AB’nin İngiltere’yle boşanma mutluluğu

Yücel ÖZDEMİR

Brüksel’de Pazar günü yapılan Avrupa Birliği (AB) Olağanüstü Zirvesi’nde, AB ile İngiltere arasında sürdürülen pazarlıkların ardından hazırlanan yaklaşık 600 sayfalık anlaşma imzalandı. Liderlerin, hem İngiltere’nin hem de AB’nin yakın gelecekteki kaderini etkileyecek anlaşmayı imzalamak için sadece yarım saate ihtiyaç duyması, adeta birbirinden boşanmak için gün sayan çiftlerin haline benziyordu.
“Boşanma” şartlarını belirleyen anlaşmanın imzalanmasından sonra şimdi herkes bütün malların paylaşılacağı, evlerin ayrılacağı gün olan 29 Mart 2019’u bekliyor. AB cephesinde, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in ifadesiyle her ne kadar “trajik” ve “hüzün” olarak adlandırılsa da, gerçekte sürekli kavga çıkaran bir işten ayrılmasının mutluluğu var. Tam 45 yıldır ilişkiden sonra yaşanan ayrılığın ardından taraftarlar, üzerinde varılan anlaşmanın olumlu yanlarını öne çıkarmayı özen gösteriyor.
Örneğin Almanya’nın muhafazakar gazetelerinden Frankfurter Allgemeinen Zeitung, pazarlıkların AB açısından “kazasız belasız sonuçlanması”ndan mutlu: “27’ler Avrupası açısından sonuç daha kötü de olabilirdi. Brexit görüşmelerinde ayrılığa düşmediler. Londra’nın cazip vaatlerle AB ülkelerini kandırıp ortakların arasını açma umudu boşa gitti. Tam aksine, AB temsilcisi Michel Barnier ve ekibi takdire şayan bir sonuç elde etti.”
Anlaşmayı 12 Aralık’ta İngiltere parlamentosunda oylamaya sunacak Başbakan Theresa May ise halka yönelik yayınladığı mektupta, anlaşmayı “Birleşik Krallığın ulusal çıkarlarını koruduğu”nu ve “Olabilecek en iyi anlaşma” şeklinde sunarak, ülke içerisindeki tepkileri yatıştırmaya çalıştı. İngiltere’nin “ulusal egemenlik haklarına yeniden kavuştuğu”ndan söz etti.
Anlaşmanın İngiliz Parlamentosunda kabul edilmeme ihtimalinin yüksek olduğundan söz ediliyor. Anamuhalefetteki İşçi Partisi’nin yanı sıra May’ın Muhafazakar Partisi’nin 314 milletvekilinden 80-90 kadarının, İskoçya, Kuzey İrlanda ve Galler’deki ulusal partilerin değişik nedenlerle destek vermeyeceği ileri sürülüyor.
Junge Welt gazetesinde Pazartesi günü “Derinleşen Kriz” başlığıyla yer alan yorum yazısında, İngiliz ordusunun da anlaşmaya karşı çıktığı ifade edildi. Gerekçe olarak da anlaşmada İngiltere’nin savunma politikasının AB’ye bırakılması gösteriliyor. Yine, İspanya’nın İngiliz sömürgesi Cebelitarık’ın geleceği konusunda veto hakkını korumasına da tepki var. Kuzey İrlanda ile İrlanda arasında sınır kontrollerinin yapılmaması da milliyetçiler tarafından “Kuzey İrlanda’nın bağımsızlığı yönünde atılmış bir adım” olarak sunuluyor. Böylece, Brexit anlaşmasının Birleşik Krallığı böldüğünden söz ediyorlar. Junge Welt’de yer alan yazıda ayrıca, İngiltere demiryollarını kamulaştırmak istemesi durumunda bu konuda söz sözü Avrupa Adalet Divanı söyleyecek.

İNGİLTERE ÖRNEK OLABİLİR Mİ?
Önümüzdeki dönemin en önemli sorunlarından birisi İngiltere’nin boşanmasının diğer ülkelere de örnek olup olmayacağı. Özellikle aşırı sağcı, popülist partilerin çoğu göçmenler ve sığınmacıların yanı sıra AB ve avro karşıtı söylemleri de öne çıkararak, “ulusal egemenlik hakları”ndan söz ediyorlar. AB ile birlikte “ulusal egemenlik hakları”nın AB’ye devredildiğini, bu nedenle pek çok sorunun Brüksel’den kaynaklandığını söyleyerek güç topluyorlar. Bir bölümü doğru olan bu argümanların toplum içerisinde karşılık bulmasıyla birlikte, önümüzdeki süreçte milliyetçi partilerin İngiltere gibi AB’den ayrılmayı gündeme getireceği tahmin ediliyor. İngiltere’nin AB’den ayrıldıktan sonra ekonomisini düze çıkarması durumunda ise bu konudaki baskının artabileceği tahmin ediliyor. Bu nedenle, AB’nin İngiltere’den boşanmak için almış olduğu karar aynı zamanda yeni boşanmalara da örnek olabilir.
Bugün, AB’nin ekonomik, siyasi, askeri ve ortak dış politika açısından İngiltere engelinin aşılmasından memnun görünen Almanya-Fransa ekseni, gelecekte geri kalan üyelerin de benzer bir yola başvurmaması için baskı ve bağlayıcılığı artıracak gibi görünüyor. Ne var mi, askı artıkça AB’den ayrılma eğilimi de giderek güç kazanacak. Gelişmeler, farklı ulus devletlerin, ekonomiklerin biraraya gelmesiyle “Birleşik Avrupa”ya ulaşmanın zor olduğunu gösteriyor. Ulaşıldığı taktirde de ise geride çok az ülkenin kalacağını İngiltere göstermiş oldu.

