Kadına yönelik şiddet toplumsal bir sorundur

Julian Dörr/Süddeutscher Zeitung

Perşembe günü, bugün ve tekrar pazartesi günü… Almanya’da erkekler her iki günde bir beraber yaşadıkları bir kadını öldürüyor. Federal Asayiş Dairesinin verileri bunu söylüyor.
Bazılarının göstermek istediğinin tersine kadına yönelik şiddet özel bir sorun değil, iki kişi arasında, kapalı kapılar ardında gerçekleşmiyor. Ancak medyada kullanılan dil bile ‘Karışmayın, aile içinde bir şeyler oluyor, düzelir ya da bozulur’ şeklinde. Bir erkek beraber yaşadığı kadını öldürse, dövse, hastanelik etse, gazeteler aile dramından söz ediyor. Sanki yemek tuzlu olduğu ya da yandığı için çıkan bir tartışmanın beklenmeyen sonucuymuş gibi… Bunun adı cana kıyma, insan öldürme, suçu işleyen de katil! Adını koyup, sorunu önemsizleştirmeden nedenlerini ortadan kaldırmak için çaba harcamak zorunlu. Sorunla, sorunun kaynağıyla yüzleşmek çözmek için ciddi bir adım atmak değil midir ki?
Aile dramı kavramı, geniş toplumsal katmanları ilgilendirmeyen, iki kişinin ya da çekirdek ailenin arasında gerçekleşen, sadece dedikoducuların dikkatini çeken bir olay gerçekleşmiş intibaını uyandırıyor. Kadına yönelik şiddetin toplumsal bir konu olarak ele alınıp tartışıldığını ancak suçlu göç kökenli olduğunda görüyoruz. Örneğin Köln’de Noel gecesi, Kuzey Afrikalı erkeklerin karıştığı iddia edilen taciz olayları, Kandel’de, Freiburg’ta terk ettikleri göç kökenli erkekler tarafından öldürülen Almanlar, vb… Halbuki Federal Asayiş Dairesinin verileri kadınlara yönelik şiddet uygulayan erkeklerin üçte ikisinin Alman vatandaşı olduğunu gösteriyor. Kadınlara yönelik şiddet kesinlikle göçmenlere özgü bir problem değil. Kesinlikle daha ataerkil veya kadınların özgürleşmesinin gerçekleşmediği ya da az gerçekleştiği toplumların, toplumsal kesimlerin problemi değil. Almanya’da kadına yönelik şiddet uzun süre konu edilmedi, özel sorun olarak görüldü ve gözlerden gizlenmeye çalışıldı. Daha önceki kuşaktan kadınlar, özel sorun olduğuna inandırıldıkları bu konuda şikayet etmeyi ayıp saydılar. Yatak odasında olan biten kimseyi ilgilendirmezdi. Ancak 1997 yılında eşin tecavüzü suç olarak kabul edildi. O zaman bile 138 milletvekili buna karşı oy kullandı. Halbuki kadına yönelik şiddeti önleme konusunda devlet ve politik çevrelere büyük bir yük düşüyor. Kadına yönelik şiddete karşı sürdürülen kampanyalara ve konunun tabusuz konuşulup çözüm aranmasına daha fazla para ayrılması gerekiyor. Sığınma talebinde bulunan kadınları yer ve personel azlığı nedeniyle geri gönderen kadın sığınmaevlerine daha fazla para verilmeli. En önemlisi de aydınlatma çalışmalarına daha fazla para ve personel ayrılmalı. Kadına yönelik şiddet günlük bir problem olduğu için, tecavüzcü, kadın katili ve tacizciler, karanlık bodrumlardan çıkan suçu işleyip kaybolan canavarlar olmadığı için, evimizde, yan evde, metroda karşımızda oturdukları, sokakta yanımızdan geçtikleri için toplumsal bir sorun olarak ele alınmak zorunda.
Kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda toplum, devlet, hükümet sorumluluk yüklenmek zorundadır. Şiddet tartışmaları, kadının zayıflığı üzerinden sürdürülemez, sorun sadece kadınları ilgilendiren ve onlar korunursa çözülecek bir sorun olarak görülemez.
Şiddet özel bir sorun da değil sadece kadınları ilgilendiren bir sorun da değil! Kadına yönelik şiddet erkeklerde başlıyor. Toplumsal olarak var olan, yeniden üretilen tehlikeli erkeklik olgusu şiddeti yaratıyor. Erkeklerin duygularını bastırması gerektiği, kadınlardan güçlü, zeki vb. olduğunu dayatan, iktidarın onların elinde olduğunu empoze eden ve kadın erkek insanları bu şekilde eğiten ataerkil sistem ve geleneksel değer yargıları şiddeti meşrulaştırıyor ve yaygınlaştırıyor.
Kadın erkek eşitliği konusunda ve şiddetin azaltılmasında en etkili yol erkeklerin işin içine çekilmesidir. Dünyanın yarısını oluşturan erkekler, kendilerini de köleleştiren ataerkil ilişkilere ve cinsiyetçiliğe karşı çıkmalıdırlar.

Çeviren: Semra Çelik