eşitliğini ne derece sağladığını gösteren bir karikatür var. Bir sınıftaki öğrencileri ve öğretmeni gösteriyor. Öğrenciler, farklılıklarını öne çıkarmak amacıyla hayvanlar olarak çizilmiş. Her öğrenci bir ağaca tırmanma ödeviyle karşı karşıya. Balık ve filin ödevlerini başaramayacakları açık, ayrıca onların başarısı/başarısızlığı maymunla karşılaştırılarak değerlendiriliyor.

Öğretmenlerin okuldaki görevi sadece öğretmek, örnek olmak, yönlendirmek, yardımcı olmakla sınırlı değil, eleyici görevini de üstlenmiş durumdalar. Bu da çocukların çok küçük yaşlardan itibaren ayrımcılıkla ilgili deney toplamalarına yol açıyor. Sürekli olarak eksikliklerinin öne çıkarılması başarısızlıkların artmasına ve öğrenmede isteksizliklerine neden oluyor. Öğrenimi zorlaştıran kalabalık sınıflar, zaman darlığı vb… öğretmenin görevinin öğretmekten çok elemek olarak gerçekleşmesini sağlıyor. Kişisel yeteneklerin gelişimi, kendine güvenli, empati kurabilen, toplumsal ve biçimlendirici insanların yetiştirilmesi imkansız hale geliyor. Sinir sistemi biyologlarından Prof. Dr. Gerald Hüther, çocukların sadece üç şeye ihtiyaçları olduğunu söylüyor; başarabilecekleri görevler, örnek alabileceklerine inandığı (kendine yakın) kişiler ve kendini değerli bulduğu bir topluluk.

Ayrımcılıkla mücadele

#metwo” kampanyasında okullardaki ırkçılıkla mücadelede öğretmenlerin kültürlerarası eğitiminin önemine dikkat çekiliyor. Gerçekten de eğitimin daha iyi olabilmesi için öğretmenlerin kendi önyargılarıyla yüzleşebilmeleri konusunda böyle bir eğitim sayesinde adım atılabilir. Yapısal ayrımcılık ve değersizleştirmenin yok edilmesi ise ancak okul sisteminin ve bizim eğitim ve öğrenimden ne anladığımızın devrimcileştirilmesi ile mümkün.