AB’NİN HENÜZ B PLANI YOK
Brüksel’de imzalanan “boşanma anlaşması”nın Londra’da reddedilmesi durumunda ne olacağını ise kimse bilmiyor. Zira, henüz hazırlanmış bir B planından söz edilmiyor. Bu nedenle AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, biraz da tehditvari şekilde, “Bu hem AB hem de İngiltere için olabilecek en iyi anlaşmaydı.Bunu reddedenler şaha sonra şaşkınlığa uğrayabilir” diyerek, yeniden bir pazarlık durumunda İngiltere için daha kötü şartların olabileceğini ima etti. AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ise anlaşmanın kabul edilmemesi durumunda ne olacağı şeklindeki sorulara “Şu anda spekülasyon yapmaya gerek yok” diyerek aslında AB cephesinde yeniden pazarlık niyetinin olmadığını gösteriyor. Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz da zirve sonrasında yaptığı açıklamada, anlaşmanın kabul edilmemesi durumunda yeniden pazarlıkların olmayacağını ifade etti. Öyle anlaşılıyor ki; anlaşmanın İngiltere tarafından olduğu gibi kabul edilmemesi durumunda sadece İngiltere’de değil AB içinde de derin tartışmalara yol açacak. Bu nedenle, İngiliz parlamentosunun onay vermemesi durumunda hem AB hem de İngiltere’deki krizin daha da derinleşeceği bugünden görülüyor. Bu ada 29 Mart 2019’dan itibaren Brexit sürecinin kontrolden çıkabileceği anlamına geliyor. Süddeutsche Zeitung’da yer alan haber-analize göre, anlaşmanın imzalanmaması durumunda 29 Mart 2019’dan itibaren gümrük vergileri ve sınır kontrollerinin başlayacağını, bunun da en çok ekonomiyi vuracak. Bu aynı zamanda öngörülen geçiş sürecinin de uygulanmayacağı anlamına geliyor.
Anlaşmada öngörülen, 2020 ya da en fazla 2022 yılına kadar sürecek geçiş sürecinin ardından İngiltere, AB’den tamamen ayrılmış olacak. Bu süreçte AB ile İngiltere arasında serbest ticaret anlaşmanın imzalanarak mal ve hizmet değişiminden gümrük vergilerinin alınmaması hedefleniyor. İngiltere’nin uzun zamandan beri AB için önerdiği model de siyasi entegrasyon yerine serbest ticaret bölgesiyle kalınması yönündeydi. Ancak; Almanya ve Fransa bununla yetinmeyerek AB’nin ekonomik, siyasi ve askeri entegrasyonun gerçekleşmesini savunuyorlardı.


AVRUPA BASININDA YORUMLAR

IL SOLE 24 Ore (İtalya): AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker zirve sonrandaki basın toplantısında “Sevinecek ya da kutlanacak bir an değil, bir trajedi” sözlerini kullandı. Birleşik Krallığın ayrılmasının AB’de sonun başlangıcı olacağından endişe ediliyor. Eğer böyle olursa kıtanın geleceği acımasız olacak. Tehlike başlayacak, yüzyıllardır Avrupa’ya egemen olan çatışmalara geri dönülecek. Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Macron, “Brexit ile birlikte Avrupa yönünü yeniden belirlemeli” diyor.

Die Tageszeitung (Almanya): Üzülmek için neden var. Çünkü İngiltere’nin ayrılması onaylandı. Yine İtalya’nın ikide bir AB ile çatışmak için ifade ettiği politikalar var. Sürekli sözü edilen Avrupa’nın başarısı iflas etti. Merkel’in söz verdiği başarıya ne oldu? Macron’un heyecanlı şekilde ifade ettiği yeni ufuklar nerede? Bunları görmek artık mümkün değil. Avrupa Parlamentosu seçimlerinden altı hafta önce söz konusu olan en kötüsünü önüne geçmekten başka bir şey değil.

Süddeutsche Zeitung: Britanya’ya Avrupa’da istisnai koşullar tanınması kuşku götürür. Yakın gelecek dört başı mamur yalnızlığın sanıldığı kadar harika olmadığını gösterecektir. Donald Trump’ın ABD’si artık Britanya’nın güvenilir koruyucusu değildir. Britanya AB ülkelerinden daha iyi ticari ortaklar da bulamaz. Britanyalılar büyük önem verdikleri özgürlük ve egemenliklerini bundan böyle tek başlarına savunamayacaklardır. Brexit dramı önümüzdeki haftalarda Britanya parlamentosunda nasıl son bulursa bulsun, Britanyalıların çoğunluğu ilerde aklın yolundan gidip Avrupalı olacaktır.