Einstein’in tek başına verdiği mücadele

Martin Koch

Albert Einstein, Almanya’nın işçi sınıfına sempatisini açık gösteren nadir bilim insanlarından biriydi. 9 Kasım 1918’de Kasım Devrimi başladığında heyecanlandığını açıklamıştı. İsviçre’de yaşayan kız kardeşine yazdığı mektupta ‚Görebileceğim en büyük şey gerçekleşti. Militarizm ve gizli konseyler safsatası sona erdi. Bu (egemenler açısından) öylesine bir başarısızlık ki hiçbir tazminat bunu telafi edemez.“ diyordu.

Annesine de ilk kez Berlin’de olmaktan zevk aldığını söyleyerek, “Militarizm ve gizli konseylerin iflası bir mucize gerçekleştirdi. Akademisyenlerin arasında artık bir yüksek sosyalistim.” demişti. Hayatının hiçbir döneminde herhangi bir partiye üye olmayan Einstein, ileriki dönemlerde de sık sık sosyalist olarak nitelendi. Buna itiraz etmedi ama kendini en ileri anlamda liberal düşüncelere sahip bir demokrat olarak tanımladı.

Alman bilim dünyası boykot edildi

Einstein’dan farklı olarak çok sayıda Alman bilim insanı, savaşla ilgili araştırmalara katıldıkları için İmparatorluğun yenilgisi sonrası kendilerinden hesap sorulacağı korkusunu taşımaktaydılar. Versay Sözleşmesi, Alman araştırmacılarla ilgili kararlar içermese de Belçika, Fransa ve İngiltere’deki akademiler 1918 Kasım ayında Almanya’yı boykot etme kararı almışlardı. Hele de 1914’te yayımlanan, başı çeken 93 Alman entelektüelinin imzaladığı “Alman militarizmine destek sunulan Kültür Dünyasına!” başlıklı açıklama, Alman bilim, sanayi askeri yapısının içiçe geçmiş olduğunun kanıtı olarak gösteriliyordu.

1915’te tarihte ilk kez kimyasal gazın silah olarak kullanımını yöneten kimyager Fritz Haber, geçici bir süre savaş suçlusu olarak arandı ve İsviçre’ye kaçtı. Buna rağmen 1919 yılında İsveç Akademisi, azot ve hidrojen atomunu birleştirerek amonyakı bulan Haber’e kimya dalında Nobel ödülü verdi.

Boykot değişik boyutlarda gerçekleşti. Alman araştırmacılar açısından en acı verici olanı uluslararası konferanslara davet edilmeyişleri oldu. Fransız ve İngiliz bilim insanları, daha önceleri Almanların damgasını vurduğu alanlarda çalışmalar yaptılar. Örneğin 1899’dan beri var olan sekiz branşın toplandığı Uluslararası Akademiler Birliği’nin yerine Uluslararası Araştırmalar Konseyi’ni kurdular. Almanca’nın da bilimler arası iletişim dili olmaktan çıkarılması hedeflenmekteydi. Müttefik güçler, İngilizce ve Fransızca bilim dergileri çıkardılar ve Almanya’da yapılan çalışmaları uluslararası kaynakçalar arasında bile hesaba katmadılar.

Einstein boykottan etkilenmedi

İsviçre vatandaşı olarak Einstein, boykottan neredeyse hiç etkilenmedi. 1919 yılında İngiliz bilim insanlarının ışığın güneşin yerçekimi merkezinde kırılmasını kanıtlayıp genel relativite teorisini tasdik etmesinden sonra fizik biliminin bir pop starı gibi yükseldi. Dünyanın birçok ülkesi tarafından davet edildi. ABD’den Güney Amerika’ya, Japonya’ya, Filistin’e gitti. Gittiği yerde Almanca konuşarak Alman bilimine yönelik boykotu delmiş, bilim insanları arasındaki ortak çalışmayı halklar arasındaki kardeşliğin vazgeçilmez bir aracı olarak değerlendirmişti.

Birinci Dünya Savaşı’nın galip güçleri Almanya’ya yönelik bilimsel boykotu 12 yıl olarak belirlemişlerdi. Ancak bu süre dolmadan son verildi. Müttefik güçlerin bilim insanları da boykotun kaldırılması için çaba harcadılar.

Einstein giderek sola kaydı

Bu süreçte Einstein politik olarak giderek daha sola kaydı. Birçok meslektaşının dehşetle karşılamasına rağmen Sovyetler Birliği’ndeki sosyalist ayaklanmayı hayranlıkla izledi. Lenin’i insan vicdanının koruyucusu ve yenileyicisi olarak değerlendirdi. Yeni Rusya’nın Dostları Birliği’nin üyesi oldu.

Almanya’da eski prensliklere ait mülklerin kamulaştırılmasıyla ilgili bir halk oylamasında kamulaştırmadan yana tavır aldı. Komünistlerin Kızıl Yardım örgütünü destekledi ve askerlik hizmetinin reddi konusunda görüş beyan etti.

Ancak yaşamının sonunda Einstein, Kasım Devrimi’ne yönelik umutlarının hayal kırıklığına dönüştüğünü kabul etmek zorunda kaldı. 1918 yılında iflas ettiğini düşündüğü Alman militarizmi yükseldi ve ikinci kez Avrupa’yı feci bir savaşa sürükledi. 1944 yılında bir bilanço çıkaran Einstein, bir mektupta ‚heriflerden (bu herifler ellerine kan bulaşmış Almanlardı) samimi demokratlar yapılabileceğini sanmanın hata olduğunu yazdı: “40 yıl öncesinin adamları olarak ne kadar safmışız. Hatırladıkça gülüyorum.”

(Neues Deutschland gazetesinden çeviren Semra Çelik)


Neden sosyalizm?

Bana kalırsa kapitalizmin en büyük kötülüğü bireylerin sakatlanmasıdır. Tüm eğitim sistemimiz bu beladan muzdariptir. Gelecekteki kariyerine hazırlanmak için açgözlü bir biçimde başarıya tapmak üzere eğitilmiş öğrenciye abartılı bir rekabetçi yaklaşım aşılanır.

Ben bu korkunç beladan kurtulmanın tek yolu olduğuna eminim. Bu yol, toplumsal hedefler doğrultusunda yönlendirilmiş bir eğitim sisteminin eşlik ettiği sosyalist ekonominin inşasıdır.

Böyle bir ekonomide toplumun kendisi üretim araçlarının sahibidir ve üretim araçları planlı bir tarzda kullanılır. Üretimi toplumun gereksinimlerine uyduran planlı bir ekonomi işi çalışabilir durumda olanlara dağıtır ve erkek, kadın, çocuk herkesin geçimini garanti eder.

Bireyin eğitimi, doğuştan sahip olduğu yeteneklerin geliştirilmesinin yanında, günümüz toplumundaki güç ve başarının yüceltilmesi yerine, bireyin içinde çevresindekilere karşı sorumluluk hissi geliştirmeyi hedefler.