AB Ordusu, NATO ve savaş planları

YÜCEL ÖZDEMİR

Şu günlerde Avrupa basınının üzerinde bolca yorumlar yaptığı, ABD ile gerilime de yol açan Avrupa Ordusu ne Macron’un ne de Merkel’in icadı. Değişik kaynaklara göre, Avrupa Ordusu fikri ilk olarak 1950’li yıllarda Fransa Başbakanı Rene Pleven tarafından ortaya atılmış. ABD’nin Avrupa ülkelerini NATO şemsiyesi altında toplamaya başladığı bu yıllarda, kısa bir süre öncesine kadar birbiriyle savaşan Almanya ve Fransa’nın geçmiş savaşları yok sayarak Avrupa Ordusu kurması elbette gerçekçi değildi. Bu nedenle Pleven’in önerisi bir gelecek hayali olarak kaldı.
Ama bu talep Fransa’nın niyetinin Avrupa’nın lideri olmak istediğini gösteriyordu. İki büyük savaştan yenilgiyle çıkan Almanya’nın boynu bükük cezalı olduğu için böyle bir hayal kurması, öneride bulunması ise mümkün değildi. Zira, o yıllarda ordu kurması, silahlanması yasaklanan Almanya, galiplerin dayattığı koşulları her koşulda kabul etmek durumdaydı. “Sovyet tehdidi”, ABD tarafından Avrupa’nın tepesinde Demokles Kılıcı gibi sallandırılıyordu.
Hem de gerçek olmadığı halde…
Sovyetler yıkılıp 2000’li yıllara gelindiğinde, Alman ve Fransız siyasetçiler yeniden Avrupa Ordusu çağrılarında bulunmaya başladı. Hatta bunun için belli planlar yapıldı. Asker sayısı belirlendi. Ne var ki, çok fazla ilerleme sağlanamadı. Özellikle İngiltere her fırsatta, bir Alman-Fransız hayali olan Avrupa Ordusunun önüne takoz koydu. Yeni işgallerin NATO şemsiyesi altında uzlaşmayla çözülebileceğini savundu. Bundan geri adım atmadı.
Referandumdan Brexit kararı çıkınca, Almanya ve Fransa’nın en büyük sevinci Avrupa Ordusu önündeki engelin kalkması oldu. Her iki ülkenin dışişleri bakanları hemen ortak bir strateji belgesiyle, AB’nin ortak dış ve savunma politikasına sahip olması için yapılması gerekenleri sıraladılar. Bunların başında ise Avrupa Ordusu geliyordu.
Şimdi her iki ülke Avrupa Ordusu’nun zamanının geldiğine inanıyor. Daha doğrusu koşulların olgunlaştığına…
Macron’un geçen haftaki, ABD, Rusya ve Çin’e karşı Avrupa’nın kendisini korumak için bir ordunun kurması yönündeki açıklamasına beklendiği gibi ABD’den sert tepki geldi. Trump, Macron’la dalga geçti. “Biz gelmeden önce Paris’te Almanca öğrenmeye başlıyorlardı” derken hem Almanya’nın geçmişte Fransa’ya yaptıklarını hatırlatıyor hem de ABD’nin halen dünyanın lideri olduğunu söylüyordu.
Ne var ki ok çoktan yaydan çıkmış görünüyor.
Paris’teki törenlerden iki gün sonra Avrupa Parlamentosu’nda bir konuşma yapan Merkel, adalarındaki çelişkilere rağmen Macron’un söylediklerine tam destek vererek, “Bir gün gerçek Avrupa Ordusu kurma vizyonuyla çalışmamız gerekiyor” diyordu. Dolayısıyla, Trump’un çıkışı karşısında geri adım atma yerine Macron’un dediğinin “gerçeğe dönüşmesi” için ülke olarak hazır olduklarının mesajını veriyordu.
Açıklamaları üst üste koyduğumuzda, ABD ile Alman-Fransız ekseni arasında pazar paylaşımı konusunda yaşanan rekabetin askeri seviyeye taşındığı anlaşılıyor. Pazar açısından değişik bölgeler ve alanlarda yaşanan rekabetin, orta vadede diplomatik manevralarla çözülemeyeceğini herkes biliyor. Bu nedenle askeri yığınağı artırıyorlar.
Merkel ve Macron konuşmalarında sıkça Avrupa Ordusunun NATO’ya karşı kurulan bir ordu olmadığını söylemeyi de ihmal etmiyorlar. Örneğin Merkel AP’deki konuşmasında, “Birbirine karşı değil, birbirini tamamlayan” (Süddeutsche Zeitung, 14.11.2018) olduğundan söz etti.
Ancak gerçek hiç de öyle değil.
Bugüne kadar ABD’nin yanı sıra Kanada, Norveç ve Türkiye Avrupa Ordusu’nda karşı tutum almış görünüyor. NATO’yu bölmeye çalışan Putin ise Almanya-Fransa planında destek verdiğini açıkladı. AB ülkesi olan pek çok NATO üyesi Avrupa Ordusunun ön aşaması olan PESCO’ya dahil oldu. ABD’nin AB ülkelerine NATO’ya daha fazla bütçe ayırmaları konusunda yaptığı baskı yakın gelecekte yoğunlaşacak. Avrupa Ordusunu kurmak isteyenler, NATO’yu bölme planlarına haklı bir kılıf uydurmak için bunu halk nezdinde meşrulaştırmak için kullanılabilir. Bu nedenle NATO’nun bölünmesi ya da küçülmesi çok uzak ya da mümkün olmayan bir durum değil artık.
Görünen o ki; Avrupa Ordusu, keskinleşen emperyalist paylaşım sürecinde asıl olarak Alman-Fransız sermayesinin çıkarlarını savaş yoluyla koruma ihtiyacı üzerinden kuruluyor. Bu mekanizmada hızlı karar vermek için bir “Avrupa Güvenlik Konseyi”nin durulması da öneriliyor. Zira, kurulacak ordu, Merkel’in değişiyle “uygulanabilir bir dış politikanın” yapılmasını sağlayacak.
Açıktır ki, Almanya ve Fransa’nın kendi ekonomik ve siyasi çıkarlarını Avrupa Ordusu üzerinde hayata geçirme planı hem savaş tehdidini büyütüyor hem de NATO’nun bölüneceğini işaret ediyor. Bu aynı zamanda halkın temel sosyal ihtiyaçlarından kısılıp silahlanmaya daha fazla bütçe ayrılacağı anlamına geliyor.
Özetle Avrupa ile ABD arasındaki transatlantik ilişkiler askeri alanda da sertleşmeye devam edecek. Bütün bunlar emperyalistler arasındaki çıkar çatışmasının sonunda savaşa ve silahlanmaya doğru yol aldığını gösteriyor.