Çalışmalarına rağmen yoksulların sayısı arttı

Ulusal Yoksulluk Konferansı ‚Gölge Raporu’nu açıkladı. Rapor açık ve gizli sefaleti gözler önüne seriyor.

SPD-Yeşiller koalisyonunun, sosyal demokrat son başbakanı Gerhard Schröder’in mirası varlığını koruyor: Schröder döneminde sağlamlaştırılıp yaygınlaştırılan düşük ücretli işler konferans raporunun merkezini oluşturuyor. Bu mirasla sadece işsizlerin değil, sayıları artmakta olan çalışanların da yoksulluğun acılarıyla boğuşmakta oldukları ortaya konuyor. İşsizlerin yoksulluğu açık, çalışanların ise gizli. Gizli yoksulluğu da konu yapmasıyla rapor ‚gölge rapor‘ adını hak ediyor.

NEDEN GÖLGE RAPOR?

Ulusal Yoksulluk Konferansı raporunu kamuoyuna açıklayan Barbara Escher, raporun Gölge Rapor adıyla sunulmasını Federal Hükümet’in Yoksulluk ve Zenginlik Raporu’na paralel olarak hazırlanmasıyla gerekçelendiriyor. Söz konusu olan kabul edilmeyen, temas edilmek istenmeyen bir paralel dünyayı gözler önüne sermesi.

Gölge Rapor’un önemli bir kısmını, politikacı ve burjuva ekonomistlerin yeterli olarak gördüğü çok az bir gelirle yaşamak zorunda olanların anlattıkları, yaşadıkları oluşturuyor.

İnternet, gazete, buluşmalar, boş zamanları değerlendirme olanakları, iyi bir ev, iyi bir iş, sağlıklı beslenme ve politik katılımdan mahrum insanlar bunlar. Milletvekilleri yoksulları sadece oylarına ihtiyaçları olduğunda ciddiye alıyor, sonra unutuyorlar. Onlar da bunun farkında zaten. Yoksulluk arttıkça seçimlere katılım oranı da düşüyor.

Yoksulların anlattıkları, gölge raporun en önemli bölümü, yerleşik partiler için hiçbir rol oynamayan gerçekleri anlatıyor. Hükümetin yayımladığı raporun tersine belli yerler, belli kesimlerle kendini sınırlamıyor.

HALKIN YÜZDE 16,2’Sİ YOKSUL

Gölge Rapor şunlara değiniyor: Almanya’da halkın yüzde 16,2’si (13,4 milyon kişi) yoksul. Çalışmalarına rağmen yoksulların sayısı da son 10 yıl içinde, Avrupa’nın hiçbir ülkesinde olmadığı kadar, iki kattan fazla, arttı. 2004-2014 yılları arasında tüm çalışanların arasında çalışmalarına rağmen yoksulların oranı yüzde 9,6 oldu.

Almanya’da insanların beşte biri, parasız, kötü işlerle, borçlarla boğuşarak, pislik içinde, kötü beslenerek ve bir kısmı da evsiz kalarak yaşamlarını sürdürüyor. En üstteki onda bir zenginliğine zenginlik katarken, en alttaki beşte bir sefalete sürükleniyor. Çalışmakta olan 1,2 milyon emekçi, aylık geliri yetmediği için Hartz IV’e bağlı sosyal yardım başvurusunda bulunmuş durumda.

Yardım alanlar yanında utanç ya da gurur nedeniyle yardım başvurusunda bulunmayanlar da hesaba katıldığında çalışmalarına rağmen yoksulların oranı görünenden çok daha yüksek.

ALMANYA’NIN REKABET GÜCÜNÜ ARTIRMAK ADINA

Bunun politik nedenleri; devlet yardımlarının azaltılması, işsizler için sosyal güvencenin yok edilmesi, istihdam politikasında işverenler lehine değişiklikler yapılması olarak belirleniyor. Ekonominin küreselleşmesine bağlı olarak Almanya’nın rekabet gücünü arttırmak, en azından korumak gerekçesiyle 2003 yılında “Ajanda 2010” yürürlüğe sokuldu. İşsizlere yönelik yaptırımlar, işsizlik parasının verildiği sürenin kısaltılması, işsizlik yardımının standartlaştırılmasıyla işsizlerin iş piyasasına uyumunun sağlanması (her işi kabul etmeye mecbur edilmesi) amaçlandı. Buna bağlı olarak düşük ücretli işler sektörü meşrulaştırıldı ve yaygınlaştırıldı. Şimdilerde çalışanların yüzde 22,6’sı düşük ücretli işlerde istihdam edilmiş durumda.

İşsizlere sunulan her işi kabul etme zorunluluğu getirilmesi, sadece onların çalışmalarına rağmen yoksullaşmalarına yol açmadı, çalışanlar arasında da işlerini kaybetmemek için rekabetin artmasına, dışarıdaki işsizler her ücrete çalışacakları için işçi ücretlerinin aşağıya çekilmesine de neden oldu.

MOTOR GÜÇ MİNİ İŞLER

Düşük ücretli iş sektöründe motor gücünü mini işler oluşturuyor. 7,5 milyon düşük gelirli işte çalışan emekçinin 4,7 milyonu, haftalık çalışma süresi 10 saatten fazla olmayan mini işlerde çalışıyor. Mini işlerin iyi bir işte istihdam edilmenin yolunu açtığı iddiasının ise sadece kandırma olduğu belirlenmiş durumda. Gölge yoksulluk raporu, bu işlerde çalışanların „düşük ücret, kötü çalışma koşulları ve perspektifsizlikle dolu bir çıkmaz sokakta“ oyalanıp durduklarından söz ediyor.

HEPSİ SOSYAL YARDIMA MUHTAÇ

İstihdam politikası, sosyal sigortalı olmasına rağmen partime işlerin artmasına, bu işlerde çalışanların da ayın sonunu getiremedikleri için sosyal yardım başvurusunda bulunmasına da neden oldu. Yasalar, işverenlerin çıkarlarına göre düzenlendiğinden özellikle ev işleri, çocuk, yaşlı, hasta bakımı nedeniyle partime çalışmak zorunda kalan kadınlara yeterli iş sunulmuyor, kadınlar mini işlere yönlendiriliyor. 10 yıllık süre içinde taşeronlaşma, kiralık işçilik, dış ülkelerden işyeri sözleşmeleriyle getirilen işçilerin sayısında da artış oldu. Kiralık işçiler, defalarca söz verilmesine rağmen sözleşmeli işçi yapılmadı ve çalıştıkları firmanın değil de taşeron firmanın işçisi sayıldıklarından gelecek güvencesi olmadan ve işlerini kaybetmemek için her şeye tahammül ederek çalışmaktalar. İşsizlikten kurtulmak için serbest iş yapmaya yönlendirilenler de sözde kendi işlerini yapmalarına, normal çalışma süresinin çok üstünde çalışmalarına rağmen yoksulluk girdabına kapılmış durumdalar. İster mini, ister partime, ister kiralık işlerde çalışsınlar, isterse kendi işlerini kursunlar bu insanlar sosyal yardım almadan hayatlarını idame ettiremiyorlar.