Güvencesiz iş = Güvencesiz yaşam = Güvencesiz gelecek!

Almanya’da güvencesiz işler sürekli artıyor. Kiralık ve taşeron işçi olarak çalışanların sayısı 2 milyonu geçti, 9 milyona yakın emekçi düşük ücretli işlerde çalışıyor, 3 milyon emekçi süreli iş sözleşmesine sahip. Bütün bu güvencesiz işler milyonlarca işçi ve emekçi için güvencesiz yaşam ve güvencesiz gelecek anlamına geliyor. Sendikalara bağlı OBS ve WSI tarafından yayınlanan iki araştırmada durumun ne kadar vahim olduğunu ortaya koyarken sendikaların emekçilerin bu kesimiyle ciddi olarak ilgilenmediklerini de ortaya koyuyor.

SERDAR DERVENTLİ

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), 2008 yılından bu yana 7 Ekim’de “Dünya İnsan Onuruna Yakışır İş Günü” (“Welttags der menschenwürdigen Arbeit”) vesilesiyle işçi ve emekçilerin çalışma koşullarına dikkat çekiyor. ITUC’un 2014 yılında yayınladığı bir broşürde(1) dünya genelinde (resmi olarak) 200 milyon emekçinin işsizliğin pençesinde olduğu belirtilirken 1,52 milyar emekçinin ise güvencesiz işlerde çalıştığı bildiriliyor.

19. DEĞİL, 21. YÜZYIL KOŞULLARI!

Haftada 7 gün çalışma, 15 saatlik vardiyalar, Aylık 300 iş saati, hastalanınca ücretin ödenmemesi ve bu koşullara karşı çıkana işten atma tehdidi… ve bu koşullarda çalışmanın karşılığında en fazla 6 Euro saat ücreti.” Çizilen bu tablo 19. Yüzyıla ait ve “Manchester kapitalizmi” olarak anılan bir geçmişe ait değil. Bu tablo 21. Yüzyılın Almanya’sında yaşanıyor! ITUC’un broşüründe ortaya koyulan tablodan Almanya’nın payına düşen de bu.

IG Metall sendikasına bağlı Otto-Brenner-Stiftung (OBS) tarafından Ağustos ayında yayınlanan raporun(2) önsözünde yer alan bu satırlar Almanya işçi sınıfının önemli bir bölümünün karşı karşıya kaldığı durumu ortaya koyuyor. Örneğin Papenburg’daki Meyer tersanesinde taşeron firmalar üzerinden çalışan Doğu Avrupalı işçiler bu koşullarda çalışıyor.

Bir süre önce Almanya’nın ‘gözde’ otomobil tekeli Daimler’deki çalışma koşulları üzerine gizli kamerayla hazırlanan SWR filminde, “üç sınıflı bir sistem”den söz ediliyordu: Kadrolu işçiler – kiralık işçiler ve taşeron işçiler. Hepsi aynı işi yapmasına karşın farklı ücret alıyorlar. Kiralık işçiler kadrolu işçilerin kazandıklarının üçte ikisi kadar ücret alırken taşeron firma üzerinden çalışanlar ancak üçte biri kadar ücret alıyorlar.

Kiralık işçiler ve taşeron firma işçileri için bu Hartz IV yardımı almak zorunda oldukları anlamına geliyor.

İKİNCİ VE ÜÇÜNCÜ SINIF İŞÇİLER

Konstanz Üniversitesi’nden iş ve sosyal bilimler Prof. Dr. Berndt Keller tarafından yapılan araştırmada bir yandan Almanya’da güvencesiz işlerde çalışanların durumu ortaya konulurken diğer yanda ise bu kesim içindeki örgütlenme ve temsil edilme sorunu ele alınıyor.

Prof. Keller, sendika yönetimlerini bu konuda doğrudan eleştirmek yerine dolaylı eleştirme yolunu seçmiş; Güvencesiz işlerde çalışanların çalışma ve ücret koşullarının iyileştirilmesi için sendikaların ve işyeri temsilciliklerinin yeterli araçlara sahip olmadığını belirten Keller, “Ortak Karar Alma Hakkı Yasasının (“Mitbestimmungsrecht”) bu konuda çok eksiği var ve bunlar giderilmeli” diyor. 2016/17 döneminde “kiralık ve taşeron işçiliğin ‘kötüye kullanılmasını önleme” üzerine yapılan yasa değişikline atfen ise “yapılan değişiklikler yeterli değil” diyor. Yapılan yasal değişikliklerin yeterli olmadığı açık. Zaten bunun yeterli olduğunu sermaye ve hükümetinden başka söyleyende yok.

Prof. Keller, sendikaların ve işyeri temsilciliklerinin güvencesiz işlerde çalışanlara karşı sorumluluğunu ortaya koymak için örgütlülük ve temsil edilme sorununu ortaya koyuyor. Kiralık ve taşeron işçi olarak çalışanlar arasında sendikal örgütlülüğün çok düşük olduğu belirtilirken bunun da pratikte “dikkate alınmama” anlamına geldiği vurgulanıyor. DGB’ye bağlı WSI tarafından 2016 yılında yapılan bir araştırmada güvencesiz işlerde çalışanlar arasında örgütlülük düzeyinin %8,9 ila %12 arası değiştiği ortaya konulmuştu.

