Uri Avnery: Farklı dünyalar arasında bir gezgin

Onu Tel Aviv’deki evinde ziyaret edenlerin ilk gördüğü odanın ortasındaki dev çiçek buketiydi. Yanındaki kitap dolabının üstünde ise 2011 yılında ölen eşi Rachel’in bir portresi durmaktaydı. Hayatta tek pişman olduğu şeyin 58 yıl beraber olduğu Rachel’e çok az çiçek hediye etmesi olduğunu söylerdi. Gülmekten çok kıkırdamayı andıran benzersiz gülüşüyle; „başka da pişmanlığım yok“ diye devam ederdi..
Uri Avnery’nin hayatında yapmadığı çok az şey vardı; sınırları aşmış, gözlemcilikten eylemciliğe, gazetecilikten politikacılığa uzanmıştı. 10 yaşında, daha Helmut Ostermann adındayken ailesiyle birlikte Hannover’den Filistin’e kaçmıştı. 15 yaşındayken Filistin’in yönetiminden sorumlu İngiliz valisine yapılan suikasttan sorumlu Irgun adlı yeraltı örgütüne üye olmuştu. 19 yaşında da Uri Avnery adını aldı.
1948’de İsrail devletinin kurulması için verilen savaşta ağır yaralandı. Savaş anılarını yazdığı Philister Tarlalarında en çok satan kitaplar arasına giren ilk eseri oldu. Avnery, bunu değişimin kitabı olarak niteledi.
Kendi devletini kurmak için suikastı bile haklı bulan inanmış bir Siyonistten başkenti Kudüs olan iki devletli çözümün kararlı savunucusu bir eylemciye dönüştü. Değişim sürecini aşırı sağdan aşırı sola geçiş olarak tanımladı. 40 yıldan uzun süre, sloganı „Korku ve Önyargı olmaksızın“ olan efsanevi HaOlam HaZeh (haftalık) gazetesinin şef redaktörlüğünü yaptı.

Sınırları aşan biri
Avnery farklı dünyalar arasında bir gezgindi. 1965-1981 yılları arasında üç dönem Knesset’te (İsrail parlamentosu), şimdilerde varlığını sürdürmeyen küçük bir sol partinin milletvekili olarak yer aldı. İnternet sayfasında Yaser Arafat’la görüşmesi sırasında çekilen bir resim vardı. 1982’deki Lübnan savaşı sırasında cepheyi aşmış, ilk İsrailli olarak Beyrut’ta Arafat’la buluşmuştu. 1972 yılından beri Filistin Kurtuluş Örgütü yönetimiyle gizli temasları olmuştu.
Çoğu İsrailli açışından barış eylemcisi değil terörist olarak görülen Arafat’a güven duyması suçlamalarla karşılaşmasına yol açtı. Cevabı bir kişinin barış eylemcisi mi yoksa terörist olarak mı görüldüğü bakan kişinin bakış açısına bağlıdır şeklindeydi. 2003 yılındaki 2. İntifada sırasında Ramallah’daki başkanlık sarayında Arafat’ı İsrail saldırısından koruyan gönüllü insani duvarda yer aldı. Birçok İsrailli için Avnery vatan hainiydi. Kendine göre ise İsrail’in Almanya tarafından eleştirilemeyeceğinde ısrar eden bir Antisemitti.

