‚Devlet koruyamıyor‘

Ekim ayının sonunda Haydar A. karısı Sahar A. yı bir kaç yerinden bıçaklayarak kayıplara karıştı. Sahar A. bir hastanenin yoğun bakımında yaşam ile ölüm arasında mücadele etti. Hayatta kalmayı başardı. Ancak Sahar A.’nın yaraları bıçağın açtıklarından daha derin. Korkuları da kaygıları da devam ediyor. Olup bitenler, ihmaller, kadınları şiddetten koruyamayan yasalarla ilgili olarak Sahar A.’nın Avukatı Dr. Esma Çakır Ceylan sorularımızı yanıtladı.

Pelin Şener

Orada neler olup bitti? Müvekkilinin sağlığı nasıl şimdi?

Esma Çakır Ceylan: 30.10.2018 tarihinde müvekkilim Sahar A. (ismi redaksiyon tarafından değiştirildi) benimle yaptığı görüşmeden sonra, eve döndüğünde 1 senedir ayrı yaşadığı kocası tarafından kapının önünde bıçaklandı. Karnından, sırtından ve göğsünden ağır yaralandı. Müvekkilim ölüm tehlikesini atlattı. Tedavisi sürüyor. Ancak korku ve kaygılarını atlatamadı. Kocası olaydan sonra kaçtı ve halen yakalanamadı. Sahar A. ilk günler hastanede polis tarafından korundu. Şimdi ise emniyeti için kamera ile izlenmekte. Çocuklar da koruma altında.

Daha öncesinde Sahar A.’ya yönelik tehditler var mıydı?

Evet. Fail daha önce de suç işlemişti. Kasım 2017’de Haydar A. 9 yaşındaki kızı ve 10 yaşındaki oğlunu kaçırmıştı. Gerekçesi de Sahar A.’nın zorunlu olarak katıldığı Almanca dersinde erkeklerle bir arada oturması, onlarla konuşmasıydı. Aile, Afganistan’dan önce İran’a oradan da Almanya’ya mülteci olarak gelmişti. Bu kısa dönemde, müvekkilim, yaşadığı haksızlıkları daha fazla çekememeye, eşine karşı çıkmaya başlamıştı. Örneğin oğluna her türlü özgürlüğü veren baba, 9 yaşındaki kızının kapının önünde oynamasına bile izin vermiyordu. Sırf kız çocuğu olduğu için. Anne de bu haksızlıklara karşı koyuyordu. Baba çocukları kaçırdıktan sonra Sırbistan/Macaristan sınırda yakalandı. Çocuklar babadan alınıp Macaristan’da 16-17 yaşında gençlerin yaşadığı bir yurda verildi.

Sahar A. için kısa zamanda tedbir davasıyla çocukların velayetini aldık. Baba davaya dahil edilmeden annenin kararıyla Almanya’ya geri gönderilsin. Suçu işleyen baba olsa bile çocukların velayeti anne ve babanın üzerinde olduğu için. İlk engeli yani velayeti acilen annenin üzerine alarak aşmış olsak bile ikinci engeli aşmak hiç de kolay olmadı.

Neydi ikinci engel?

Baba tren ile yolculuk ederken çocukları kimliklerini atmaya ikna etmişti. Mülteci olarak geldikleri için zaten gerekli kimlikleri de yoktu. Yeni kimlik çıkarmak aylar sürebilirdi. Çocuklar kaldıkları yurtta için hem dili bilmedikleri ve iletişim kuramadıkları hem de kendi yaşıtlarıyla bir arada olmadıkları için yemek yemiyor ve sık sık ağlıyorlardı. Macaristan’da sorumluluğu alan gençlik ve çocuk kurumu ile neredeyse her gün yazışma ve Alman Konsolosluğu ile düzenli irtibattan sonra 5-6 hafta içinde çocukları Almanya’ya getirebildik. Fakat baba, elini kolunu sallaya sallaya çocuklardan 3 hafta önce evine döndü.

Korkuyorsanız gidin!

Korkan ve polis çağıran müvekkilime polis “korkuyorsanız siz evden gidin, 2-3 gün başka bir yerde yatın” denilmişti. Bu durum için de acil dava ile evden çıkma kararı aldık. Fakat fail zorluk çıkarıp anahtarları vermiyordu. Ayrıca çocukların velayetini geri almak için mahkemeye itirazda bulunmuştu.

Velayetin her ne kadar müvekkilimde kalmasını başarmış olsak da mahkeme babaya gençlik dairesi eşliğinde görüş hakkı tanıdı. Çocuklar babaları ile görüşmek, fakat yalnız kalmak istemiyorlardı. Daha geçenlerde mahkeme, gençlik dairesi eşliğinde görüş hakkını uzatmıştı. Haydar A. sürekli barışma arzusundaydı ve Sarah A.nın İran’da yaşayan babasını arayarak baskı yapıyor, yaptırıyordu. Fail kadını ne zaman görse, ya tehdit ediyor ya da barışmak istediğini söylüyordu.

