Almanya solunda yeni arayış: Aufstehen

YÜCEL ÖZDEMİR

Almanya haftalardır ayakta. Yaz ortasında pek çok kentte on binlerce insan Akdeniz’deki ölümlere karşı sokağa çıktı. Bu eylemler ırkçılıkla mücadeleyle birleşti ve kitleselleşerek devam ediyor. Keza ırkçıların gövde gösterisi yaptığı Chemnitz’de on binlerce insan sokağa çıkarak “Çoğunluk biziz” dedi.
Bu hareketlerin toplamı üzerinden daha büyük eylemler şimdiden planlanmış durumda. 21 Eylül’de ise fahiş kiralara karşı Berlin’de büyük bir eylem yapılacak. 13 Ekim’de ise çok farklı kesimlerin çağrısıyla yine Berlin’de merkezi bir gösteri düzenlenecek.
Ekonomik açıdan güçlü ve bütçe fazlası veren Almanya’da sosyal mücadelenin meclisteki muhalefet partilerini aşarak değişik inisiyatifler üzerinden sürmesi dikkate değer. Zira, iktidarıyla, muhalefetiyle meclisteki partilerin önemli bir bölümü sosyal sorunların çözülmesi konusunda geniş kitlelere umut vermiyor.
Sosyal adaletin temsilcisi olması gereken Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Sol Parti bunca adaletsizliğe, yoksulluğa rağmen geniş kitlelerin dikkatini çekebilecek durumda değil. Çoktan neoliberalleşen SPD, kendisini muhalefete hazırlarken yeniden koalisyon ortağı oldu. 1998’de Schröder, 16 yıllık Kohl Hükümetini devirdiğinde SPD’nin oyu yüzde 40’ın üzerindeydi. Bu oran son seçimlerde yüzde 20’ye kadar düştü.
Bu demektir ki SPD, son 20 yıl içinde 20 milyon seçmeninin yarısından fazlasını kaybetmiş. Benzer bir durum Merkel’in muhafazakar partisi CDU için de geçerli. Yeşiller ve Sol Partinin ise yüzde 8-9’luk oyunda bir sıçramanın olacağını kimse tahmin etmiyor. Yükseliş içinde olan bir tek parti var, o da ırkçı AfD. Genel seçimlerde yüzde 12.6 almıştı. Son anketlere göre oyu yüzde 17 civarında. Tablo, yerleşik düzen partilerinin kaybettiği oyların önemli bir bölümünün “protesto” adına AfD’ye gittiğini gösteriyor.

Ülke siyasetinin aritmetiğini ve gidişatını gören, geçmişte SPD ve Sol Partiye genel başkanlık yapmış Oskar Lafontiene, bir yıl önce özellikle SPD’den kopan seçmenler için yeni bir adres olabilecek “Toparlayıcı Hareket” (Sammlungsbewegung) önerisinde bulunmuştu. Tartışmalar ve görüşmelerden sonra bu hareket geçtiğimiz salı günü “Aufstehen” (Ayağa Kalk) adıyla resmen kuruluşunu ilan etti. Hareketin bel kemiğini şimdilik Sol Parti içinde Lafonteine ve Meclis Grubu Eş Başkanı Sahra Wagenknecht etrafında toplananlar oluşturuyor. Genişleyip genişlemeyeceğini zaman gösterecek. İnternet üzerinden bugüne kadar 110 binden fazla insanın kaydolması önemli bir gösterge olarak sunuluyor. Ancak bunun ne kadarının gerçek hayatta harekete katılacağı belirsiz.
Henüz açıktan hareketin partileşeceğinden söz edilmiyor. Ancak varacağı nihai noktanın yeni bir parti olacağı bugünden görülüyor.
Beş sayfalık “kuruluş manifestosunda” ülkenin temel güncel sorunları tespit ediliyor ve 9 maddeyle öneriler sıralanıyor. Barışçıl dış politika, güvenli iş, iyi ücret, adil vergilendirme, demokrasi, doğa ve özelleştirilmelerin geri alınması gibi talepler dikkat çekiyor.
sorunlara doğru şekilde parmak basılırken çözümler ise hep bu sorunların ana kaynağı kapitalizm koşullarında aranıyor. Antikapitalist olmayan klasik sosyal demokrat; Willy Brandtçı, Keynesçi karakter ağırlık basıyor. Zaten kendilerinin de Marksizm ve sosyalizm diye bir iddiası yok.
En çok merak edilen ise hareketin ülkede sol-sosyal demokrat cephede yeni bir toparlanmaya yol açıp açmayacağı. Parti değil bir inisiyatif olarak ortaya çıkmasının Avrupa’da esen yeni “parti olmayan parti” tarzına uygun. İtalya’da Beş Yıldız Hareketi, Fransa’da Macron’un “La Republique en Marche”ı da önce bir inisiyatif olarak ortaya çıkmıştı. Ancak Lafontaine’nin asıl örnek aldığı, Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 20 oyla üçüncü olan Jean-Luc Melenchon’un “La France insoumise” (Boyun Eğmeyen Fransa) hareketi.
Bütün partiler doğal “Aufstehen”e tepkili. Burjuva basını şans tanımıyor. Sol gazeteler Junge Welt, Neues Deutschland ve Die Tageszeitung çok temkinli. Hiç kimse “Almanya’nın ihtiyaç duyduğu hareket kuruldu” diyemiyor. Ancak hareketin, sonu nereye varacağından bağımsız olarak, en çok Sol Partiyi sarsacağı bugünden görülebiliyor.
Belirlediği sosyal sorunlar dile getirildikçe, bu sorunları yaşayan ve düzen partilerden kopan kitlelerin kulak kabartma ihtimali yüksek. Ancak hareketin en zayıf noktası tepeden bir aydın-siyasetçi kurgusu olarak kurulması ve sokak hareketleriyle bağının olmaması. “Aufstehen”in kaderini de asıl olarak parlamento dışındaki muhalefetin gidişatı belirleyecek gibi görünüyor. Acil sosyal sorunların “çözümü” konusunda güven verdikçe yeni bir umut olabilir. Olanları tekrar etmesi, sosyal medya ile sınırlı kalması durumunda ise masa başında kurulmuş bir “deney” olarak kalacak.