Barış için çalıştı
Daha sonra barış için mücadele eden Gus Şalom örgütünü kurdu. Amacı İsrail devlet başkanı İsac Rabin’in iki devletli çözüm için daha fazla çaba harcamasını sağlamaktı. Ancak Rabin bu çabaları nedeniyle bir suikasta kurban gidip barış hareketi büyük darbe aldığında da yakınındaydı. Ülkede barıştan yana atmosfer dağılıvermişti. Avnery’nin endişesi Almanya’daki Holokost’un başka ülkelere de, İsrail’e de sirayet edebilecek olmasıydı.
Geçmişle, şimdi, şimdi ile gelecek arasında köprüler kurabilen biriydi. Dün olanlar kadar, bugün olanları da ayrıntılarıyla izlemekteydi. Yeni İtalyan hükümetinin attığı adımlar ürkütücüydü. Trump’ın Kudüs’ü başkent olarak tanıması ise halkı coşturan, düşmanlığı körükleyen bir beyin yıkamaydı.
Yaşlandıkça ziyaretçileri arttı, yaşlandıkça ziyaretçilerine yönelik soruları çeşitlendi: Nasıl olur da Trump gibi biri halkın desteğini alarak ABD başkanı olabilirdi? Nasıl olur da dokuz yılı aşkın süredir aynı kişi İsrail başbakanlığında kalabilirdi? Bu sorulara derinlikli cevaplar aranmadan olan biten anlaşılamazdı.
Avrupa’daki gelişmeler konusunda İsrail’i öncü olarak görüyordu. Normal bir halk nasıl olur da aşırı milliyetçi bir pozisyon alabilirdi? Nasıl olur da demokrasi için tehlike olan, yıkmaya çalışan insanlar iktidara getirilirdi? Gelişen yabancı düşmanlığı Hitler dönemini hatırlatmıyor muydu?

İyimserliğini terk etmedi
ImageHaziran ayında yapılan son röportajında rahatsız olduğu belliydi, başı bir tarafa eğik, konuşması da akıcılıktan uzaktı. Zaman zaman ara verip dinlenmek zorunda kalmıştı ama cevapları bıçak kadar keskindi. İki devletli çözüm hayalinden geriye ne kalmıştı? ‚Barışçıl çözümü aklının ucuna bile getirmeyen iğrenç bir hükümetimiz var. Kendi sınırlarımız yanında bağımsız bir Filistin devleti Netanyahu için imkansız. Barış istenmiyor. Sol ise küçük bir azınlık.“
Bu sonuç onu yılgınlığa sokmuyor muydu? „ Hayır. Doğam gereği iyimserim. Babam ve dedem de iyimserdi. Birşeyler olmak zorunda değildir ama yine de birşeyler olacaktır!“
Kitap dolabında eşi Rachel’in resmi yanında iki resim daha durmaktaydı. Biri Arafat ve Rabin’in 1993’te Oslo Sözleşmesi’ni imzalarken tarihi el sıkışması. ‚O zamanlar bunun olabileceğine de kimse inanmıyordu. Bazı şeyler uzun sürer.“
İkinci resimde ise başında başında kefiyesiyle Kudüs’ün eski şehrindeki bir kahvede nargile içen Uri Avnery görülmekteydi. „ Sabahları bu resme baktığımda kendimi gülmekten alamıyorum. Şu sıralar beni mutlu edecek o kadar az şey var ki ama bu resim beni mutlu ediyor ve iyimserliğim sürüyor.“

Yazım gelmediyse ölmüşümdür
Temmuz ortasında İsrail’de sadece Yahudilerin kendi kaderlerini kendilerinin belirleyebileceğini esas alan Ulusal Devlet Yasası’nın karar altına alınması tüm iyimserliğine rağmen çok öfkelendirdi onu. 7 Ağustos’ta Liberal günlük gazete Haaretz’de yayımlanan son köşe yazısında ‚Bu bir Yahudi bölücülüğüdür. Devletin yüzde yüz Yahudi olması için atılan bir adımdır. Milyonlarcası burada yaşamasına rağmen Araplar ülkelerinden kovulmak isteniyor. Ya da Yahudileşmek zorundalar…“ diye yazmıştı. Kısa süre sonra beyin kanaması geçirerek komaya girdi.
Son aylarda sık sık şaka yollu, „köşe yazımı göndermediysem bilin ki öldüm“ derdi. Artık köşe yazıları gelmiyor.

Alexandra Föderl-Schmid/ Süddeutsche Zeitung
Çeviren: Semra Çelik