İşletmede herhangi bir sorun ortaya çıktığında sendika ve işyeri temsilciliği tercihi kadrolu işçiden yana yapıyor” diyen Keller, “İşçi temsilcilikleri güncel toplu sözleşmelerin ve yasaların kendilerine sundukları olanakları da kullanmamaları sorunun önemli bir yanı. Güvencesiz işlerde kota belirleme olanağı olmasına karşın bu değerlendirilmiyor” diyor.

Patronlar tarafından ikinci ve üçüncü sınıf işçi olarak kullanılan kiralık ve taşeron işçiler benzer bir duruma sendika ve işyeri temsilciliklerinin yaklaşımları nedeniyle de düşüyorlar.

GÜVENCESİZ İŞLER ENGELLENEBİLİR

Sendikalar ve temsilcilikler “üretim merkezini koruma” politikası yerine sınıfın çıkarlarını gözeten bir politika izleseler milyonlarca işçi ve emekçinin bu duruma düşmezler bile. Keller’in sözünü ettiği “kota belirlememe” sorunu sendikaların ve temsilciliklerin son aşamadaki tutarsızlıklarını gösteriyor. Bu ise, şimdiye kadar o aşamaya gelinmemesi için yapılabileceklerin yapılmadığını gösteriyor.

Kongreden kongreye “kiralık işçilik yasaklansın mı yoksa daha iyi düzenlensin mi” tartışmaları sürdüren, alınan kararları ise takip etmeyen sendika yönetimleri gelinen yerde hala güvencesiz işlerde çalışanları “ötekiler” olarak değerlendirmeyi sürdürüyor.

Ne var ki güvencesiz işlerde çalışanların sayısı sürekli artıyor ve bu da sendikaların üzerindeki baskıyı giderek artırıyor. Güvencesiz işlerde çalışanlar ağır çalışma ve kötü ücret koşullarına boyun eğmek yerine giderek daha fazla hak aradıkları gibi kadrolu işçiler de sınıf kardeşlerine giderek daha fazla sahip çıkıyorlar. Nitekim güvencesiz işlerde çalışanları durumu kötüleştikçe kadrolu işçilerin durumu da orantılı olarak kötüleşiyor.

KALICI GÜVENCESİZ DURUMLAR OLUŞUYOR

Almanya genelinde çalışanların %40’a yakını güvencesiz işlerde çalışıyor (bkz.: “Güvencesizlerin sayısı artıyor”). Bu ise 15 milyon emekçinin çalışma, yaşam ve geleceklerinin de güvencesiz olduğu anlamına geliyor.

Güvencesiz işlerde çalışanların ezici çoğunluğu düşük ücret karşılığı çalışmak zorunda kalıyorlar. 2017 sonunda tam gün ve süresiz bir işte çalışan emekçilerin ortalama gelirleri 3209 Euro dolayındaydı. Benzer düzeyde kalifiye bir kiralık işçinin aldığı ücret ise %40 daha düşük, 1868 Euro dolayındaydı.

Diğer yanda ise 9 milyona yakın emekçi “Minijob” ve “Midijob” isimleri verilen düşük ücretli işlerde çalışmaktalar. Minijob’da çalışanlar en fazla 450 Euro aylık alırlarken Midijob’larda çalışanlar ise 451-850 Euro arası ücret almaktalar.

Ücretlerin düşük olması işçi ve emekçilerin tüm yaşamlarını olumsuz etkiliyor. Sağlıklı evlerde oturamama, borçlanma, sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerden uzak durma tüm bunlar düşük ücretlilerin boğuşmak zorunda kaldıkları sorunlar arasında yer alıyor. Çocukların eğitimleri de bu durumdan olumsuz etkileniyor. “Eğitimde şans eşitliği” yoksullar için ulaşılmaz bir hayalden öte gitmiyor.

Sol Parti’nin Federal Hükümete verdiği bir soru önergesinde, devletten ek yardım almaya gerek kalmaması için işçilerin asgari olarak brüt 2500 Euro maaş almaları gerekiyor. Fakat resmi rakamlara bakıldığında 10 milyondan fazla emekçinin bu miktarın çok altında kaldığı görülüyor.

DGB’ye bağlı WSI tarafından yapılan ve 4/2018 nolu “WSI-Mitteilungen”(3) dergisinde yayınlanan bir araştırmanın sonuçlarına göre güvencesiz işler kalıcı güvencesiz yaşama dönüşüyor. Düşük ücretlerin yanı sıra sürekli işten çıkarılma korkusu da işçi ve emekçilerin yaşam kalitelerini olumsuz etkiliyor.