Daha öncesinde Sahar A.’ya yönelik tehditler var mıydı? İhmaller söz konusu mu? Önlem alınamaz mıydı?

Haydar A.’nın savurduğu tehditler, ve verdiği rahatsızlıklar yüzünden 04.10.2018 tarihinde Amtsgericht Grevenbroich`a tedbir davası açıp, uzaklaştırılmasını talep etmiştik. Müvekkilim 3-4 senedir burada yaşadığı ve Almanca kurslarına gitmek zorunda olduğu için, bir çok kadın gibi mahkeme masraflarını karşılayabilmek için adli yardımdan yararlanmak zorundaydı. Dilekçe acil dava olarak verildiği için, mahkemenin bir kaç gün içinde adamın kadına yaklaşmasının yasak olduğu kararını alması gerekirdi. Sırf adli yardım dilekçesi yüzünden hakim haftalardır tarafları yazılı olarak dinlemekte. Bizim kararımızı karşı tarafa gönderip görüş belirtmesini istemiş. Bu tür davalarda sıra dışı olsa da karşı taraf görüşünü yazılı belirttikten sonra, tedbir kararını en geç bundan iki hafta önce çıkarabilirdi. Bu yetmiyormuş gibi karşı tarafın görüşü yeniden görüş belirtmem için bana gönderilmiş. Bunun için de 03.11.2018 tarihine kadar zaman vermiş. Biz 18.10.2018 tarihinde Haydar A’nın eşinin peşinde dolaştığını, arayıp bulduğunu ve rahat bırakmadığını bildirmiştik. 30.10.2018 tarihinde Haydar A., Sahra A.yı bıçakladığının ertesi günü, mahkeme olaydan haberdar olur olmaz uzaklaştırma kararı çıkardı.

Olay medyaya yansıyınca karar çıktı!

Bu büyük bir rezillik aslında. Çünkü uzaklaştırma kararını, kadının tehlikede olduğuna inandığı için değil, olay medyaya yansıdığı için çıkarttı. İşin üzücü tarafı, çocuk kaçırma, velayetin anneye geçmesi, babaya görüş hakkı verilmesi olaylarına hep aynı mahkeme ve aynı hakim bakmıştı. Bütün bu olayların bilinmesine, adamın kadını tehdit etmesine karşın uzaklaştırma kararı çıkarmamıştı. Müvekkilim, mahkeme masraflarını ödeyemediği için acil dava aciliyetini hukuken kaybedip haftalarca süren yazışmaya dönüşmüştü.

Bu davada da karşımıza bir sürü sosyal sorun çıkıyor. Bunlar neler? Nasıl değişecek?

Fail uluslararası aranmakta, cinayete teşebbüsten arandığı için yakalanırsa tutuklanıp yargılanacak. Yakalanmazsa, İran ya da Afganistan’a kaçmış olacak. Türkiye’de yaşayan akrabalarını arayarak ‘kendisi ve çocukları için Türkiye’ye kaçak götürecek kişilerle irtibat kurulabilir mi’ sorusunu yöneltmiş. Çocuklar şu an saklı tutulduğu için onları tekrar kaçıramayacak. Fakat müvekkilimi hastaneden çıktıktan sonra daha güvenli bir yere yerleştirmemiz gerekecek. Mülteci olduğu ve yaşadığı şehri terk etmesi yasak olduğu için bu daha önce mümkün değildi. Göç Yasası, Almanya’ya mülteci olarak gelen ve aile içi şiddet yaşayan tüm kadınlar için başlı başına tehlike teşkil ediyor. Bir yandan kadınlar şiddet uygulayan kişiden uzaklaşmak, korunmak istiyor, diğer yandan göç ve iltica yasası ikamet zorunluluğu veriyor ve yaşadıkları şehri terk etme yasağı koyuyor. Başka şehirlerdeki kadın sığınma evleri de böylelikle kadınları alamıyor. Başka bir sorun da Şiddetten Korunma Yasası. Yasa halen şiddet mağdurlarını koruyamıyor, uygulamada sıkıntı çıkıyor ya da mahkemeler şiddet mağduru masrafları karşılayamayınca haftalar süren yazışmalarla aciliyeti ciddiye almıyor.

Kadına karşı şiddetin ne siyaset, ne yargı ne de yasama tarafından gereken ciddiyeti görmüyor. O yüzden de bu sorunun çözümü için çok yönlü değişimler gerekiyor.