Kadınların seçim hakkını elde etmesinin 100. yılında unutulan kahramanlar

Karin Janker

Yapılan bir nevi devrimdi ama başı çekenler unutuldu. Alman İmparatorluğu sırasında nüfusun yarısını oluşturan kadınların en azından seçme seçilme hakkına sahip olması için mücadele eden ve kazanan öncü kadınların adlarını hatırlayan var mı?

Örneğin daha 1848 yılında kadınlara seçim hakkı talep eden Louise Dittmar, yazılarında erkekler tarafından erkeklerin haklarını arttırmak, kadınları daha da ezmek için yapılan yasaları eleştiren Hedwig Dohm, ya da 1912’deki uyarısı ’sizden düşük değerde değiliz!‘ sözleriyle biten Anita Augspurg’u kimler tanıyor?

Müfredat programlarında kadınların seçim hakkı elde etmek için verdiği mücadele çok düşük bir değer taşıyor. 100 yıl önce kadınların verdiği mücadele, erkekler gibi kadınların da seçim hakkına sahip olması çok normal görüldüğünden, şimdilerde pek bir anlam taşımıyor. Ancak şimdi doğal diye, kadın mücadele tarihinin kolektif bilinçten çıkarılması kabullenilebilir mi?

Ya da kadınlar 100 yıl önce seçim hakkı elde etti diye herşey güllük gülistanlık oldu mu? Politik, toplumsal ve ekonomik alanlarda kadınların söz söyleme hakkı ne kadar? Neden hala federal parlamentoda kadınlar, nüfusun içindeki oranlarına göre temsil edilemiyor? Neden hala kadın kotasından söz ediliyor? Neden dünya ve ülke için önemli konularda son sözü söyleyenlerin ezici çoğunluğu erkekler? Bunun nedeni kadınların aptallığı, genetik yapıları, ilgi alanları veya toplumsal, politik olaylara ilgisizliği olarak gösterilebilir mi?

Kadınların mücadele tarihi, kadın erkek eşitliğinin ancak mücadeleyle gerçekleşebileceğini gösterdi. Kadınlar 12 Kasım 1918’de seçim hakkını elde etmeleri uzun nefesli bir mücadeleyi gerektirdi. Bir insanın, bir partinin, bir örgütün, bir devletin kendini demokrat olarak nitelendirebilmesinin koşulları arasına kadınlara yönelik tavrının da girmesi öncü kadınların mücadelesiyle sağlandı.

1919 Ocak ayında yapılan genel seçimlere ilk kez kadınlar da katıldılar. Katılım oranı yüzde 90 oldu. Seçilen milletvekillerinin ise sadece yüzde 10’u kadındı. Seçim hakkı elde etmek için verdikleri 70 yıllık mücadelede, ‘karar veremeyecek kadar aptal olduklarından’, ‘psikolojik zayıflıklarına’ kadar aptalca iddialarla karşı karşıya kaldılar.

Bu düşüncelere sahip olanların sayısı azaldı ama bitmedi. Hala parti ve örgütler içinde, kadını ortamı güzelleştiren, ılımlılaştıran, bağımsız düşünme yeteneği olmadığı için erkeklerin verdiği görevleri yerine getiren ikincil cins olarak gören var. Hala kadınlar cinsel obje olarak taciz ve tecavüzle karşı karşıya kalıyorlar. MeToo tartışmaları bunu açıkça ortaya koydu.

Hala kadınlar ya aptal ve kurtarılmayı bekleyen ya da kurnaz, entrikacı, duygusal ve nesnel düşünmekten uzak değerlendiriliyor. Hala bir kadının hangi yeteneklere sahip olduğunun anlaşılması onun bir erkeğin yanında çıraklık yapmasına bağlı.

O zaman seçim hakkının elde edilmesinin 100. yılında hakların mücadele etmeden alınamayacağı bilinciyle hem o dönemin öncü kadınlarına, hem de şimdinin mücadeleci kadınlarına saygı gösterilmeli. Eşit haklar mücadelesinde yapılacak çok şey var!

(Süddeutscher Zeitung gazetesinden kısaltarak çeviren: Semra Çelik)