(1) http://2014.wddw.org/IMG/pdf/ituc_green_jobs_de.pdf

(2) https://www.otto-brenner-stiftung.de/wissenschaftsportal/publikationen/titel/unsichere-arbeit-unsichere-mitbestimmung/aktion/show/

(3) https://www.boeckler.de/wsi-mitteilungen_115204.htm


GÜVENCESİZ İŞLERİN SAYISI ARTIYOR

Araştırmada güvencesiz işlerde çalışanların sayısının neredeyse %40 olduğu belirtiliyor. Buna göre 7,5 milyon emekçi aylık 450 Euro’ya kadar olan ve “Minijob” denilen işlerde çalışıyor. Bu işlerde işçiler hiç vergi sosyal kesinti ödemezken işverenler %30 dolayında sosyal sigorta aidatı ödüyorlar. Hartz yasalarının yürürlüğe girmesiyle “Minijob” ve partime işler arasında bir kademe daha oluşturuldu. 1,3 milyon emekçi ayda 451 Euro’dan başlayan ve en üst düzeyde ayda 850 Euro ücret karşılığı çalıştırılıyor. Bu tür işlere ise “Midijob” deniliyor.

Süreli iş sözleşmesine sahip olanların sayısı ise 3 milyonu aştığı belirtilen araştırmada, “yeni işe başlayanların %50’si süreli iş sözleşmesine sahip” deniliyor. Ve durumdan özellikle genç emekçiler etkileniyor.

Kiralık işçi olarak çalışanların sayısı 2017 sonu itibariyle 1,031 milyona çıktı. Yani 2007 yılına oranla kiralık işçi sayısı %43 artmış bulunuyor. 1997 yılıyla karşılaştırıldığında ise kiralık işçi sayısının beş katına çıktığı görülmekte. Metal işkolunda kiralık işçilerin oranı %14,9 iken bu oran depo ve posta işlerinde %12 dolayında.

İmalat sanayisinde taşeron işçilerin oranı %13,2 yani 860 bin. Perakende satış işkoluna ise 73 bin 400 işçi taşeron firma üzerinden çalışmakta ve bu da %3,3 tekabül etmekte. Diğer işkollarında çalışan taşeron işçilerin sayısı konusunda ise net bir rakam bulunmuyor.

Güvencesiz işlerde çalışanlara dahil olan son grup ise “tek başına serbest meslek sahipleri” (“Solo-Selbstständigkeit”), yani yanlarında sosyal sigortalı işçi çalıştırmayan “işletmeciler” oluyor. Bunların toplam sayısı 2,5 milyon olarak verilirken 1,3 milyonun ise “sözde serbest meslek sahibi” (“Schein Solo- Selbstständige”) olduğu belirtiliyor. Yani tek bir işverene bağlı bir işçi gibi çalışmalarına karşın “taşeron firma” hukuku üzerinden çalıştıkları tahmin ediliyor ve güvencesiz işler kapsamında değerlendiriliyorlar.

Güvencesiz işlerde çalışan emekçilerin sayısı böylece resmi olarak 15 milyonu aşmış bulunuyor.


IG Metall’den yeni kiralık işçilik modeli

İşçilerin modern köleler olarak kiralanmasına karşı çıkmak yerine “yasal düzenlemelerle kiralık işçilerin çalışma koşullarını iyileştirme” konusunda IG Metall sendikası ısrar ediyor. Kiralık işçi olarak çalışmak yasal olarak aynı işletmede 18 ayla sınırlı iken IG Metall özel bir toplu sözleşme imzalayarak bu süreyi 48 aya çıkarmıştı.

Şimdi ise IG Metall işletmelere kadrolu işçilerini “ödünç vermeyi” gündeme getirdi. IG Metall Kuzey Ren Vestfalya Başkanı Knut Gießler, eyalette TİS kapsamında olan 400 işletmenin kendi aralarında işçileri ödünç vermelerini talep etti. Siparişlerin azaldığı ve işten atmaların veya kısa çalışmanın gündeme geldiği işletmelerin, işçilerini durumları daha iyi olanlara işletmelere ödünç vermelerini önerdi.

Böylece işçilerin işsiz kalmaktan işverenlerin ise işçi çıkarmaktan kurtulacaklarını söyleyen Gießler, bunun herkes için kazançlı bir iş olacağını ileri sürdü! Ayrıca bu yöntemle işverenlerin kalifiye elaman açığını da daha rahat kapayabileceklerini söyleyen Gießler, “denemekte fayda var” diyor.

İŞÇİLER DE GELİŞİR

Basında çıkan bir haberde, Krefeld’de ekonomik durumu iyi olmayan bir işletmede bu yönde görüşmelerin sürdüğü belirtildi. Haberde, “işçileri başka işletmelere ödünç verme fikrini, çok iyi bulduğunu” söyleyen sendika sekreteri Ralf Claessen, “Zor durumda olan bir işletmenin yeniden düzlüğe çıkması için bazen birkaç ay yetebiliyor. İşçilerin böyle bir durumda aynı koşullarda başka yerde çalışmaları iyi bir yöntem, ayrıca bu sayede işçiler de kendilerini geliştirebilirler” diyor.